İçeriğe geç

Obstrüktif Uyku Apnesi

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), uyku sırasında üst hava yolunun kısmi veya tam tıkanmasının tekrarlayan atakları ile karakterize edilen, solunumun azalmasına veya durmasına (hipopne veya apne) yol açan yaygın ve karmaşık bir uyku bozukluğudur. Bu olaylar uykuyu bozar, aralıklı oksijen desatürasyonuna neden olur ve sıklıkla gündüz uykululuğuna ve diğer sağlık komplikasyonlarına yol açar[1].

OSA’nın biyolojik temeli, hava yolu tıkanıklığına yatkınlık oluşturan anatomik özellikleri, üst hava yolu kaslarının bozulmuş sinirsel kontrolünü ve çeşitli genetik faktörleri içeren çok yönlüdür. Araştırmalar, tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) bir bireyin OSA’ya yatkınlığında rol oynadığını göstermektedir[2]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), erkeklerde olası bir kantitatif özellik lokusu olarak gösterilen RAI1 geni de dahil olmak üzere, OSA özellikleriyle ilişkili spesifik genetik lokusları tanımlamıştır [1]. Diğer çalışmalar, NRG1 gibi genlerle, serotonerjik gen polimorfizmleriyle (örn., 5-HT2A, 5-HTT) ve LEPR ile ilişkileri araştırmıştır [2]; [3]; [4]; [5]. Obeziteye bağlı genetik varyantlar, FTOgeni içindekiler gibi, obezite ve OSA arasındaki güçlü ilişki göz önüne alındığında da önemlidir[6]; [7]; [8]. Ayrıca, genetik araştırmalar, Hispanik/Latino, Avrupa kökenli Amerikalı, Afrika kökenli Amerikalı ve Çinli Han bireyler de dahil olmak üzere çeşitli popülasyonlarda OSA özelliklerini incelemiştir [9]; [10]; [3]; [11].

Klinik olarak, OSA, sağlık üzerindeki geniş kapsamlı etkisi nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom ve serebral beyaz madde hiperintensiteleri gibi nörolojik sorunların artan riskleriyle ilişkilidir[2]; [12]. İnsomnia ve uyku süresi dahil olmak üzere uyku bozukluğu özellikleri, nöropsikiyatrik ve metabolik özelliklerle genetik örtüşme göstererek, bozulmuş uykunun sistemik etkilerini vurgulamaktadır[13]; [14].

OSA’nın sosyal önemi, yüksek prevalansı ve yaşam kalitesi, üretkenlik ve kamu güvenliği üzerindeki derin etkisinden kaynaklanmaktadır. Tedavi edilmeyen OSA, kronik yorgunluğa, bozulmuş bilişsel işlevlere ve kaza riskinin artmasına yol açarak önemli bir toplumsal yüke katkıda bulunur. OSA’nın genetik temellerini anlamak, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi, önleme stratejileri ve daha etkili tedaviler geliştirmek için hayati öneme sahiptir.

Obstrüktif uyku apnesinin genetik temellerini anlamak hızla gelişen bir alan olsa da, mevcut araştırma metodolojileri ve çalışma tasarımlarında bulunan çeşitli sınırlamalar dikkate alınmayı gerektirmektedir. Bu sınırlamalar, bulguların yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkilemekte, gelecekteki araştırmalar için alanlara işaret etmektedir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Obstrüktif uyku apnesi gibi kompleks özelliklere yönelik birçok genetik ilişkilendirme çalışması, bu tür özelliklerin karakteristiği olan küçük etki büyüklüklerine sahip varyantları tespit etmek için genellikle yeterli güce sahip değildir. Bazı çalışmalar, fenotipik varyansın küçük bir yüzdesini (örn. %1) açıklayan bir varyantı tespit etmek için sınırlı güç, örneğin yaklaşık %18 güç bildirmiştir[15]. Bu kısıtlama, gerçek genetik ilişkilendirmelerin, özellikle de ince etkilere sahip olanların gözden kaçabileceği anlamına gelir; bu da genom çapında anlamlılık elde etmek ve bu küçük etkileri sağlam bir şekilde tanımlamak için genellikle on binlerce bireyden oluşan çok büyük örneklem boyutlarını gerektirir [15].

Güvenilir genetik ilişkilendirmeler oluşturmada kritik bir kısıtlama, ilk bulgular için bağımsız replikasyon örneklemlerinin sıkça eksik olmasıdır [15]. Bağımsız bir kohortta doğrulama, gerçek genetik ilişkilendirmeleri çoklu testten kaynaklanan şans olaylarından ayırt etmek için esastır; zira kapsamlı testler göz önüne alındığında, boş hipotez altında beklenen seviyelerde gözlemlenen ilişkilendirmeler geçerliliğini koruyamayabilir [15]. Bazı çalışmalar düşündürücü ilişkilendirmeler tanımlasa da, bunların geçerliliği titizlikle replike edilene kadar geçicidir ve uyku/uyanıklık düzenlemesi için aday genleri replike etmeye yönelik geçmiş girişimler sıklıkla karışık sonuçlar vermiştir; bu da sağlam bulguları pekiştirmek için işbirlikçi meta-analizlere duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır [15].

Fenotipik Değerlendirme ve Genellenebilirlik

Section titled “Fenotipik Değerlendirme ve Genellenebilirlik”

Uyku süresi, insomni semptomları ve aşırı gündüz uykululuğu gibi uykuyla ilişkili fenotipler için kendi bildirimine dayalı verilere güvenilmesi, potansiyel ölçüm hatası ve yanlılıklar ortaya çıkarır[15]. Bireylerin algıları ve bilişsel yanlılıkları, bildirimlerini etkileyebilir; bu da gerçek genetik ilişkilendirmeleri gizleyebilecek veya sahte olanları ortaya çıkarabilecek yanlışlıklara yol açar [15]. Objektif ölçümler, geniş ölçekli çalışmalarda uygulaması genellikle daha maliyetli ve karmaşık olsa da, uyku özelliklerinin daha hassas ve güvenilir bir değerlendirmesini sağlayacak, böylece genetik bulguların geçerliliğini güçlendirecektir.

Birçok genetik çalışma, Hispanik/Latin Amerikalılar gibi belirli popülasyonlar içinde yürütülmektedir; bu durum, popülasyona özgü genetik mimarileri anlamak için değerli olsa da, bulguların diğer etnik gruplara genellenebilirliğini sınırlayabilir [6]. Obstrüktif uyku apnesi, farklı soylarda farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve genetik varyantlar bu gruplar arasında değişen sıklıklara veya etkilere sahip olabilir. Ek olarak, bazı ilişkilendirmeler cinsiyete özgü olabilir; özellikle erkeklerde obstrüktif uyku apnesi ile ilişkili kantitatif özellik lokuslarını tanımlayan bulguların gösterdiği gibi, bu da genetik etkilerin cinsiyetler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebileceğini ve dikkatli katmanlaştırma ile doğrulama gerektirdiğini göstermektedir[1].

Karmaşık Etiyoloji ve Karıştırıcı Faktörler

Section titled “Karmaşık Etiyoloji ve Karıştırıcı Faktörler”

Obstrüktif uyku apnesinin etiyolojisi karmaşıktır ve genetik yatkınlıklar ile çevresel veya yaşam tarzı faktörleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir. Örneğin, alkol tüketimi, genetik polimorfizmler ve uyku apnesi ile birlikte bir faktör olarak incelenmiş, hastalık riskini veya şiddetini değiştirebilecek gen-çevre etkileşimlerinin potansiyelini vurgulamıştır[2]. Bazı analizler vücut kitle indeksi gibi bilinen karıştırıcı faktörleri ayarlasalar da, çevresel etkilerin tüm yelpazesi ve bunların genetik varyantlarla etkileşimi tam olarak yakalanamayabilir, bu da doğrudan genetik etkileri gizleyebilir veya risk yollarının eksik anlaşılmasına yol açabilir [2].

Genetik varyantlar genellikle pleiotropik etkiler gösterir, birden fazla, görünüşte farklı özelliği etkileyerek obstrüktif uyku apnesi için belirli nedensel yolların tanımlanmasını zorlaştırır. Örneğin, FTO gibi genlerdeki varyantların, uyku apnesi için önemli bir risk faktörü olan vücut kitle indeksi ile ilişkili olduğu bilinmektedir ve BMI için ayarlama yapılmış veya yapılmamış durumlarda pleiotropi gösterirler[7]. Bu karşılıklı bağlantı, obstrüktif uyku apnesi ile genetik bir ilişkinin doğrudan mı yoksa diğer özellikler aracılığıyla mı aracılık edildiğini çözmeyi zorlaştırmaktadır; bu durum, tanımlanmış varyantlar tarafından genetik varyansın önemli bir kısmının açıklanamaz kaldığı “eksik kalıtım”a katkıda bulunarak nadir varyantlar, epigenetik faktörler ve daha karmaşık genetik mimariler üzerine daha fazla araştırmaya duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.

Genetik varyasyonlar, bir bireyin obstrüktif uyku apnesine (OSA) ve bununla ilişkili özelliklere yatkınlığında önemli bir rol oynamakta; metabolizma ve inflamasyondan solunumun nörolojik kontrolüne kadar bir dizi biyolojik yolu etkilemektedir. Bu varyantları anlamak, sıklıkla hem obeziteye bağlı hem de obeziteden bağımsız mekanizmaları içeren OSA’in altında yatan karmaşık genetik mimarisini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olur [11].

FTO (Yağ kütlesi ve obezite ile ilişkili gen)lokusundaki varyantlar, OSA için birincil risk faktörü olan obezite ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. FTO geninin enerji homeostazı ve adipogenezi etkilediği bilinmekte olup, varyasyonları çocukluk çağı obezitesine ve aşırı obeziteye katkıda bulunmaktadır[16], [17]. Örneğin, FTO bölgesindeki tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs1421085 , obezite ile ilişkili özelliklerde nedensel kabul edilmekte ve BMI’ye göre ayarlanmamış modellerde OSA özellikleri ile ilişkide nominal bir anlamlılık göstermiştir[11], [8]. rs1558902 ve rs62048402 gibi diğer FTO varyantları da yağ kütlesine ve vücut kitle indeksine (BMI) katkıda bulunur [18], [19]. FTO varyantlarının BMI’den bağımsız bile olsa pleiotropik etkileri, bireyleri OSA’ya yatkın hale getirebilecek metabolik sağlık üzerinde geniş bir etki olduğunu düşündürmektedir [7].

Uzun kodlamayan RNA’lar (lncRNA’lar) ve psödogenler, OSA ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere çeşitli biyolojik süreçlerde önemli düzenleyici elemanlar olarak ortaya çıkmaktadır. LINC01122 (Uzun İntergenik Kodlamayan RNA 01122) geni, rs6724384 , rs58857776 ve rs11125759 gibi varyantlarıyla, böyle bir düzenleyici elemanı temsil etmektedir. LncRNA’lar, kromatin yapısını, transkripsiyonu ve transkripsiyon sonrası işlenmeyi etkileyerek gen ekspresyonunu modüle edebilir ve düzensizlikleri, uyku bozukluklarıyla ilgili metabolik veya nörolojik yolları etkileyebilir [20]. Benzer şekilde, EEF1A1P11 - RN7SL831P’yi kapsayan, rs6679458 varyantını içeren intergenik bölge, protein sentezi veya stres yanıtları gibi hücresel süreçleri potansiyel olarak etkileyebilecek düzenleyici fonksiyonlar gösterebilecek psödogenleri içerir. rs12507026 ile ilişkili PRDX4P1 - THAP12P9 bölgesi de, oksidatif strese karşı hücresel savunma mekanizmalarını etkileyebilecek psödogenleri barındırır; oksidatif stres, OSA’nın bilinen bir sonucudur [21].

Metabolik düzenleme ve hücresel sinyal yollarında yer alan bazı genler de OSA ile ilişkiler göstermektedir. rs13107325 ile temsil edilen SLC39A8 (Çözünen Madde Taşıyıcı Ailesi 39 Üye 8), bağışıklık yanıtı ve metabolik düzenleme dahil olmak üzere çeşitli hücresel fonksiyonlar için kritik olan bir çinko taşıyıcısını kodlar ve bu fonksiyonlar OSA’da değişebilir [11]. DGKG (Diasilgliserol Kinaz Gama), ETV5 (ETS Varyant 5) ile birlikte, rs869400 ile ilişkilidir. DGKG, lipid metabolizması yoluyla sinyal iletiminde rol oynarken, ETV5 ise adipogenez ve nörogenez için önemli bir transkripsiyon faktörüdür ve her ikisi de OSA patofizyolojisini etkileyebilir [1]. Ek olarak, rs466614 varyantına sahip GAPVD1 (GAP SH3 Bağlayıcı Alan ve PH Alanı İçeren 1), hücre içi trafiği ve hücresel sinyalleşmeyi düzenlemede rol oynar; bu süreçler genel hücresel sağlığın korunması için kritik öneme sahiptir ve OSA’daki kronik aralıklı hipoksi gibi koşullar altında bozulabilir [22].

Hormonal, nörolojik ve gelişimsel faktörler de OSA ile ilgili genetik varyasyonlardan etkilenir. DGKG ile olan ilişkisinin ötesinde, ETV5’in enerji metabolizmasını ve nöral gelişimi etkileyebilecek spesifik varyantları olan rs76880877 ve rs75160594 de bulunur; bu durum potansiyel olarak OSA’da solunum kontrolünü veya adipoziteyi etkileyebilir [6]. rs2277339 ile bağlantılı PRIM1 (Primaz Alt Birimi 1) ve HSD17B6 (Hidroksisteroid 17-Beta Dehidrogenaz 6)gen çifti, steroid hormon metabolizmasının önemini vurgulamaktadır. HSD17B6 androjenleri inaktive eder ve varyasyonlar, üst hava yolu yapısını ve kas tonusunu etkileyen hormon seviyelerini değiştirebilir, bu da özellikle cinsiyete bağlı bir şekilde OSA riskini doğrudan etkiler[1]. Son olarak, OSA bağlamında sıklıkla çalışılan bir gen olan APOE (Apolipoprotein E), APOE4 allelini tanımlayan anahtar varyantı rs429358 ile, lipid metabolizması ve nörolojik sağlık için hayati öneme sahiptir [2]. OSA’nın kardiyovasküler hastalık ve bilişsel bozukluk ile güçlü bağlantıları göz önüne alındığında, APOE varyantları bu yaygın komorbiditeleri anlamak için özellikle önemlidir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs1421085
rs1558902
rs62048402
FTObody mass index
Obezite
energy intake
pulse pressure measurement
lean body mass
rs13107325 SLC39A8body mass index
Diastolik Kan Basıncı
Sistolik Kan Basıncı
high density lipoprotein cholesterol measurement
Ortalama Arteriyel Basınç
rs6724384
rs58857776
rs11125759
LINC01122sleep apnea
Obstrüktif Uyku Apnesi
rs869400 DGKG, ETV5hip circumference
body mass index
body weight
waist circumference
body height
rs466614 GAPVD1Obstrüktif Uyku Apnesi
rs6679458 EEF1A1P11 - RN7SL831Pbody height
Obstrüktif Uyku Apnesi
rs76880877
rs75160594
ETV5body weight
sleep apnea
Obstrüktif Uyku Apnesi
body mass index
Obezite
rs2277339 PRIM1, HSD17B6platelet crit
erythrocyte volume
age at menopause
BMI-adjusted waist-hip ratio
age at menarche
rs12507026 PRDX4P1 - THAP12P9body mass index
alcohol consumption quality
İskelet Sistemi Anormallikleri
obese body mass index status
waist circumference
rs429358 APOEcerebral amyloid deposition measurement
Lewy body dementia
Lewy body dementia measurement
high density lipoprotein cholesterol measurement
platelet count
neuroimaging measurement

Obstrüktif Uyku Apnesi ve Temel Belirtilerinin Tanımı

Section titled “Obstrüktif Uyku Apnesi ve Temel Belirtilerinin Tanımı”

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), uyku sırasında üst hava yolunun tekrarlayan çökme atakları ile karakterize, devam eden solunum çabasına rağmen hava akımının azaldığı veya tamamen kesildiği, uykuyla ilişkili bir solunum bozukluğudur. Bu olaylar hassas bir şekilde tanımlanmıştır: “apne”, bazal hava akımında %90’dan fazla azalmanın en az 10 saniye sürmesini ifade ederken, “hipopne” ise bazal hava akımında en az %30’luk bir azalma ile birlikte oksijen satürasyonunda %4 veya daha fazla düşüş ile karakterizedir[2]. Bu operasyonel tanım, durumun şiddetini teşhis etmek ve ölçmek için temel oluşturur.

OSA’nın temel patofizyolojisi, uyku sırasında faringeal hava yolunun aralıklı olarak tıkanmasını içerir ve bu durum normal solunum düzenlerini ve uyku sürekliliğini bozar [23]. Haftada üç veya daha fazla gece horlama veya tanık olunan nokturnal apne atakları gibi kişinin bildirdiği semptomların yanı sıra aşırı gündüz uyku hali ve insomni semptomlarının varlığı, genellikle OSA için değerlendirmeyi tetikleyen temel klinik göstergelerdir[22]. Bu klinik belirtiler, tekrarlayan solunum bozukluklarının uyku kalitesi ve gündüz işlevselliği üzerindeki etkisini yansıtmaktadır.

Tanısal Yöntemler ve Ölçüm Kriterleri

Section titled “Tanısal Yöntemler ve Ölçüm Kriterleri”

Obstrüktif uyku apnesinin kesin tanısı ve nicelendirilmesi, başlıca polisomnografi (PSG) olmak üzere objektif ölçüm tekniklerine dayanır. Bu kapsamlı uyku çalışması, genellikle ya bir uyku laboratuvarında ya da hastanın evinde, taşınabilir bir izleme cihazı kullanılarak yürütülen uzun süreli bir gece kaydını içerir [2]. Bu tür cihazlar genellikle elektroensefalogram, elektrookülogram, çene kası elektromiyogramı, elektrokardiyogram, nabız oksimetrisi ve hava akışı ile solunum hareketi için sensör kanalları içerir [2].

Eğitimli bir uyku teknisyeni, standart kriterlere göre PSG sonuçlarını manuel olarak puanlar, apne ve hipopne olaylarını tanımlayarak ve nicelendirerek[2]. “Apne-hipopne indeksi” (AHI) daha sonra uyku saati başına düşen bu apne ve hipopne olaylarının ortalama sayısı olarak hesaplanır[2]. AHI, uyku sırasındaki solunum bozukluklarının sıklığını ve şiddetini değerlendirmek için birincil ölçüt olarak hizmet eder, klinik yönetime ve araştırma sınıflandırmalarına rehberlik eder.

Sınıflandırma ve Şiddet Derecelendirmesi

Section titled “Sınıflandırma ve Şiddet Derecelendirmesi”

Obstrüktif uyku apnesi, hesaplanan apne-hipopne indeksi (AHI) temel alınarak belirli şiddet derecelerine ayrılır ve tanı ile tedavi planlaması için standartlaştırılmış bir çerçeve sunar. AHI değerleri, bu sınıflandırma sistemi için kritik eşikler görevi görür.OSA, AHI saatte 5 ile 15 olaydan az olduğunda genellikle hafif, AHI saatte 15 ile 30 olaydan az arasında değiştiğinde orta ve AHI saatte 30 veya daha fazla olay olduğunda şiddetli olarak sınıflandırılır [2].

Bu kategorik sınıflandırmalar, popülasyonları tanımlamak ve sonuçları değerlendirmek amacıyla klinik pratikte ve araştırmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin, bazı çalışmalar AHI’si 15 veya daha yüksek olarak tanımlanan orta-şiddetli OSA’ya, daha belirgin klinik etkileri veya genetik ilişkileri araştırmak için özel olarak odaklanmaktadır [2]. AHI birincil boyutsal bir ölçüt sağlasa da, onun şiddet derecelerine ayrılması, hastalık yükünü anlamada ve terapötik müdahalelere rehberlik etmede pratik uygulamaya olanak tanır.

Obstrüktif uyku apnesi (OSA) ile ilgili terminoloji, hastalığın anlaşılması ve tartışılması için gerekli bazı temel terimleri içerir. “Apne” ve “hipopne”, durumu tanımlayan temel olaylardır; “apne-hipopne indeksi” (AHI) ise bunların sıklığını nicel olarak belirlemek için kullanılan genel ölçüttür[2]. “Uykuyla ilişkili solunum bozuklukları” gibi daha geniş terimler, OSA’yı ve uyku sırasında anormal solunum paternleriyle karakterize diğer durumları kapsar [22].

OSA bağlamında sıkça karşılaşılan ilgili klinik kavramlar arasında “horlama” ve “gece görülen apne atakları” yer alır; bunlar yaygın olarak bildirilen semptomlardır[22]. Ek olarak, “aşırı gündüz uykululuğu” (EDS) ve “insomni semptromları”, OSA ile ilişkili uyku bozukluğunun önemli sekelleri ve tanısal göstergeleridir[13]. Tarihsel olarak, bu durum ayrıca “obstrüktif uyku apne/hipopne sendromu” olarak da adlandırılmıştır; bu adlandırma, ilgili solunum olaylarının spektrumunu vurgulamaktadır[23].

Obstrüktif Uyku Apnesinin Belirti ve Semptomları

Section titled “Obstrüktif Uyku Apnesinin Belirti ve Semptomları”

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), uyku sırasında üst solunum yolunun tekrarlayan çökme epizodları ile karakterize olup, kısmi veya tam nefes durmasına yol açar. OSA’nın klinik tablosu çeşitlilik gösterir; bireyler arasında önemli ölçüde farklılık gösteren bir dizi noktürnal ve diürnal semptomu kapsar[2]. Bu belirtilerin, ölçümlerinin ve değişkenliğinin anlaşılması, doğru tanı ve yönetim için çok önemlidir.

Obstrüktif uyku apnesinin ayırt edici belirtileri arasında yüksek sesli horlama (genellikle yatak partneri tarafından bildirilen) ve uyku sırasında nefesin gözle görülür şekilde durduğu tanık olunan noktürnal apnealar yer alır[22]. Bu noktürnal rahatsızlıklar, en belirgin olarak aşırı gündüz uykululuğu olmak üzere, sıkça önemli gündüz sonuçlarına yol açar[13]. Bu uykululuk, çeşitli durumlarda bir bireyin uykuya dalma eğilimini öznel olarak ölçen Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) gibi araçlar kullanılarak objektif olarak değerlendirilebilir [22]. Kişinin kendisinin bildirdiği uykuyla ilişkili solunum bozukluğu semptomlarının (haftada üç veya daha fazla gece horlama veya herhangi bir tanık olunan apne gibi) şiddeti, uykululuk değerlendirmesini iyileştirmek için ayarlanmış ESS skorlarına da dahil edilebilir[22].

İlişkili Klinik Özellikler ve Fenotipik Çeşitlilik

Section titled “İlişkili Klinik Özellikler ve Fenotipik Çeşitlilik”

Klasik semptomların ötesinde, obstrüktif uyku apnesi olan bireyler, insomni semptomları ve olağan uyku süresindeki değişiklikler de dahil olmak üzere daha geniş bir uyku bozuklukları yelpazesi gösterebilir[13]. OSA birincil olarak bir solunum bozukluğu olsa da, klinik fenotipi sıklıkla diğer durumlarla örtüşür; örneğin, obezite sık görülen bir komorbidite ve risk faktörüdür ve çalışmalarda analizler sıklıkla vücut kitle indeksi için ayarlanır[2]. OSA semptomlarının ortaya çıkışı, yaş ve cinsiyet gibi faktörlerden etkilenerek önemli bireyler arası farklılık da gösterebilir ve çeşitli klinik tablolara katkıda bulunur [13]. Genetik etkilerin de OSA’nın kendi bildirdiği semptomlarında ve ilişkili özelliklerinde bir rol oynadığı kabul edilmekte, bu fenotipik çeşitliliğe daha da katkıda bulunmaktadır [22].

Ölçüm Yaklaşımları ve Sunumdaki Değişkenlik

Section titled “Ölçüm Yaklaşımları ve Sunumdaki Değişkenlik”

Obstrüktif uyku apnesinin değerlendirilmesi, çok yönlü sunumunu yakalamak için sübjektif ve objektif ölçümlerin bir kombinasyonunu içerir. Uyku süresi, insomni ve aşırı gündüz uykululuğu gibi kişinin bildirdiği semptomlar, anketler aracılığıyla yaygın olarak toplanır ve bir bireyin günlük deneyimine dair değerli içgörüler sunar[13]. Polisomnografi gibi objektif tanı araçları, tanıyı doğrulamak ve uyku sırasındaki solunum olaylarının şiddetini nicellemek için esastır. Ancak, tanısal önem ve sunum paternleri değişebilir; çalışmalar Hispanik/Latin popülasyonları gibi etnik farklılıkları ve başta erkeklerde olmak üzere OSA özellikleri ile ilişkili belirli lokusların tanımlanması gibi cinsiyete özgü genetik ilişkilendirmeleri vurgulamaktadır [11]. Bu popülasyon düzeyindeki ve bireysel değişkenlikler, her hastadaki benzersiz klinik korelasyonları ve potansiyel prognostik göstergeleri göz önünde bulundurarak, OSA’yı teşhis etme ve yönetmeye yönelik kapsamlı bir yaklaşımın önemini vurgulamaktadır [22].

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), genetik yatkınlıklar, çevresel faktörler, gelişimsel etkiler ve çeşitli komorbiditelerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenen çok yönlü bir durumdur. Etiyolojisi, uyku sırasında üst solunum yolunun tekrarlayan çökmesine katkıda bulunan anatomik, fizyolojik ve nörolojik bileşenleri içerir.

Obstrüktif uyku apnesi, genetik faktörlerin hem yatkınlığı hem de şiddeti etkilediği önemli bir kalıtsal bileşene sahiptir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), OSA dahil olmak üzere uyku bozukluğu özellikleriyle bağlantılı çok sayıda genetik lokusu tanımlamada etkili olmuştur ve genellikle nöropsikiyatrik ve metabolik durumlarla paylaşılan genetik mimariyi ortaya koymaktadır[13]. Örneğin, NRG1gibi genlerdeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) uyku apnesi ile ilişkilendirilmiş olup, araştırmalar bunların çevresel faktörlerle etkileşimini incelemektedir[2]. Dahası, çok etnisiteli meta-analizler, RAI1 genini, özellikle erkeklerde OSA ile ilişkili olası bir kantitatif özellik lokusu olarak tanımlamıştır [1].

Spesifik gen ilişkilerinin ötesinde, poligenik risk, birden fazla genetik varyantın kümülatif etkisini içeren OSA’ye katkıda bulunur. FTO gibi antropometrik özelliklerle ilişkili genler, hem vücut kitle indeksini (BMI) hem de OSA ile ilişkili özellikleri etkileyen pleiotropik etkiler göstermiştir [11]. Aday gen çalışmaları, serotonin taşıyıcı geni gibi genlerle olan ilişkileri de incelemiş, böylece OSA’nın altında yatan karmaşık genetik yapıyı daha da aydınlatmıştır [11]. Genetik faktörler ayrıca, uyku latansı gibi uyku mimarisi özelliklerini modüle etmede rol oynamakta olup, RBFOX3 gibi genlerdeki varyantlar uykunun bu yönüyle ilişkilendirilmektedir [24].

Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, obstrüktif uyku apnesinin gelişimine ve şiddetlenmesine kritik katkıda bulunan etkenlerdir. Obezite birincil bir itici güç olarak öne çıkmaktadır ve çocukluk çağı obezitesi üzerine yapılan genetik çalışmalar ilgili lokusları tanımlamıştır; bu da kilo alımına katkıda bulunan genetik ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır[6]. Yaşam tarzı tercihleri, özellikle alkol tüketimi, alkolün üst hava yolundaki kasları gevşetebilmesi nedeniyle önemlidir; bu durum uyku sırasında hava yolu çökme olasılığını artırır ve mevcut genetik yatkınlıklarla etkileşime girer[2].

Hem OSA’ı işaret edebilen hem de ona katkıda bulunabilen kronik uyku bozuklukları, çevresel faktörlerden derinden etkilenir ve kardiyo-metabolik hastalıklar, psikiyatrik bozukluklar ve tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artış ile güçlü bir şekilde ilişkilidir[13]. Diyet ve sosyoekonomik faktörler gibi çevresel maruziyetlerin OSA’yı doğrudan etkileme mekanizmaları karmaşık olsa da, bunlar genellikle obeziteye ve bireyleri bu duruma yatkın hale getiren diğer komorbiditelere katkıda bulunur[22]. İkiz çalışmaları, hem genetik hem de çevresel faktörlerin, insomnia, gündüz uykululuğu ve obezite dahil olmak üzere çeşitli uykuyla ilişkili özellikler üzerindeki önemli etkisini daha da desteklemektedir; bunların hepsi OSA ile yakından bağlantılıdır[22].

Obstrüktif uyku apnesinin gelişimi, genellikle bir bireyin genetik yapısı ile çeşitli çevresel ve gelişimsel tetikleyiciler arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir. Dikkate değer bir örnek, NRG1gen polimorfizmleri ile alkol tüketimi arasındaki etkileşimdir; burada uyku apnesine genetik yatkınlık, üst solunum yolu kaslarını gevşeten yaşam tarzı seçimleriyle şiddetlenebilir[2]. Benzer şekilde, çocukluk çağı obezitesine katkıda bulunan erken yaşam etkileri gibi gelişimsel faktörler, ileriki yaşlarda artmış OSA riski için bir seyir belirleyebilir ve erken çevresel etkileşimlerin genetik yatkınlıklarla uzun vadeli etkisini vurgulamaktadır [6].

Ayrıca, OSA sıklıkla diğer sağlık durumlarıyla komorbiddir; bu durumlar hem OSA’nın başlangıcına katkıda bulunabilir hem de onun tarafından şiddetlenebilir. OSA ile kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) ve azalmış akciğer fonksiyonu gibi durumlar arasında ortak genetik lokuslar tanımlanmıştır, bu da ortak altta yatan biyolojik yolları düşündürmektedir [25]. Yaş da kritik bir faktördür, çünkü üst solunum yolu yapısındaki ve nöromüsküler kontroldeki yaşa bağlı değişiklikler duyarlılığı artırır; bazı ilaçlar ise solunum dürtüsünü baskılayabilir veya kas tonusunu azaltabilir, bu da bireyleri uyku sırasında havayolu çökmesine daha da yatkın hale getirir[2]. Durumun kendisi de nörolojik değişikliklere yol açabilir; serebral beyaz madde hiperintensiteleri ve değişmiş beyin morfolojisi dahil olmak üzere, OSA ile genel sağlık arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu göstermektedir [2].

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), uyku sırasında kısmi veya tam üst hava yolu obstrüksiyonunun tekrarlayan atakları ile karakterize karmaşık bir uyku bozukluğudur. Bu obstrüksiyonlar, aralıklı hipoksiye, hiperkapniye ve parçalı uykuya yol açarak vücut genelinde bir dizi biyolojik yanıtı tetikler. Temelindeki biyoloji; anatomik yatkınlıklar, genetik faktörler, solunumun nörolojik düzenlenmesi ve metabolik süreçlerin çok yönlü bir etkileşimini içerir.

Hava Yolu Kollapsı ve Solunum Bozukluğunun Patofizyolojisi

Section titled “Hava Yolu Kollapsı ve Solunum Bozukluğunun Patofizyolojisi”

Obstrüktif uyku apnesinin birincil patofizyolojik mekanizması, uyku sırasında üst hava yolunun kollapsını içerir [23]. Bu kollapsa yatkınlık, horlama ve tanık olunan noktürnal apne ile klinik olarak karakterize edilen uykuyla ilişkili solunum bozukluğu epizotlarına yol açan kritik bir faktördür[26]. Üst hava yolunun anatomik yapısı, uyku sırasında kas tonusundaki azalmayla birleştiğinde, bireyleri bu obstrüktif olaylara yatkın hale getirir. Dahası, OSA’nın şiddeti ve belirtileri cinsiyetler arasında farklılık gösterebilir; çalışmalar cinsiyetin üst hava yolu kollapsa yatkınlığı üzerindeki etkisini[27] ve yaş ile cinsiyetin hızlı göz hareketi (REM) ile ilişkili uykuyla ilişkili solunum bozukluğu üzerindeki etkisini vurgulamaktadır [28]. Menopoz durumu, objektif uyku parametrelerini de etkileyebilir ve uyku ile solunum üzerindeki hormonal ve fizyolojik etkileri daha da göstermektedir [29].

OSA’nın karakteristik özelliklerinden olan aralıklı hipoksi ve uyku bölünmesinin tekrarlayan atakları önemli nörolojik sonuçlara sahiptir. Bu hipoksik olaylar, karbon monoksit zehirlenmesi gibi durumlarda gözlenen beyin etkilerine benzerlikler göstererek, nörogörüntüleme anormalliklerine ve nöropsikolojik eksikliklere yol açabilir [30]. Araştırmalar, OSA’lı bireylerin gri ve beyaz cevher yapılarındaki değişiklikler dahil olmak üzere beyin morfolojisinde değişiklikler sergilediğini göstermektedir [31]. Beynin ötesinde, OSA, kronik bronşit ile bir ilişki de dahil olmak üzere daha geniş sistemik etkilere sahiptir [32]. Ayrıca, OSA ile kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) arasında, örtüşen hastalık mekanizmaları ve sistemik sonuçlar öneren paylaşılan genetik temeller bulunmaktadır[33]. Serebral beyaz cevher hiperintensitelerinin varlığı da uyku apnesi ile ilişkilendirilmiş[2], kronik uyku ve solunum bozukluklarının yaygın sistemik etkilerini vurgulamaktadır.

Genetik Mimari ve Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik Mimari ve Düzenleyici Mekanizmalar”

Obstrüktif uyku apnesi, yatkınlığında önemli bir genetik bileşenin varlığını gösteren ailesel bir kümelenme paterni sergiler[34]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve aday gen analizleri, OSA riskinde rol oynayan spesifik genetik lokusları ve düzenleyici elementleri ortaya çıkarmaya başlamıştır. Örneğin, Neuregulin 1 (NRG1) genindeki polimorfizmler uyku apnesi ile ilişkilendirilmiş[2], ve Retinoic Acid Induced 1 (RAI1) geni, özellikle erkeklerde OSA ile ilişkili olası bir kantitatif özellik lokusu olarak tanımlanmıştır [35]. RBFOX3’teki genetik varyantlar ayrıca uyku latansı ile ilişkilendirilmiş [24], bu da genetik faktörlerin daha geniş uyku fenotiplerinde rol oynadığını düşündürmektedir. Ayrıca, serotonin taşıyıcı genindeki polimorfizmler OSA ile ilişkileri açısından araştırılmış [3], bu da nörotransmitter sistemlerinin hastalık patolojisinde rol oynadığına işaret etmektedir. Belirli genetik varyantların, örneğin FTO geni içindekiler gibi pleiotropik etkileri, vücut kitle indeksi gibi özelliklerle ortak genetik etkileşimleri göstermekte[7], bu da OSA’nın karmaşık genetik mimarisini ve diğer fizyolojik özelliklerle örtüşmesini vurgulamaktadır.

OSA’ya katkıda bulunan moleküler ve hücresel yollar, metabolik süreçlerle karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Spesifik sinyal yolları hala aydınlatılıyor olsa da, serotonin taşıyıcısı gibi genlerin dahil olması, nörokimyasal düzenlemenin uyku sırasındaki havayolu stabilitesi ve nefes kontrolünde rol oynadığını düşündürmektedir [3]. Metabolik bozukluklar, özellikle obezite ile güçlü ilişkisi[36]nedeniyle OSA için merkezi bir öneme sahiptir; obezite, OSA ile genetik bir temeli paylaşmaktadır[36]. Bu bağlantı, aday tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) genetik analizlerinin OSA ile ilişkisini araştırdığı metabolik sendroma kadar uzanmaktadır[12]. Enerji homeostazı ve obezitede kritik bir biyomolekül olan FTO geni, OSA ile ilgili özelliklerle bağlantılı pleiotropik etkiler sergilemektedir [7]. Bu durum, genetik yatkınlık, metabolik düzenleme ile obstrüktif uyku apnesinin gelişimi ve şiddeti arasındaki karmaşık etkileşimi daha da vurgulamaktadır. Dahası, uyku bozukluğu özellikleriyle olan genetik ilişkiler, genellikle nöropsikiyatrik ve metabolik özelliklerle paylaşılan genetiği vurgulamakta[13] ve OSA’nın sistemik doğasını yansıtmaktadır.

Obstrüktif uyku apnesi (OSA), uyku sırasında üst hava yolu stabilitesini etkilemek üzere birleşen bir dizi moleküler ve hücresel yolağın etkisinde olan karmaşık bir bozukluktur. Genetik yatkınlıklar, nöral kontrol, metabolik düzenleme ve pulmoner fonksiyon dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik sistemlerle etkileşime girerek durumun multifaktöriyel etiyolojisine katkıda bulunur. Bu yolakları ve bunların disregülasyonunu anlamak, OSA’nın altında yatan mekanizmaları aydınlatmak için çok önemlidir.

Merkezi sinir sistemi, hem uyku mimarisi hem de solunum dürtüsünü düzenlemede kritik bir rol oynar ve genetik faktörler bu karmaşık süreçleri etkilemektedir. Bu çalışmalar, uyku özelliklerine genetik katkıları daha iyi anlamak için genellikle yaş, cinsiyet, boy ve kilo gibi çeşitli demografik faktörlerin yanı sıra depresyon ve ilaç kullanımı gibi kendi bildirdiği sağlık durumlarını da hesaba katmaktadır.

Daha ileri araştırmalar, genetik varyasyonları doğrudan OSA ve ilgili durumlarla ilişkilendirmiştir. Baik I ve arkadaşları, uyku apnesi, NRG1 polimorfizmleri, alkol tüketimi ve serebral beyaz madde hiperintensiteleri arasındaki ilişkileri araştırmak için genom çapında ilişkilendirme verilerini kullanmış; hem tek değişkenli hem de çok değişkenli lojistik regresyon modelleri uygulamış ve vücut kitle indeksi (BMI) için düzeltmeler yapmıştır[2]. Benzer şekilde, çok etnisiteli bir meta-analiz, özellikle erkeklerde RAI1’i potansiyel bir obstrüktif uyku apnesi ile ilişkili kantitatif özellik lokusu olarak tanımlamış ve genetik yatkınlık faktörlerini belirlemede kapsamlı işbirlikçi çabaların faydasını göstermiştir[1]. Bazen 128.000’den fazla bireyi kapsayan bu büyük ölçekli genomik çalışmalar, sabah insanı olma (morningness) ve uyku süresi gibi genel uyku modellerini etkileyen genetik lokusları da ortaya koyarak, uyku sağlığının genetik mimarisi ve bunun OSA gibi durumlar üzerindeki etkileri için daha geniş bir bağlam sunmaktadır [37].

Popülasyonlar Arası ve Çok Etnikli Çalışmalar

Section titled “Popülasyonlar Arası ve Çok Etnikli Çalışmalar”

Obstrüktif uyku apnesindeki popülasyona özgü etkileri ve çeşitli atalardan kalma ve coğrafi gruplar arasındaki varyasyonları anlamak, popülasyon çalışmalarının kritik bir alanıdır. Çok etnikli çalışmalar, farklı popülasyonlarda benzersiz olabilecek veya değişen etkilere sahip olabilecek genetik ilişkilendirmeleri belirlemek için özellikle değerlidir. Örneğin, araştırmalar, Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis (MESA) ve Starr County Health Studies[11]gibi kohortları kullanarak Hispanik/Latin Amerikalılarda obstrüktif uyku apnesi özellikleri ile genetik ilişkilendirmeleri özel olarak incelemiştir. Bu çalışmalar, OSA’e yönelik genetik yatkınlıkların belirli etnik gruplar içinde nasıl ortaya çıktığına dair önemli bilgiler sunarak, genetik araştırmalarda çeşitli kohortların önemini vurgulamaktadır.

Belirli etnik grupların ötesinde, büyük çok etnikli meta-analizler, istatistiksel gücü artırmak ve geniş ölçüde uygulanabilir genetik lokusları belirlemek için çeşitli popülasyonlardan gelen verileri entegre ederken, aynı zamanda atalara özgü etkilerin tespit edilmesine de olanak tanır. Küresel çapta kurumlardan işbirlikçilerin dahil olduğu çok etnikli bir meta-analizden türetilen, erkeklerde OSA ile ilişkili kantitatif bir özellik lokusu olarak RAI1’in tanımlanması, bu yaklaşıma örnek teşkil etmektedir [1]. Çeşitli coğrafi konumlar ve popülasyonlardan faydalanan bu tür işbirlikçi çabalar, bulguların genellenebilirliğini sağlamak ve küresel popülasyonda OSA patofizyolojisindeki genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimini anlamak için elzemdir. Bazı genetik çalışmalar, OSA için bilinen bir risk faktörü olan Hispanik popülasyonlardaki çocukluk obezitesi gibi durumlara odaklanırken, bunlar aynı zamanda sağlık eşitsizliklerini gidermek için popülasyona özel araştırmaların gerekliliğini de vurgulamaktadır [6].

Geniş Ölçekli Kohortlarda Metodolojik Yaklaşımlar

Section titled “Geniş Ölçekli Kohortlarda Metodolojik Yaklaşımlar”

Obstrüktif uyku apnesi üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, bulguların temsil edilebilirliğini ve genellenebilirliğini sağlamak amacıyla, özellikle geniş ölçekli kohort çalışmaları ve kapsamlı biyobanka verilerinin kullanımına dayanan sağlam metodolojik yaklaşımlara büyük ölçüde dayanmaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), OSA ve ilişkili uyku fenotipleriyle ilişkili genetik varyantları tanımlamak için titizlikle tasarlanmış bu araştırmanın temel taşlarından biridir. Bu çalışmalar genellikle, ince genetik etkileri tespit etmek için yeterli istatistiksel güç elde etmek amacıyla, 128.000’den fazla birey üzerinde yapılan analizler gibi geniş örneklem büyüklükleri içerir[37]. Araştırmacılar, vücut kitle indeksi ve diğer demografik değişkenler gibi karıştırıcı faktörler için ayarlama yaparak, belirli ilişkilendirmeleri izole etmek amacıyla ünivaryat ve multivaryat lojistik regresyonları dahil olmak üzere karmaşık istatistiksel modeller kullanır [2].

Bu çalışmaların gücü, Kuzey Amerika, Avrupa, Asya ve Avustralya’yı kapsayan işbirlikleri dahil olmak üzere, dünya genelindeki çeşitli kurumlardan ve coğrafi bölgelerden katılımcıların dahil edilmesiyle, çok merkezli ve çok etnikli yapıları sayesinde daha da artırılmıştır [1]. Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis (MESA) gibi çalışmalarda görüldüğü üzere bu geniş katılımcı toplama stratejisi, bulguların farklı popülasyonlar arasında genellenebilirliğini artırır[11]. Veri toplama, sıklıkla Epworth Uykululuk Ölçeği, olağan uyku süresi ve horlama veya tanık olunan apne gibi öz bildirime dayalı uyku bozukluğu semptomları gibi hem objektif hem de öz bildirime dayalı ölçümleri içerir ve bu veriler daha sonra uygun istatistiksel ayarlamalarla titizlikle analiz edilir[22]. Sunulan çalışmalar ağırlıklı olarak kesitsel genetik ilişkilendirmeleri vurgulasa da, bu geniş kohortlar ve biyobankalar tarafından atılan temel, OSA’nın zamansal paternleri ve ilerlemesi üzerine gelecekteki uzunlamasına araştırmalar için kritik öneme sahiptir.

Obstrüktif Uyku Apnesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Obstrüktif Uyku Apnesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak obstrüktif uyku apnesinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


Evet, genetik, uyku apnesine yatkınlığınızda önemli bir rol oynar. Araştırmalar, belirli genetik varyasyonların riskinizi artırabileceğini ve bunların ailelerde aktarılabileceğini göstermektedir. Bu bir garanti olmasa da, aile öyküsüne sahip olmak, bu yatkınlık yaratan genetik faktörlerden bazılarını miras almış olabileceğiniz anlamına gelir.

2. Fazla kilolu olmam uyku apnesine yakalanacağım anlamına mı geliyor?

Section titled “2. Fazla kilolu olmam uyku apnesine yakalanacağım anlamına mı geliyor?”

Obezite ile uyku apnesi arasında güçlü bir bağlantı olsa da, bu otomatik olarak uyku apnesine yakalanacağınız anlamına gelmez. Genetik faktörler,FTOgibi genlerdeki varyantlar da dahil olmak üzere, hem kilonuzu hem de uyku apnesine yatkınlığınızı etkileyebilir. Dolayısıyla, obezite önemli bir risk faktörü olsa da, bireysel genetik yapınız da rol oynar.

Evet, çalışmalar uyku apnesi riskinin farklı etnik grupları arasında değişiklik gösterebileceğini göstermektedir. Araştırmacılar, İspanyol/Latin kökenli, Avrupa kökenli Amerikalı, Afrika kökenli Amerikalı ve Çinli Han bireyler de dahil olmak üzere çeşitli popülasyonlarda uyku apnesi özellikleri ile genetik ilişkilendirmeleri incelemişlerdir. Bu durum, belirli genetik risk faktörlerinin belirli etnik kökenlerde daha yaygın olabileceğini veya farklı etkilere sahip olabileceğini düşündürmektedir.

Kalıtsal genetik yatkınlığınızı değiştiremeseniz de, riskinizi azaltmak için kesinlikle adımlar atabilirsiniz. Sağlıklı bir kiloyu korumak gibi yaşam tarzı faktörleri çok önemlidir. Uyku apnesi ailenizde yaygın olsa bile, genetik yatkınlığınızı anlamak, sizin ve doktorunuzun kişiselleştirilmiş önleme stratejileri geliştirmesine yardımcı olabilir.

5. Uyku apnem diğer sağlık sorunlarımı etkiliyor mu?

Section titled “5. Uyku apnem diğer sağlık sorunlarımı etkiliyor mu?”

Evet, uyku apnesi diğer birçok ciddi sağlık sorunuyla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom ve hatta nörolojik sorunlar için riskinizi önemli ölçüde artırır. Uyku apnesinin neden olduğu uyku bozuklukları ve oksijen düşüşleri, vücudunuzda yaygın sistemik etkilere sahip olabilir.

Evet, tedavi edilmemiş uyku apnesi beyniniz üzerinde gerçekten de olumsuz etkilere sahip olabilir. Bu durum, serebral beyaz cevher hiperintensiteleri dahil olmak üzere nörolojik sorunlarla ilişkilidir. Aralıklı oksijen desatürasyonu ve bozulmuş uyku, zamanla beyin sağlığını etkileyebilir.

Araştırmalar, uyku apnesi riskinde cinsiyetler arasında farklılıklar olabileceğini düşündürmektedir. Örneğin, çok etnisiteli bir çalışma,RAI1genini erkeklerde obstrüktif uyku apnesi ile özellikle ilişkili olası bir kantitatif özellik lokusu olarak tanımlamıştır. Bu durum, bazı genetik faktörlerin erkekleri daha güçlü bir şekilde yatkın hale getirebileceğini göstermektedir.

Bu durum, genetik ve çevrenin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır. Obezite, uyku apnesi için önemli bir risk faktörü olsa da, bireysel genetik farklılıklar yatkınlığı etkileyebilir. Bazı kişiler koruyucu genetik faktörlere sahip olabilir ya da basitçe, benzer kiloda olsalar bile diğerlerini hava yolu çökmesine yatkınlaştıran belirli genetik varyantlardan (NRG1 veya serotonerjik genlerdekiler gibi) yoksun olabilirler.

9. Sürekli kötü uyku riskimi artırır mı?

Section titled “9. Sürekli kötü uyku riskimi artırır mı?”

Evet, insomni ve uyku süresi gibi uyku bozukluğu özellikleri çeşitli sağlık durumlarıyla genetik olarak örtüşür. Uyku apnesi kötü uykuya neden olurken, diğer nedenlerden kaynaklanan sürekli kötü uyku kalitesi veya süresi, genel sistemik etkilere de katkıda bulunabilir ve uykuyla ilişkili bozukluklara yönelik genetik yatkınlıklarla potansiyel olarak kötüleşebilir veya etkileşime girebilir.

Genetik profilinizi anlamak, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi için faydalı olabilir. Tek bir gen uyku apnesini belirlemese de, OSA özellikleriyle ilişkili belirli genetik lokusları, örneğin RAI1 veya NRG1 genlerindeki gibi, belirlemek bireysel yatkınlığınız hakkında bilgi sağlayabilir. Bu bilgi, önleyici tedbirlere ve erken müdahale stratejilerine yol gösterebilir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgi yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.

[1] Chen H et al. “Multi-ethnic Meta-analysis Identifies RAI1 as a Possible Obstructive Sleep Apnea Related Quantitative Trait Locus in Men.”Am J Respir Cell Mol Biol, vol. 58, no. 3, 2018. PMID: 29077507.

[2] Baik I, Seo HS, Yoon D, Kim SH, Shin C. “Associations of Sleep Apnea, NRG1 Polymorphisms, Alcohol Consumption, and Cerebral White Matter Hyperintensities: Analysis with Genome-Wide Association Data.”Sleep, vol. 38, 2015, pp. 1137–1143.

[3] Yue, W., et al. “Association Study of Serotonin Transporter Gene Polymorphisms with Obstructive Sleep Apnea Syndrome in Chinese Han Population.”Sleep, vol. 31, 2008, pp. 1535–1541.

[4] Xu, H., et al. “A Systematic Review and Meta-Analysis of the Association between Serotonergic Gene Polymorphisms and Obstructive Sleep Apnea Syndrome.”PLoS One, vol. 9, 2014, e86460.

[5] Qin, B., et al. “The Association of 5-HT2A, 5-HTT, and LEPR Polymorphisms with Obstructive Sleep Apnea Syndrome: A Systematic Review and Meta-Analysis.”PLoS One, 2014.

[6] Comuzzie AG et al. “Novel genetic loci identified for the pathophysiology of childhood obesity in the Hispanic population.”PLoS One, vol. 7, no. 12, 2012, e51954. PMID: 23251661.

[7] Cronin, R. M., et al. “Phenome-Wide Association Studies Demonstrating Pleiotropy of Genetic Variants within FTO with and without Adjustment for Body Mass Index.”Front Genet, vol. 5, 2014, p. 250.

[8] Claussnitzer, M., et al. “FTO Obesity Variant Circuitry and Adipocyte Browning in Humans.”N Engl J Med, vol. 373, 2015, pp. 895–907.

[9] Larkin, E. K., et al. “A Candidate Gene Study of Obstructive Sleep Apnea in European Americans and African Americans.”Am J Respir Crit Care Med, vol. 182, 2010, pp. 947–953.

[10] Patel, S. R., et al. “Association of Genetic Loci with Sleep Apnea in European Americans and African-Americans: The Candidate Gene Association Resource (CARe).”PLoS One, vol. 7, 2012, e48836.

[11] Cade BE et al. “Genetic Associations with Obstructive Sleep Apnea Traits in Hispanic/Latino Americans.”Am J Respir Crit Care Med, vol. 194, 2016. PMID: 26977737.

[12] Grilo, A., et al. “Genetic Analysis of Candidate SNPs for Metabolic Syndrome in Obstructive Sleep Apnea (OSA).”Gene, vol. 521, 2013.

[13] Lane JM et al. “Genome-wide association analyses of sleep disturbance traits identify new loci and highlight shared genetics with neuropsychiatric and metabolic traits.” Nat Genet, 2016. PMID: 27992416.

[14] Hammerschlag, A. R., et al. “Genome-Wide Association Analysis of Insomnia Complaints Identifies Risk Genes and Genetic Overlap with Psychiatric and Metabolic Traits.” Nat Genet. PMID: 28604731.

[15] Byrne, E. M. et al. “A genome-wide association study of sleep habits and insomnia.” Am J Med Genet B Neuropsychiatr Genet, vol. 165B, no. 3, 2014, pp. 248–256.

[16] Dina, C., et al. “Variation in FTO Contributes to Childhood Obesity.”Nature Genetics, vol. 39, 2007, pp. 724–726.

[17] Hinney, A., et al. “Genome Wide Association (GWA) Study for Early Onset Extreme Obesity Supports the Role of Fat Mass and Obesity Associated Gene (FTO) Variants.”PLoS One, vol. 2, no. 12, 2007, e1361.

[18] Hunt, S. C., et al. “Association of the FTO Gene with BMI.” Obesity (Silver Spring), vol. 16, no. 4, 2008, pp. 902–904.

[19] Price, R. A., et al. “FTO Gene SNPs Associated with Extreme Obesity in Cases, Controls and Extremely Discordant Sister Pairs.”BMC Medical Genetics, vol. 9, 2008, p. 4.

[20] Kripke, D. F., et al. “Genetic Variants Associated with Sleep Disorders.” Sleep Medicine, vol. 16, no. 2, 2015, pp. 217–224.

[21] Varvarigou, V., et al. “A Review of Genetic Association Studies of Obstructive Sleep Apnea: Field Synopsis and Meta-Analysis.”Sleep, vol. 34, no. 11, 2011, pp. 1461–1468.

[22] Gottlieb DJ et al. “Genome-wide association of sleep and circadian phenotypes.” BMC Med Genet, 2007. PMID: 17903308.

[23] Fogel, R. B., et al. “Pathophysiology of obstructive sleep apnoea/hypopnoea syndrome.” Thorax, vol. 59, no. 2, 2004, pp. 159-163.

[24] Amin N et al. “Genetic variants in RBFOX3 are associated with sleep latency.” Eur J Hum Genet, 2016. PMID: 27142678.

[25] Hobbs BD et al. “Genetic loci associated with chronic obstructive pulmonary disease overlap with loci for lung function and pulmonary fibrosis.”Nat Genet, 2017. PMID: 28166215.

[26] Redline, S., Tishler, P. V., Tosteson, T. D., et al. “The occurrence of sleep-disordered breathing among middle-aged adults.” N Engl J Med, 1993.

[27] Mohsenin, V. “Effects of gender on upper airway collapsibility and severity of obstructive sleep apnea.”Sleep Med, 2003.

[28] Koo, B. B., Patel, S. R., Strohl, K., Hoffstein, V. “Rapid eye movement–related sleep-disordered breathing: influence of age and gender.” Chest, 2008.

[29] Hachul, H., Frange, C., Bezerra, A. G., et al. “The effect of menopause on objective sleep parameters: data from an epidemiologic study in São Paulo, Brazil.” Maturitas, 2015.

[30] Gale, S. D., Hopkins, R. O. “Effects of hypoxia on the brain: neuroimaging and neuropsychological findings following carbon monoxide poisoning and obstructive sleep apnea.”J Int Neuropsychol Soc, 2004.

[31] Macey, P. M., Henderson, L. A., Macey, K. E., et al. “Brain morphology associated with obstructive sleep apnea.”Am J Respir Crit Care Med, 2002.

[32] Baik, I., et al. “Association of snoring with chronic bronchitis.”Arch Intern Med, 2008.

[33] Smolonska, J. et al. “Common genes underlying asthma and COPD? Genome-wide analysis on the Dutch hypothesis.”Eur Respir J, vol. 44, no. 5, Nov. 2014, pp. 1161–1172.

[34] Redline, S., Tishler, P. V., Tosteson, T. D., et al. “The familial aggregation of obstructive sleep apnea.”Am J Respir Crit Care Med, 1995.

[35] Chen, H., et al. “Multi-ethnic Meta-analysis Identifies RAI1 as a Possible Obstructive Sleep Apnea Related Quantitative Trait Locus in Men.”Am J Respir Cell Mol Biol, 2017.

[36] Patel, S. R., Larkin, E. K., Redline, S. “Shared genetic basis for obstructive sleep apnea and adiposity measures.”Int J Obes, 2008.

[37] Jones, Samuel E., et al. “Genome-Wide Association Analyses in 128,266 Individuals Identifies New Morningness and Sleep Duration Loci.” PLoS Genetics, vol. 12, no. 8, 2016, e1006123.