İçeriğe geç

Diz Ağrısı

Diz ağrısı, günlük yaşamı ve hareketliliği önemli ölçüde etkileyen oldukça yaygın bir durumdur. Sıklıkla diz osteoartriti ile ilişkilendirilse de, diz eklemindeki daha geniş bir rahatsızlık yelpazesini kapsar. Küresel yaşlanan popülasyonlar ve artan obezite oranları nedeniyle diz ağrısının prevalansının artması beklenmektedir[1]. Gelişimine birden fazla risk faktörü katkıda bulunur; bunlar arasında kadın cinsiyet, ileri yaş, obezite, daha önceki diz yaralanmaları, diz zorlayıcı meslekler ve sigara yer almaktadır[2]. Diz çökme ve çömelme gibi belirli aktiviteler de diz osteoartriti için bilinen risk faktörleridir [3]. Psikolojik faktörler, diz ağrısına önemli katkıda bulunan faktörler olarak kabul edilir [4]. Bu çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin, bireyin genetik yatkınlığıyla etkileşime girdiği düşünülmektedir[1].

Diz ağrısının, özellikle diz osteoartritinin biyolojik temelleri, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Genetik çalışmalar, diz osteoartritinin önemli bir kalıtsal bileşene sahip olduğunu ve diz osteoartriti için kalıtsallık tahminlerinin 0,62’ye kadar yüksek olabildiğini göstermiştir [5]. Eklem replasmanı gerektiren şiddetli diz osteoartriti için genetik faktörler varyasyonun yaklaşık %45’ini açıklayabilir [6]. Diz osteoartritinin genetik mimarisi genellikle katkısal bir genetik modelle tanımlanır; bu, her biri küçük bir etki büyüklüğüne sahip birden fazla gen veya lokusun genel riske katkıda bulunduğunu ima eder [7].

Birçok aday gen diz osteoartriti ile ilişkilendirilmiştir; bunlar arasında GDF5, COL9A1, IL1B, IL1RN, LRCH1, CLIP, TNA ve BMP2 bulunmaktadır [1]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), ayrıca GDF5, DVWA, HLA-DQB1, BTNL2, COG5, SUPT3H/RUNX2, GLN3/GLT8D1 ve LSP1P3 gibi, özellikle diz osteoartritine katkıda bulunan bölgelerdeki genetik varyantları tanımlamıştır [1]. Daha yakın zamanda, osteoartrit ile ilişkili yeni genetik lokuslar bildirilmiştir[8]. Genetik araştırmaların çoğu tarihsel olarak diz osteoartritine odaklanmış olsa da, daha genel diz ağrısı da araştırılmış veGDF5 ve COL27A1 gibi genler için ilişkiler tanımlanmıştır [1]. Ek olarak, prostaglandin-endoperoksit sentaz 2 genindeki bir varyantın diz osteoartriti riskinde rol oynadığı düşünülmektedir [9]. Araştırmalar, total eklem replasmanı sonrası nöropatik ağrı semptomlarıyla ilişkili genetik varyantları da incelemiştir; örneğin protein-kinaz C genindeki bir varyant gibi[10].

Diz ağrısı, bireyin fiziksel işlevi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi nedeniyle önemli bir klinik zorluğu temsil etmektedir. Hareketliliği ciddi şekilde kısıtlayabilir, günlük aktiviteleri zorlaştırarak ve engelliliğe katkıda bulunarak. Diz osteoartritinin birincil semptomu olarak, genetik temelini anlamak, yüksek risk altındaki bireylerin belirlenmesini kolaylaştırabilir, potansiyel olarak daha erken tanısal müdahalelere veya hedefe yönelik, kişiselleştirilmiş önleme ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesine olanak tanır. Genel diz ağrısı ile diz osteoartritinin daha spesifik tanısı arasındaki ayrım, konservatif tedavilerden eklem replasmanı gibi cerrahi müdahalelere kadar değişen uygun klinik yönetim için hayati öneme sahiptir.

Toplumsal bir bakış açısından, diz ağrısı önemli bir yük taşır. Yüksek prevalansı, önemli halk sağlığı maliyetlerine dönüşmektedir. Örneğin, yalnızca İngiltere’deki osteoartritin toplam doğrudan maliyeti 2010 yılında yaklaşık 1 milyar sterlin olarak tahmin edilmiş, dolaylı maliyetler ise 3,2 milyar sterlini aşmıştır[11]. Bu ekonomik etki, sağlık harcamalarının ötesine geçerek etkilenen bireyler için kaybedilen üretkenliğe ve azalan yaşam kalitesine uzanmaktadır. Popülasyonlar yaşlandıkça ve obezite oranları küresel olarak artmaya devam ettikçe, diz ağrısının sosyal ve ekonomik etkisinin artması beklenmekte, bu da nedenleri ve etkili yönetim stratejileri üzerine devam eden araştırmaların önemini vurgulamaktadır.

Diz ağrısının genetik temellerini anlamak karmaşıktır ve mevcut araştırmalar, bulguların yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkileyen birçok sınırlamayla karşı karşıyadır. Bu sınırlamalar, fenotipi tanımlamadaki zorlukları, çalışma tasarımındaki metodolojik kısıtlamaları ve genetik ile çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimini kapsar. Bu sorunları kabul etmek, gelecekteki araştırmaları daha kapsamlı bir anlayışa yönlendirmek için çok önemlidir.

Fenotip Tanımında ve Klinik Sunumda Heterojenite

Section titled “Fenotip Tanımında ve Klinik Sunumda Heterojenite”

Diz ağrısının genetik çalışmalarındaki önemli bir zorluk, durumun farklı tanımlarından ve klinik belirtilerinden kaynaklanmaktadır. Bugüne kadarki genetik araştırmaların çoğu, diz ağrısına daha geniş, daha genel bir fenotip olarak odaklanmak yerine, özellikle diz osteoartritine odaklanmıştır [1]. Bu ayrım önemlidir, çünkü osteoartritte görülen yapısal değişikliklere katkıda bulunan genetik faktörler, ağrı algısını veya diz rahatsızlığının diğer nedenlerini etkileyenlerden farklılık gösterebilir. Dahası, osteoartrit çalışmaları içinde bile tanımlar farklılık gösterebilir; bazı araştırmalar kendi bildirdiği durum anketlerini ve Hastane Giriş-Çıkış İstatistikleri verilerini kullanırken, diğerleri diz osteoartritinin radyografik kanıtlarına odaklanmaktadır[1]. Diyabetik nöropatik ağrı, kronik yaygın ağrı veya akut post-cerrahi ağrı gibi diğer ağrı fenotipleri üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular, farklı ağrı durumlarının altında yatan çeşitli genetik mimarileri vurgulamakta, bir ağrı türünden elde edilen bilgilerin diz ağrısına doğrudan aktarılamayabileceğini düşündürmektedir[1]. Fenotip tanımındaki bu değişkenlik, çalışmalar arası verileri birleştirmede zorluklara yol açabilir ve belirli diz ağrısı türlerine özgü genetik ilişkilendirmeleri gizleyebilir.

Çeşitli Popülasyonlar Arasında Genellenebilirlik ve Metodolojik Kısıtlamalar

Section titled “Çeşitli Popülasyonlar Arasında Genellenebilirlik ve Metodolojik Kısıtlamalar”

Birçok genetik ilişkilendirme çalışması, çalışma popülasyonlarının bileşimi ve içsel metodolojik kısıtlamalar nedeniyle genellenebilirlik açısından sınırlı kalmıştır. Araştırmaların önemli bir kısmı, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır; bu durum, ağrı tepkileri ve genetik varyasyonların soylara göre önemli ölçüde farklılık gösterebileceği göz önüne alındığında, bulguların diğer etnik gruplara uygulanabilirliğini sınırlamaktadır[12]. Bazı çalışmalar, Afrika kökenli Amerikalılar gibi belirli popülasyonlardaki genetik belirleyicileri keşfetmeye başlamış olsa da, daha geniş bir popülasyonlar arası genetik ilişkilendirme atlası hala geliştirilme aşamasındadır [13]. Metodolojik olarak, mevcut genotipleme platformlarına bağımlılık, insan genomundaki yaygın genetik varyasyonların yalnızca bir kısmının temsil edildiği anlamına gelir; bu durum, yanlış keşifler yapma veya gerçek ilişkilendirmeleri gözden kaçırma riskini potansiyel olarak artırmaktadır [12]. Ek olarak, bazı çalışmalar keşif ve replikasyon için birden fazla kohorttan veri birleştirse de, bu kohortlar arasındaki içsel farklılıklar veya yanlılıklar sonuçları etkileyebilir [9]. Bu nedenle, yeni genetik bulguları doğrulamak ve sağlamlıklarını artırmak için daha büyük ve daha çeşitli örneklem büyüklükleriyle bağımsız replikasyonlar esastır.

Karmaşık Etiyoloji, Gen-Çevre Etkileşimleri ve Kalan Bilgi Boşlukları

Section titled “Karmaşık Etiyoloji, Gen-Çevre Etkileşimleri ve Kalan Bilgi Boşlukları”

Diz ağrısı, genetiğin ötesinde birçok etkileşimli faktörden etkilenen karmaşık bir özelliktir ve kapsamlı bir anlayış için zorluklar teşkil etmektedir. Kadın cinsiyeti, yaş, obezite, önceki diz yaralanmaları, diz zorlayıcı işler, sigara ve psikolojik faktörler dahil olmak üzere çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, diz ağrısı ve osteoartrit için iyi bilinen risk faktörleridir[1]. Bu çevresel etkilerin, genetik yatkınlıklarla etkileşime girerek, mevcut çalışmalarda tam olarak yakalanması zor olan karmaşık bir gen-çevre etkileşimi yaratması muhtemeldir. Örneğin, önceki diz travması ya bağımsız bir risk faktörü olarak hareket edebilir, genetik risk allellerinin ekspresyonunu değiştirebilir ya da izin verici bir ortamda onlarla etkileşime girebilir [14]. Diz osteoartriti gibi durumların genetik mimarisi, genellikle her biri küçük bir etki büyüklüğüyle katkıda bulunan birden fazla gen içerir; bu da bireysel genetik katkıların belirlenmesini zorlaştırır ve “eksik kalıtım” fenomenine katkıda bulunur [1]. Ayrıca, genetik ilişkilendirme çalışmaları öncelikle istatistiksel ilişkileri tanımlar; bu da tanımlanan genetik lokusların diz ağrısına nasıl katkıda bulunduğuna dair altta yatan biyolojik mekanizmaları karakterize etmek için daha fazla araştırmaya duyulan kritik ihtiyacı vurgular. Aday genetik lokusları tam olarak açıklamak ve istatistiksel ilişkilendirmeleri biyolojik içgörülere dönüştürmek için hem hayvan modellerinde hem de insanlarda yapılan fonksiyonel çalışmalar dahil olmak üzere kapsamlı ek çalışmalara ihtiyaç vardır [12].

Genetik varyantlar, çoğunlukla eklem gelişimi ve bakımı için kritik genleri etkileyerek, bireyin diz ağrısına yatkınlığında önemli bir rol oynamaktadır. Bunlar arasında, Growth Differentiation Factor 5 (GDF5) geni ve onunla ilişkili varyant rs143384 güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. GDF5, transforme edici büyüme faktörü-beta (TGF-beta) süperailesine ait bir proteini kodlar ve bu protein, özellikle kıkırdak ve kemikler olmak üzere çeşitli dokuların gelişimini ve bakımını düzenlemek için çok önemlidir [1]. GDF5’teki mutasyonların kondrodisplazi gibi iskelet bozukluklarına neden olduğu bilinmektedir, bu da genin iskelet gelişimindeki koruyucu işlevini vurgulamaktadır [1]. 20. kromozomdaki GDF5 geni içinde yer alan rs143384 varyantı, diz ağrısı ile ilişkili önemli bir genetik lokustur ve UK Biobank kohortu gibi büyük ölçekli çalışmalarda güçlü bir ilişki sergilemektedir[1]. Bu varyant veya onunla güçlü bağlantı dengesizliği içindeki diğer varyantlar, GDF5ekspresyonunu veya protein işlevini etkileyebilir, böylece kıkırdak bütünlüğünü etkileyerek ve diz ağrısının yaygın bir nedeni olan osteoartrit riskini artırabilir[9].

Diz ağrısına önemli bir başka genetik katkıda bulunan, Collagen Type XXVII Alpha 1 Chain (COL27A1) geni ve onun yakınındaki varyantı, rs2808772 ’dir. COL27A1, kıkırdak dahil olmak üzere vücuttaki bağ dokularının yapısal bütünlüğü ve işlevi için esas olan fibriler kollajen ailesinin bir üyesidir [1]. Bu gen, kıkırdağın kalsifikasyon sürecinde ve geçiş evrelerinde özellikle önemlidir; bunlar doğru eklem oluşumu ve onarımı için kritiktir [1]. 9. kromozomdaki COL27A1 yakınında yer alan rs2808772 varyantı, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında diz ağrısı ile anlamlı bir ilişki de göstermiştir[1]. Bu spesifik varyant üzerindeki doğrudan fonksiyonel çalışmalar devam etmekle birlikte, COL27A1’e yakınlığı, bu kollajen geninin ekspresyonunu veya aktivitesini etkileyebileceğini, potansiyel olarak kıkırdak yapısını etkileyerek ve diz ağrısına ve ilişkili eklem rahatsızlıklarına yatkınlığı artırabileceğini düşündürmektedir. Bu varyantların tanımlanması, yaygın kas-iskelet sistemi şikayetlerinin altında yatan karmaşık genetik mimariyi vurgulamaktadır.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs143384
rs6120946
GDF5body height
Osteoartrit
knee
infant body height
hip circumference
BMI-adjusted hip circumference
rs2808772
rs919642
KIF12 - COL27A1Diz Ağrısı

Diz Ağrısının Kavramsallaştırılması ve Operasyonel Tanımı

Section titled “Diz Ağrısının Kavramsallaştırılması ve Operasyonel Tanımı”

Diz ağrısı, temel olarak diz ekleminin içinde veya çevresindeki belirli bir alana lokalize olmuş rahatsızlık olarak tanımlanır. Bu deneyim, künt bir ağrıdan keskin, saplayıcı bir hisse kadar oldukça değişkendir ve ağırlık taşıyan aktiviteler sırasında aralıklı ağrı veya kalıcı rahatsızlık olarak ortaya çıkabilir[1]. Operasyonel olarak, araştırma bağlamlarında, diz ağrısı, bireylerin ağrı deneyimlerini belirttikleri kişinin kendi bildirdiği durum anketleri aracılığıyla değerlendirilebilir[1]. Diz osteoartritinden farklı olmakla birlikte, genel diz ağrısı, resmi bir osteoartrit tanısından bağımsız olarak ortaya çıkabilir ve tüm diz ağrılarının yapısal eklem hastalığına atfedilemeyeceğini vurgular[1].

“Diz ağrısı” terimi, diz eklemini ve çevreleyen yapılarını etkileyen çeşitli etiyolojilerden kaynaklanan rahatsızlığı kapsayan geniş bir terimdir ve tıbbi yardım gerektiren en yaygın kas-iskelet sistemi şikayetlerinden biridir[1]. İlgili ancak farklı bir kavram, genellikle diz ağrısı ile karakterize olan, ancak her zaman olmayan, belirli bir dejeneratif eklem hastalığını ifade eden “diz osteoartriti”dir (KOA). Araştırmalar genellikle KOA’ya odaklanan çalışmalar ile diz ağrısını daha genel olarak ele alan çalışmaları birbirinden ayırır[1]. Diz ağrısının prevalansı, özellikle yaşlı bireylerde önemli olup, 50 yaş üzeri kişilerin yaklaşık %50’si 12 aylık bir dönem içinde diz ağrısı deneyimi bildirmiştir[1].

Sınıflandırma Sistemleri ve Tanı Kriterleri

Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve Tanı Kriterleri”

“Diz ağrısı”nın kendisi bir semptom olsa da, altta yatan nedenleri çeşitli nosolojik sistemler içinde sınıflandırılır. Önemli bir sınıflandırma, klinik veya radyografik olarak kategorize edilebilen diz osteoartriti (KOA) ile ilgilidir[9]. Amerikan Romatoloji Koleji kriterlerine göre tanımlandığı üzere, klinik diz osteoartriti, üç aylık bir dönem içinde en az bir ay boyunca çoğu gün diz ağrısı ile birlikte, 50 yaşın üzerinde olma, 30 dakikadan uzun süren sabah tutukluğu veya diz krepitusu gibi belirli faktörlerin bulunmasını gerektirir[9]. Radyografik diz osteoartriti ise, tipik olarak Kellgren-Lawrence (K/L) derecelendirme ölçeği kullanılarak görüntüleme bulgularına göre sınıflandırılır; burada bir veya her iki eklemde ≥2 puan, radyografik OA varlığını gösterir [9]. Kesin radyografik OA ayrıca kesin osteofitlerin varlığını ve olası eklem aralığı daralmasını veya total eklem replasmanını içerebilir [14].

Diz ağrısının sınıflandırılması, ayırıcı tanı süreci aracılığıyla onu diğer durumlardan ayırt etmeyi de içerir. Örneğin, diz osteoartriti üzerine yapılan çalışmalar, romatoid artrit, otoimmün hastalıklarla ilişkili poliartrit, kristal birikimine bağlı sekonder osteoartrit (gut ve psödogut), post-travmatik osteoartrit, enfeksiyon kaynaklı osteoartrit ve iskelet displazileri gibi diz ağrısının diğer nedenlerini açıkça dışlar[15]. Bu durum, belirli kriterlerin bir hastayı belirli bir tanı kategorisine atamak ve diğerlerini elemek için kullanıldığı tanıya yönelik kategorik bir yaklaşımı vurgular. Kadın cinsiyet, ileri yaş, obezite, önceki diz yaralanmaları, dizi zorlayan işler, sigara, diz çökme, çömelme ve psikolojik faktörler gibi risk faktörleri de diz ağrısının ve ilişkili durumlarının multifaktöriyel doğasını ve potansiyel alt tiplerini anlamaya katkıda bulunur[1].

Diz ağrısının ölçümü, her biri durum hakkında değerli bilgiler sağlayan subjektif ve objektif yöntemleri içerebilir. Subjektif değerlendirme, ağrının varlığını, şiddetini ve özelliklerini yakalayan, bireyin deneyiminin doğrudan bir anlatımını sunan kendi bildirdiği anketlere sıklıkla dayanır [1]. Diz osteoartriti gibi durumlar için objektif ölçümler; osteofitler ve eklem aralığı daralması gibi yapısal değişiklikleri nicelendirmek amacıyla Kellgren-Lawrence (K/L) derecelendirme sistemi gibi standartlaştırılmış skalalar kullanılarak yapılan radyografik görüntülemeyi içerir [9]. Bu radyografik bulgular, ağrıyı doğrudan ölçmese de, yaygın olarak diz ağrısına neden olan durumlar için sıklıkla vekil veya tanı kriteri olarak kullanılır.

Diz ağrısını tanımlamak ve ölçmek için hem klinik hem de araştırma kriterleri kullanılır; bu da farklı amaç ve bağlamları yansıtır. Osteoartrit için Amerikan Romatoloji Koleji’nden gelenler gibi klinik kriterler, hasta tarafından bildirilen ağrı ve sertlik gibi semptomları fizik muayene bulguları ve yaş ile bütünleştirir[9]. Araştırma kriterleri, özellikle geniş ölçekli genetik çalışmalarda, diz osteoartritinin vaka tanımlaması için bazen yalnızca radyografik kanıta (K/L derecesi ≥ 2) veya genel diz ağrısı için kendi bildirdiği ağrı durumuna dayanarak daha katı veya spesifik tanımlamalar kullanır[1]. Seçilen kesin tanım ve ölçüm yaklaşımı çok önemlidir, çünkü bunlar, özellikle genetik ilişkilendirmeler veya prevalans oranları araştırılırken, incelenen popülasyonun özelliklerini ve bulguların yorumunu doğrudan etkiler [1].

Diz ağrısı, sıklıkla yoğunluğu ve altta yatan etiyolojisi değişmekle birlikte, çeşitli sübjektif semptomlar ve gözlemlenebilir belirtilerle kendini gösterir. Hastalar yaygın olarak, hafif rahatsızlıktan total eklem replasmanı gibi cerrahi müdahale gerektiren ciddi formlara kadar değişebilen, diz eklemine lokalize ağrı bildirmektedir[1]. Klinik tablo, genel diz ağrısı veya daha spesifik olarak, kendine özgü tanı kriterlerine sahip ayrı bir klinik fenotip olan semptomatik diz osteoartriti şeklinde olabilir. Genetik faktörler, eklem replasmanı gerektiren şiddetli KOA’nın varyasyonunun %45’ine kadarını açıklayabilir[6]. KOA’nın genetik mimarisi genellikle aditif bir genetik modeli takip ettiği kabul edilir; bu da, her biri küçük etki büyüklüğüne sahip birden fazla gen veya lokusun, duyarlılığa topluca katkıda bulunduğunu düşündürmektedir [7]. Bu durum, tek bir dominant genetik nedenden ziyade, karmaşık bir poligenik kalıtım paternini göstermektedir.

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), diz osteoartriti ile ilişkili, aralarında GDF5, DVWA, HLA-DQB1, BTNL2, COG5, SUPT3H/RUNX2, GLN3/GLT8D1 ve LSP1P3’ün de bulunduğu çeşitli genler ve lokuslar tanımlamıştır [1]. Ayrıca, çeşitli tanımlara göre dokuz yeni genetik lokusun osteoartrit ile ilişkili olduğu bildirilmiştir[8]. Genetik araştırmaların çoğu tarihsel olarak diz osteoartritine odaklanmış olsa da, genel diz ağrısını özel olarak araştıran çalışmalar, GDF5 ve COL27A1 gibi genlerle de ilişkilendirmeler tanımlamıştır [1].

Çeşitli çevresel ve yaşam tarzı unsurları, diz ağrısının riski ve yaygınlığı üzerinde önemli ölçüde etkilidir. Başlıca risk faktörleri arasında kadın cinsiyet, ileri yaş, obezite, önceki diz yaralanmaları, dizi zorlayıcı aktiviteler içeren meslekler ve sigara içmek yer almaktadır[2]. Yaşlanan popülasyonlardaki küresel artış, obezite oranlarındaki yükselişle birleştiğinde, diz ağrısının yaygınlığını daha da artıracağı öngörülmektedir[1]. Bu faktörler, diz eklemi içinde meydana gelebilecek mekanik stres, enflamatuar süreçler ve dejeneratif değişikliklere katkıda bulunur.

Uzun süreli diz çökme ve çömelme gibi belirli fiziksel aktiviteler ve durumlar, özellikle diz osteoartriti için bilinen risk faktörleridir [2]. Fiziksel stres faktörlerinin ötesinde, bireyin psikolojik faktörleri de diz ağrısı deneyimine katkıda bulunan önemli bir rol oynamaktadır[4]. Bu çevresel ve davranışsal yönler, ya mevcut durumları kötüleştirebilir ya da bağımsız olarak semptomları başlatabilir, bu da diz ağrısı gelişiminin multifaktöriyel doğasını vurgulamaktadır.

Diz ağrısının gelişimi sıklıkla, bir bireyin genetik yatkınlığı ile çeşitli çevresel tetikleyiciler arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklanır. Genetik yatkınlık, dış faktörler tarafından etkilenmedikçe veya aktive edilmedikçe her zaman semptom olarak ortaya çıkmaz [1]. Örneğin, diz travması genetik ilişkilendirmelerle çeşitli şekillerde etkileşime girebilir; osteoartrit için bağımsız bir risk faktörü olarak hareket edebilir, osteoartrit risk allellerinin etkilerini değiştirmeden işleyebilir veya bu genetik risk allellerinin ifade edilme olasılığının daha yüksek olduğu izin verici bir ortam yaratabilir[14]. Bu karmaşık gen-çevre etkileşimlerini anlamak, kapsamlı risk değerlendirmesi ve hedeflenmiş önleme ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için kritiktir.

Diz Eklemi: Yapısı, İşlevi ve Hassasiyeti

Section titled “Diz Eklemi: Yapısı, İşlevi ve Hassasiyeti”

Diz, hareketlilik ve ağırlık taşıma için hayati öneme sahip, kemik (femur, tibia, patella), eklem kıkırdağı, menisküsler, bağlar ve tendonlardan oluşan karmaşık bir sinovyal eklemdir. Pürüzsüz ve esnek bir doku olan eklem kıkırdağı, kemiklerin uçlarını kaplayarak sürtünmesiz hareketi ve şok emilimini sağlar. Bu yapısal bileşenlerdeki hasar, akut yaralanma, kronik mekanik stres veya yaşa bağlı dejenerasyon yoluyla olsun, ağrıya ve fonksiyon bozukluğuna yol açabilir[1]. Kadın cinsiyeti, ileri yaş, obezite ve önceki diz yaralanmaları gibi faktörler, genellikle eklem içindeki aşınma ve yıpranmayı hızlandırarak veya inflamatuar süreçleri başlatarak diz ağrısı riskini önemli ölçüde artırır[1].

Diz ağrısı sıklıkla, eklem kıkırdağının bozulması ve altta yatan kemikteki değişikliklerle karakterize ilerleyici bir hastalık olan diz osteoartriti (OA) ile ilişkilidir. Bu dejeneratif süreç, eklemin normal biyomekaniğini ve homeostazını bozarak inflamasyona, ağrıya ve sertliğe yol açar[1]. GDF5 (Growth Differentiation Factor 5) ve COL27A1(Collagen Type XXVII Alpha 1 Chain) gibi genler, eklem gelişimi ile kıkırdak ve diğer bağ dokularının yapısal bütünlüğü için kritik öneme sahip olup, bu genlerdeki varyantlar diz ağrısı ve osteoartrit riski ile ilişkilendirilmiştir[1]. Diz ekleminin karmaşık doku etkileşimlerini ve moleküler mimarisini anlamak, bu hayati eklemdeki ağrının kökenlerini ve ilerlemesini kavramak için esastır.

Diz ağrısı hissi, moleküler ve hücresel yolların, özellikle de inflamasyon ve nosisepsiyonda rol oynayanların karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Eklem dokuları hasar gördüğünde, hücreler, osteoartrit patogenezinde rol oynayan Interlökin-1 Beta (IL1B) ve Interlökin-1 Reseptör Antagonisti (IL1RN) gibi sitokinler de dahil olmak üzere pro-inflamatuar medyatörler salgılar [1]. Bu moleküller, nöronal uyarılabilirliği ve ağrı sinyali iletimini modüle etmek için kritik öneme sahip olan, protein kinaz C geni tarafından kodlananlar gibi, genellikle protein kinazları içeren sinyal kaskadlarını aktive eder[10].

Ağrıya katkıda bulunan önemli bir metabolik süreç, bir varyantı diz osteoartriti riski ile ilişkili olan, aynı zamanda COX-2 olarak da bilinen prostaglandin-endoperoksit sentaz 2 (PTGS2) gibi enzimler tarafından prostaglandinlerin sentezidir [9]. Prostaglandinler, eklemdeki ağrı reseptörlerini (nosisepörleri) duyarlı hale getirerek ağrı sinyallerini yükseltir. Ayrıca, sinir büyüme faktörü (NGF) sinyal yolu ağrıda önemli bir rol oynar;NGFgeninin yakınındaki genetik lokuslar, diğer durumlarda ağrı şiddetiyle ilişkili olup, nosiseptif süreçler ve nöronal plastisite ile geniş ilişkisini vurgulamaktadır[16]. Bu birbiriyle bağlantılı moleküler olaylar, diz ağrısının hem akut hem de kronik yönlerini tetikler.

Diz Ağrısı ve Osteoartritin Genetik Mimarisi

Section titled “Diz Ağrısı ve Osteoartritin Genetik Mimarisi”

Genetik faktörler, bir bireyin diz ağrısına ve özellikle osteoartrit gibi altta yatan durumlarına yatkınlığına önemli ölçüde katkıda bulunur. İkizler ve kardeşler üzerinde yapılan çalışmalar, diz osteoartriti için yüksek kalıtsallık göstermiştir; bazı durumlarda varyasyonun %62’sine kadar ve eklem replasmanı gerektiren şiddetli osteoartrit için %45’ine kadar genetik faktörler sorumludur[1]. Diz osteoartritinin genetik mimarisi, her biri küçük bir etkiye sahip birden fazla genin toplu olarak riski artırdığı aditif bir genetik model ile karakterizedir [1].

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), diz ağrısı ve osteoartrit ile ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır. İlgili temel genler arasında diz ağrısı ile doğrudan ilişkili olanGDF5 ve COL27A1 yer almaktadır [1]. Diz osteoartriti ile bağlantılı diğer genler arasında DVWA, HLA-DQB1, BTNL2, COG5, SUPT3H/RUNX2, GLN3/GLT8D1, LSP1P3, IL1B, IL1RN, LRCH1, CLIP, TNA_ ve BMP2 bulunmaktadır [1]. Bu genler eklem gelişimi, kıkırdak bakımı ve enflamatuar yanıtlar gibi çeşitli fonksiyonlarda görev almaktadır. PTGS2 gibi genlerdeki varyasyonlar da riske katkıda bulunur [9]. Bu genetik varyasyonların çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle birlikte karmaşık etkileşimi, ağrı hassasiyeti ve hastalık ilerlemesindeki bireysel farklılıkları belirler[12].

Ağrının Patofizyolojik Mekanizmaları ve Sistemik Bağlamı

Section titled “Ağrının Patofizyolojik Mekanizmaları ve Sistemik Bağlamı”

Diz ağrısı, sıklıkla altta yatan patofizyolojik süreçlerin bir semptomu olarak ortaya çıkar; en yaygın olarak, eklem kıkırdağının ilerleyici dejenerasyonunu ve subkondral kemikteki değişiklikleri içeren diz osteoartriti. Eklem homeostazisinin bu bozulması, değişmiş biyomekaniklere, kronik inflamasyona ve yapısal hasara yol açarak, topluca kalıcı ağrıya katkıda bulunur[1]. Mekanik sorunların ötesinde, ağrı deneyimi,GFRA2geninde bir varyantın tanımlandığı diyabetik nöropatik ağrı gibi durumlarda görüldüğü üzere, nöropatik bileşenlerden etkilenebilir[1]. Nöropatik ağrı, total eklem replasmanı sonrası nöropatik ağrı semptomları ile ilişkili protein-kinaz C genindeki bir varyant ile kanıtlandığı üzere, ameliyat sonrası da ortaya çıkabilir[10].

Diz ağrısı deneyimi sadece lokalize olmakla kalmaz, aynı zamanda sistemik sonuçları ve psikolojik faktörlerle etkileşimleri de içerebilir[1]. Ağrı, bireysel genlerin katkısının sıklıkla birden fazla biyolojik yol üzerinde hafif etkilere sahip olduğu karmaşık, çok mekanizmalı bir fenomendir ve bu da çalışmasını zorlaştırır[12]. Dahası, diz ağrısı dahil kronik ağrı çok bölgeli olabilir; bu da ağrı algısı ve modülasyonunda daha geniş sistemik veya merkezi sinir sistemi katılımını düşündürmektedir[17]. Bu çeşitli mekanizmalar, diz ağrısının etkili yönetiminin lokal eklem patolojisi, genetik yatkınlıklar ve ağrı işlenmesi üzerindeki sistemik etkiler hakkında kapsamlı bir anlayış gerektirdiğini vurgulamaktadır.

Diz ağrısının gelişimi ve kalıcılığı, genetik faktörler, moleküler sinyalleşme, metabolik süreçler ve sistemik düzenleyici mekanizmaların karmaşık bir etkileşimini içerir. Bu yolakları anlamak, eklem sağlığı ve ağrı algısının temel biyolojisine dair içgörü sağlar.

Genetik Yatkınlık ve Yapısal Bütünlük

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Yapısal Bütünlük”

Genetik faktörler, özellikle eklem yapısı ve bütünlüğü üzerindeki etkileri aracılığıyla bir bireyin diz ağrısına yatkınlığına önemli ölçüde katkıda bulunur. GDF5 ve COL27A1gibi spesifik genler, diz ağrısı ile ilişkilendirilmiş olup, bu durumun genetik mimarisindeki rollerini vurgulamaktadır[1]. GDF5 (Growth Differentiation Factor 5), iskelet gelişimi ve eklem oluşumu için hayati öneme sahip olup, kıkırdak ve kemiğin bakım ve onarımını etkiler. Bu tür genlerin disregülasyonu, değişmiş protein sentezine ve bozulmuş yapısal bileşenlere yol açarak, diz ağrısının yaygın bir nedeni olan diz osteoartriti (OA) gibi durumların gelişimine katkıda bulunabilir [13]. Bu genetik ilişkiler, eklem sağlığının korunmasında gen düzenlemesi ve protein modifikasyon yollarının önemini vurgulamaktadır; bozulmaları ise menisküs dejenerasyonu ve osteoartrit gibi durumlarda terapötik müdahaleler için bir hedef olarak da hizmet edebilecek önemli bir hastalıkla ilişkili mekanizmayı temsil etmektedir[8].

Diz ağrısı genellikle, immün ve sinir sistemleri arasındaki önemli çapraz etkileşimlerle karakterize olan karmaşık sinyal yollarından kaynaklanır[17]. Bu etkileşim, nosisepsiyon, zararlı uyaranların işlenmesi ve kronik ağrı durumlarına yol açabilen duyarlılaşma mekanizmaları için temeldir[17]. Sinir sistemindeki immün hücrelerin aktivasyonunu içeren nöroinflamasyon, nöropatik ağrı gelişiminde rol oynar ve diz ağrısına katkıda bulunabilir[17]. Nerve growth factor (NGF) lokusu gibi moleküler bileşenler, reseptör aktivasyonunun nöronal uyarılabilirliği ve gen ekspresyonunu düzenleyen hücre içi sinyal kaskadlarını başlattığı ağrı sinyalleşmesinde rol oynar[16]. Ayrıca, protein-kinaz C geni gibi elementler bu hücre içi kaskadlarda yer alır, sinaptik plastisiteyi ve ağrı yollarının genel uyarılabilirliğini modüle eder[10].

Metabolik yollar, diz ağrısının etiyolojisinde ve kalıcılığında, büyük ölçüde kronik inflamasyonla bağlantıları nedeniyle kritik öneme sahiptir [17]. Örneğin, obezite sıkça kronik ağrı ile komorbidtir ve adipoz doku, ağrı algısını ve inflamasyonu etkileyebilen faktörler salgılayarak metabolik olarak aktiftir[17]. Bu metabolik aktivite, enerji metabolizmasının, biyosentezin ve katabolizmanın düzenlenmesini kapsar; bu süreçlerdeki dengesizlikler diz eklemi içinde pro-inflamatuvar bir ortamı teşvik edebilir. Bu metabolik süreçlerin düzensizliği, değişmiş akı kontrolü dahil olmak üzere, inflamatuvar medyatörlerin birikimine ve doku hasarına yol açabilir, böylece ağrıyı şiddetlendirir.

Kronik diz ağrısı, çeşitli biyolojik süreçlerin ve çevresel faktörlerin karmaşık bir sistem düzeyinde entegrasyonunu genellikle yansıtır[17]. Araştırmalar, kronik kas-iskelet ağrısı durumlarıyla ilişkili ortak genetik faktörlerin bulunduğunu, bunun da tek bir bölgenin ötesine uzanan ağrı fenotiplerine katkıda bulunan karmaşık ağ etkileşimlerini ve yolak çapraz konuşmasını düşündürdüğünü göstermektedir[18]. Bu hiyerarşik düzenleme, genetik yatkınlıkların, immün yanıtların, metabolik durumun ve hatta kronik ağrı semptom şiddetinde yaygın olarak günlük varyasyonlar gösteren uyku düzeni gibi davranışsal faktörlerin etkileşimini içerir[17]. Bu entegre sistemlerin ortaya çıkan özellikleri, kalıcı veya yaygın ağrı olarak kendini gösterebilir; telafi edici mekanizmaların bazen doku homeostazisini restore etmekte başarısız olması, terapötik müdahale için birden fazla fırsat sunar.

Diz ağrısı, özellikle yaşlı bireyler arasında olmak üzere popülasyonlar genelinde yüksek yaygınlık gösteren önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. 50 yaş üstü bireylerin yaklaşık %50’si 12 aylık bir dönemde diz ağrısı yaşadığını bildirmektedir[1]. Amerika Birleşik Devletleri’nden elde edilen boylamsal veriler, diz ağrısı yaygınlığında dikkate değer bir zamansal artışı göstermektedir; genel bir popülasyon kohortunda oranlar, 1983 ve 2005 yılları arasında, osteoartrit tanısından bağımsız olarak, kadınlarda %15,7’den %32,9’a ve erkeklerde %8,7’den %27,7’ye yükselmiştir[1]. Bu yükseliş eğilimi diz osteoartritine de uzanmaktadır; ABD’de yaygınlığı 1950’lerde tahmini %8’den günümüzde %16’ya çıkarak iki katına ulaşmıştır [1]. Bu durum, 2016 yılında küresel olarak engellilikle yaşanılan yılların on ikinci önde gelen nedeni olarak sıralanmasıyla da kanıtlandığı üzere, sağlık sistemleri üzerinde artan bir yükü işaret etmektedir [1].

Epidemiyolojik çalışmalar, diz ağrısı riskinin artmasıyla ilişkili çeşitli demografik ve yaşam tarzı faktörlerini tutarlı bir şekilde tanımlamıştır. Bunlar arasında kadın cinsiyet, ileri yaş, obezite, önceki diz yaralanmaları öyküsü, dizi zorlayan mesleklerde çalışma ve sigara kullanımı bulunmaktadır[1]. Diz osteoartriti için özel olarak ise, risk faktörleri diz çökme ve çömelme gibi aktiviteleri de içermektedir [1]. Ayrıca, psikolojik faktörler de diz ağrısına önemli katkıda bulunan unsurlar olarak kabul edilmektedir [1]. Bu çevresel ve yaşam tarzı belirleyicilerinin, bireyin genetik yatkınlığıyla karmaşık bir şekilde etkileşime girerek, popülasyonlar genelinde diz ağrısının ortaya çıkışını ve şiddetini kolektif olarak şekillendirdiği anlaşılmaktadır[1].

Genetik Mimari ve Büyük Ölçekli Kohort Araştırmaları

Section titled “Genetik Mimari ve Büyük Ölçekli Kohort Araştırmaları”

Büyük ölçekli kohort çalışmaları ve biyobanka girişimleri, diz ağrısı ve osteoartritin altında yatan genetik mimarinin anlaşılmasında önemli ilerlemeler sağlamıştır. Kardeş çalışmaları da dahil olmak üzere araştırmalar, diz osteoartritinde kayda değer bir genetik bileşen olduğunu göstermiş, kalıtım tahminleri 0,62’ye kadar yükselmiştir[1]. Kapsamlı bir ikiz çalışması bu bulguyu daha da doğrulamış, eklem replasmanı gerektiren şiddetli diz osteoartritinde gözlenen varyasyonun %45’ini genetik faktörlere atfetmiştir [1]. Bu kanıt, her biri mütevazı bir etki gösteren sayısız gen veya genetik lokusun, diz osteoartritine karşı genel yatkınlığa kümülatif olarak katkıda bulunduğunu ima eden katkısal bir genetik modeli desteklemektedir [1].

Popülasyon genetiği için önemli bir kaynak olan UK Biobank, diz ağrısı ile bağlantılı belirli genetik lokusları tanımlayan kapsamlı genom çapında ilişkilendirme çalışmalarını (GWAS) kolaylaştırmıştır. UK Biobank verilerini kullanan ve 22.000’den fazla diz ağrısı vakasını ve yaklaşık 150.000 kontrolü kapsayan bir GWAS, GDF5 ve COL27A1 genleri ile anlamlı ilişkiler ortaya koymuştur[1]. Diz osteoartritine odaklanan önceki GWAS’ler, GDF5, DVWA, HLA-DQB1, BTNL2, COG5, SUPT3H/RUNX2, GLN3/GLT8D1 ve LSP1P3 dahil olmak üzere birçok geni zaten ilişkilendirmişti [1]. UK Biobank’ı kullanan tamamlayıcı genom çapında analizler de, kendi bildirdiği veriler ve hastane yatış istatistiklerinin birleşimiyle tanımlanan, osteoartrit ile ilişkili dokuz yeni genetik lokusun keşfedilmesine yol açmıştır[8]. Bu çalışmalar, diz ağrısının karmaşık genetik peyzajını çözmede büyük popülasyon kohortlarının faydasının altını çizmektedir.

Popülasyonlar Arası ve Metodolojik Hususlar

Section titled “Popülasyonlar Arası ve Metodolojik Hususlar”

Popülasyonlar arası genetik karşılaştırmalar, diz ağrısı ve osteoartrit için genetik risk faktörlerinin farklı atasal ve etnik gruplar arasında nasıl farklılık gösterebileceğini anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Çalışmalar, Afrika kökenli Amerikalılar[13] ve Kuzey Amerikalı Kafkasyalılar [14]gibi farklı popülasyonlarda radyografik diz osteoartritinin genetik belirleyicilerini özellikle incelemiştir. Diz ağrısı gibi karmaşık özelliklerin prevalansı ve genetik mimarisi farklı etnik kökenler arasında farklılıklar gösterebildiğinden, bu araştırmalar popülasyona özgü genetik etkileri belirlemek ve bulguların genellenebilirliğini değerlendirmek açısından hayati öneme sahiptir. Bu tür karşılaştırmalı araştırmalar, genetik duyarlılığa dair daha kapsayıcı ve doğru bir tablo oluşturmaya yardımcı olur.

Metodolojik olarak, diz ağrısı üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, keşfi artırmak ve bulguları doğrulamak amacıyla genellikle birden fazla bağımsız kohorttan verileri entegre eden, büyük ölçekli vaka-kontrol çalışmaları ve kapsamlı kohort analizleri dahil olmak üzere sağlam tasarımlar kullanır. Örneğin, radyografik diz osteoartriti için yapılan bir genom çapında ilişkilendirme taraması, prostaglandin-endoperoksit sentaz 2 genindeki bir varyantı tanımlamak amacıyla İngiltere, ABD ve Hollanda popülasyonlarını kapsayan beş kohorttan verileri sentezlemiştir[9]. UK Biobank gibi kaynakların sağladığı geniş örneklem boyutları önemli istatistiksel güç sağlarken ve genellenebilirliği artırırken, çalışma popülasyonlarının cinsiyet, yaş ve vücut kitle indeksi gibi demografik faktörler açısından temsil edilebilirliğine dikkat edilmesi hayati öneme sahiptir [1]. Örneğin, bazı çalışmalar diz osteoartriti vakaları arasında kadınların ağırlıkta olduğunu belirtmiştir [9]. Meta-analizlerin kullanımı bu çalışmaları daha da güçlendirerek, daha küçük bireysel etki boyutlarına sahip genetik varyantların tespitini sağlar ve böylece diz ağrısı etiyolojisi hakkında kapsamlı bir anlayışa katkıda bulunur[19].

Diz Ağrısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Diz Ağrısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayalı olarak diz ağrısının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Annemin diz ağrısı var; bu benim de diz ağrısı çekeceğim anlamına mı geliyor?

Section titled “1. Annemin diz ağrısı var; bu benim de diz ağrısı çekeceğim anlamına mı geliyor?”

Evet, ailede diz ağrısı öyküsü, özellikle osteoartrit, riskinizi önemli ölçüde artırır. Genetik faktörler, diz osteoartriti riskinin önemli bir kısmını açıklayabilir; heritabilite tahminleri %62’ye kadar çıkmaktadır. Bu, ebeveynlerinizden, her biri küçük bir etkiyle katkıda bulunan birden fazla gen aracılığıyla bir yatkınlık miras alabileceğiniz anlamına gelir.

2. Arkadaşım aynı aktiviteleri yaparken neden benim dizim ağrıyor?

Section titled “2. Arkadaşım aynı aktiviteleri yaparken neden benim dizim ağrıyor?”

Bu durum genellikle benzersiz genetik yapınızın ve bunun yaşam tarzınızla nasıl etkileşimde bulunduğunun bir karışımıdır. Diz çökme ve çömelme gibi aktiviteler risk faktörleri olsa da, bazı insanlar GDF5 veya COL9A1gibi genlerdeki varyasyonlar nedeniyle diz ağrısı veya osteoartrit geliştirmeye genetik olarak daha yatkındır. Arkadaşınızda daha fazla koruma sağlayan farklı genetik varyantlar bulunabilir.

3. Diz ağrısından ailede görülse bile kaçınabilir miyim?

Section titled “3. Diz ağrısından ailede görülse bile kaçınabilir miyim?”

Evet, kesinlikle. Genetik bir yatkınlığınız bulunsa da, çevresel ve yaşam tarzı faktörleri çok önemlidir. Kilonuzu yönetmek, dizi zorlayıcı mesleklerden kaçınmak ve sigara içmemek,GDF5 gibi genler sizi daha yatkın hale getirse bile riskinizi önemli ölçüde azaltabilir. Riskinizi anlamak, önlemeye yönelik proaktif seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.

4. Diz ağrısı yaşama olasılığım sadece kadın olduğum için mi daha yüksek?

Section titled “4. Diz ağrısı yaşama olasılığım sadece kadın olduğum için mi daha yüksek?”

Evet, kadın cinsiyeti diz ağrısı için bir risk faktörü olarak tanınmaktadır. Bu farkın spesifik genetik nedenleri karmaşık olsa da, genetik faktörlerin hormonlar ve cinsiyetler arasında farklılık gösteren diğer biyolojik yollarla etkileşime girebildiği bilinmektedir. Bu etkileşim, genel yatkınlığı etkiler ve temel riskinize katkıda bulunur.

5. İşimin gerektirdiği diz çökme, genlerim yüzünden diz ağrımı kötüleştirir mi?

Section titled “5. İşimin gerektirdiği diz çökme, genlerim yüzünden diz ağrımı kötüleştirir mi?”

Evet, sık sık diz çökme veya çömelme gibi dizleri zorlayıcı meslekler, diz osteoartriti için bilinen risk faktörleridir. Eğer SUPT3H/RUNX2 gibi bölgelerdeki varyantlar gibi genetik yatkınlıklarınız da varsa, bu aktiviteler kalıtsal yatkınlığınızla etkileşime girerek diz ağrısının gelişimini hızlandırabilir veya kötüleştirebilir. Bu, çevreniz ve genetiğinizin birleşimidir.

6. DNA testi diz ağrısı riskimi tahmin etmek için faydalı mı?

Section titled “6. DNA testi diz ağrısı riskimi tahmin etmek için faydalı mı?”

Genetik testler, GDF5 veya prostaglandin-endoperoksit sentaz 2 geni gibi, diz osteoartriti gibi durumlar için artan riskle ilişkili bazı varyantları tanımlayabilir. Kesin bir tahmin olmasa da, genetik yatkınlığınızı bilmek sizin ve doktorunuzun riskinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Bu bilgi, erken önleyici stratejilere veya kişiselleştirilmiş yönetim planlarına yol gösterebilir.

7. Dizlerim ağrıyor ama normal görünüyorlar; genetik bunu açıklayabilir mi?

Section titled “7. Dizlerim ağrıyor ama normal görünüyorlar; genetik bunu açıklayabilir mi?”

Mümkün. Genetik araştırmalar genellikle osteoartritteki yapısal değişikliklere odaklansa da, genel diz ağrısıCOL27A1gibi farklı genetik ilişkilere sahip olabilir. Ağrı algısının kendisi de, yapısal hasar belirgin olmasa bile nöropatik ağrı semptomlarıyla ilişkili olan protein-kinaz C genindeki varyantlar gibi genetik faktörlerden etkilenebilir.

8. Kilom, kalıtsal diz ağrısı riskimi kötüleştirir mi?

Section titled “8. Kilom, kalıtsal diz ağrısı riskimi kötüleştirir mi?”

Evet, kesinlikle. Obezite, diz ağrısı ve osteoartrit için önemli bir çevresel risk faktörüdür. Eğer ayrıca genetik bir yatkınlığınız varsa, örneğinBMP2 gibi genlerdeki varyantlar aracılığıyla, kilonuz bu kalıtsal faktörlerle etkileşime girerek genel riskinizi ve potansiyel olarak diz ağrınızın şiddetini önemli ölçüde artırabilir. Bu durum, birleşik daha yüksek bir risk oluşturur.

9. Genetik olarak yatkınsam stres diz ağrımı etkiler mi?

Section titled “9. Genetik olarak yatkınsam stres diz ağrımı etkiler mi?”

Psikolojik faktörler, diz ağrısına katkıda bulunan etkenler olarak kabul edilmektedir ve bunlar genetik yatkınlığınızla etkileşebilir. Makale, stres genlerinin diz ağrısı genleriyle nasıl etkileşebileceğini özel olarak belirtmese de, genel genetik yapınızın ağrıyı nasıl algıladığınızı ve ağrıyla nasıl başa çıktığınızı etkilediği bilinmektedir. Stresi yönetmek, genetik geçmişinizden bağımsız olarak semptomlarınızı yönetmenin kritik bir parçası olabilir.

10. Kardeşimin diz ağrısı var, benim yok; neden?

Section titled “10. Kardeşimin diz ağrısı var, benim yok; neden?”

Ortak genetiğe sahip olsanız bile, çevresel maruziyetlerdeki ve yaşam tarzı seçimlerindeki farklılıklar nedeniyle bireysel sonuçlar değişebilir. Diz osteoartriti yüksek kalıtılabilirliğe sahip olsa da, küçük etkilere sahip birçok genin katkıda bulunduğu eklemeli bir genetik modeli izler. Kardeşiniz, bu genetik varyantların farklı bir kombinasyonuna veya geçmiş yaralanmalar ya da mesleki zorlanmalar gibi farklı çevresel faktörlere sahip olabilir; bunlar onun semptomlarını tetiklerken sizinkiler etkilenmemiş kalmıştır.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Meng, W, et al. “Genome-wide association study of knee pain identifies associations with GDF5 and COL27A1 in UK Biobank.”Commun Biol, vol. 2, 2019, p. 321.

[2] Miranda, H., et al. “A prospective study on knee pain and its risk factors.”Osteoarthr. Cartil., vol. 10, 2002, pp. 623–630.

[3] Heidari, B. “Knee osteoarthritis prevalence, risk factors, pathogenesis and features: part I.”Casp. J. Intern. Med., vol. 2, 2011, pp. 205–212.

[4] Iijima, H., et al. “Psychological health is associated with knee pain and physical function in patients with knee osteoarthritis: an exploratory cross-sectional study.”BMC Psychol., vol. 6, 2018, p. 19.

[5] Neame, R. L., et al. “Genetic risk of knee osteoarthritis: a sibling study.”Ann. Rheum. Dis., vol. 63, 2004, pp. 1022–1027.

[6] Magnusson, K., et al. “Genetic factors contribute more to hip than knee surgery due to osteoarthritis - a population-based twin registry study of joint arthroplasty.”Osteoarthr. Cartil., vol. 25, 2017, pp. 878–884.

[7] Ikegawa, S. “New gene associations in osteoarthritis: what do they provide, and where are we going?”Curr. Opin. Rheumatol., vol. 19, 2007, pp. 429–434.

[8] Zengini, E., et al. “Genome-wide analyses using UK Biobank data provide insights into the genetic architecture of osteoarthritis.”Nature Genetics, vol. 49, 2017, pp. 830-836.

[9] Valdes, Ana M., et al. “The GDF5 rs143383 polymorphism is associated with osteoarthritis of the knee with genome-wide statistical significance.”Annals of the Rheumatic Diseases, vol. 70, no. 5, 2011, pp. 873-875.

[10] Warner, S. C. et al. “Genome-wide association scan of neuropathic pain symptoms post total joint replacement highlights a variant in the protein-kinase C gene.”Eur J Hum Genet, vol. 25, 2017, pp. 446–451.

[11] Gupte, C., et al. “The global economic cost of osteoarthritis: how the UK compares.”Arthritis 2012, 2012, p. 698709.

[12] Kim, H., et al. “Genome-wide association study of acute post-surgical pain in humans.”Pharmacogenomics, vol. 10, no. 2, 2009, pp. 171-179.

[13] Liu, Y., et al. “Genetic Determinants of Radiographic Knee Osteoarthritis in African Americans.”J Rheumatol, vol. 45, no. 3, 2018, pp. 411-417.

[14] Yau, M. S., et al. “Genome-Wide Association Study of Radiographic Knee Osteoarthritis in North American Caucasians.”Arthritis Rheumatol, vol. 68, no. 12, 2016, pp. 2909-2917. PMID: 27696742.

[15] Nakajima, M., et al. “New sequence variants in HLA class II/III region associated with susceptibility to knee osteoarthritis identified by genome-wide association study.”PLoS One, vol. 5, no. 3, 2010, e9723.

[16] Jones, A. V., et al. “Genome-wide association analysis of pain severity in dysmenorrhea identifies association at chromosome 1p13.2, near the nerve growth factor locus.”Pain, vol. 157, no. 11, 2016, pp. 2571-2581.

[17] Johnston, K. J. A., et al. “Genome-wide association study of multisite chronic pain in UK Biobank.”PLoS Genet, vol. 15, no. 6, 2019, e1008164.

[18] Tsepilov, YA, et al. “Analysis of genetically independent phenotypes identifies shared genetic factors associated with chronic musculoskeletal pain conditions.”Commun Biol, vol. 3, 2020, p. 329.

[19] Peters, M. J., et al. “Genome-wide association study meta-analysis of chronic widespread pain: evidence for involvement of the 5p15.2 region.”Ann Rheum Dis, vol. 71, no. 10, 2012, pp. 1696-1702. PMID: 22956598.