İçeriğe geç

İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu

İnfantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS), bebekleri etkileyen yaygın ve ciddi bir gastrointestinal rahatsızlıktır, temel olarak mide çıkış obstrüksiyonu olarak kendini gösterir. Mideyi ince bağırsağa bağlayan kaslı bir kapakçık olan pilor sfinkterinin anormal kalınlaşması (hipertrofisi) ile karakterizedir. Belirtiler tipik olarak doğumdan sonraki 2 ila 8 hafta arasında ortaya çıkar[1] ve yaşamın ilk aylarında cerrahi müdahale gerektiren en sık durum olarak kabul edilir [1]. Beyaz popülasyonlarda IHPS insidansı, 1000 canlı doğumda 1,5 ila 3 arasında değişmektedir [1].

IHPS’nin temel biyolojik mekanizması, pilor sfinkterinin düz kas tabakasının anormal büyümesini içerir; bu durum, yiyeceklerin mideden onikiparmak bağırsağına geçişini engeller[2]; [1]. Bu obstrüksiyon, safrasız fışkırır tarzda kusma, ilerleyici dehidrasyon, kilo kaybı ve hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz gibi metabolik dengesizlikler gibi karakteristik semptomlara yol açar [1].

IHPS, güçlü ailesel kümelenme ve kalıtsallık gösterir, bu da önemli bir genetik yatkınlığa işaret eder [2]; [3]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), çeşitli genetik yatkınlık lokusları tanımlamıştır. Örneğin, 5q35.2 kromozomundaki MBNL1 geni ve NKX2-5 geni yakınındaki yaygın varyantlar IHPS ile ilişkilendirilmiştir [1]. NKX2-5 geni, kalp kası dokusunun gelişimi ve embriyonik bağırsak gelişiminde rol oynadığı için özellikle önemlidir [1]. Daha güncel genom çapında meta-analizler, BARX1 ve EML4-MTA3 gibi yeni lokusları da işaret etmiştir [4]. SNP bazlı kalıtsallık tahminleri %30 civarında olsa da, aile bazlı çalışmalar daha yüksek bir genel genetik katkı olduğunu düşündürmektedir; bu da nadir varyantlar da dahil olmak üzere ek genetik faktörlerin de rol oynayabileceği anlamına gelir [4].

Genetiğin ötesinde, çevresel faktörler de IHPS gelişiminde rol oynamaktadır. Bunlar arasında, özellikle perinatal dönemde eritromisin gibi makrolid antibiyotiklere maruz kalma [1]; [5] ve biberonla beslenme [1]; [6]yer almaktadır. Histolojik çalışmalar ayrıca, etkilenen bebeklerde pilor sfinkteri düz kas dokusunun sıklıkla yetersiz innervasyon gösterdiğini ortaya koymuştur; bu da durumun nörogelişimsel bir bileşeni olduğunu düşündürmektedir[4].

IHPS’nin klinik prezentasyonu belirgindir, tipik olarak doğumdan birkaç hafta sonra başlayan şiddetli, safrasız kusma ile karakterizedir. Tanı, esas olarak klinik semptomlara ve fizik muayeneye dayanır, sıklıkla ultrason görüntüleme ile doğrulanır. Şiddetli dehidrasyon ve elektrolit dengesizliklerini önlemek için hızlı tanı ve tedavi çok önemlidir. IHPS için kesin tedavi, hipertrofik pilor kasının kesilerek obstrüksiyonun giderilmesini içeren piloromiyotomi adı verilen cerrahi bir prosedürdür [1]; [7]. Bu prosedür genellikle güvenli ve oldukça etkilidir, çoğu bebek için mükemmel uzun vadeli sonuçlar sağlar.

IHPS, bebekler ve aileleri üzerindeki etkisi nedeniyle önemli sosyal bir öneme sahiptir. Tedavi edilmediği takdirde şiddetli kusma ve bebeğin sağlığında hızlı kötüleşme nedeniyle ebeveynler için önemli bir sıkıntı kaynağıdır. İnsidansta belirgin bir cinsiyet dimorfizmi vardır; erkekler kızlara göre yaklaşık dört kat daha sık etkilenir [1]. Genetik ve çevresel risk faktörlerinin belirlenmesi, IHPS’nin etiyolojisini anlamak için önemlidir ve daha yüksek risk altındaki yenidoğanların belirlenmesine yardımcı olarak daha yakın izleme veya erken müdahale stratejilerine olanak tanıyabilir [2]. Etkili cerrahi tedavi, etkilenen bebeklerin tamamen iyileşmesini ve gelişmesini sağlayarak erişilebilir pediatrik cerrahi bakımın önemini vurgulamaktadır.

Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”

İnfantil hipertrofik pilor stenozunun (IHPS) genetik temellerine yönelik araştırmalar, çalışma tasarımı ve istatistiksel güçle ilgili sınırlamalarla karşılaşmıştır. Birçok erken dönem ilişkilendirme çalışması nispeten küçüktü; bu durum, çelişkili sonuçlara ve tutarlı bir şekilde güçlü genetik ilişkilendirmeler tespit edilememesine yol açtı. [2]. Sonraki genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) örneklem büyüklüklerini artırmış olsa da, mevcut ölçek, hafif etki büyüklüğüne sahip yaygın varyantları veya IHPS’nin karmaşık genetik mimarisine katkıda bulunan nadir varyantları tam olarak yakalamak için hala yetersiz kalabilir. [4]. Bu zorluk, genetik etkilerin önemli bir kısmının tespit edilemeden kalabileceği, bunun da tanımlanan lokusların etkisinin abartılmasına veya hastalığın poligenik yapısının eksik anlaşılmasına yol açabileceği anlamına gelmektedir.

Ayrıca, genetik çalışmalarda kullanılan, genotiplenmiş ve iyi impute edilmiş varyantlara güvenmek gibi metodolojiler, ilgili tüm genetik bileşenleri yakalayamayabilir. [4]. Bu tür analizlerde popülasyon tabakalaşması için dikkatli kontrol, özellikle düşük frekanslı varyantlar için yanlış pozitif sinyalleri önlemek amacıyla çok önemlidir; bu sayede gözlemlenen ilişkilendirmelerin atalara ait farklılıklardan değil, gerçekten biyolojik olduğu sağlanır. [8]. Daha büyük, çeşitli kohortlara ve gelişmiş analitik yöntemlere olan süregelen ihtiyaç, IHPS’nin genetik haritasını tam olarak aydınlatmadaki karmaşıklıkları vurgulamaktadır.

IHPS üzerine yapılan birçok çalışma, başlıca Avrupa kökenli popülasyonlara, özellikle de Danimarka, İsveç ve ABD’deki kohortlardan Hispanik olmayan beyazlara odaklanmıştır. [4]. Bu demografik sınırlama, genetik risk faktörleri ve çevresel maruziyetlerin önemli ölçüde farklılık gösterebileceği Hispanik beyazlar veya farklı küresel kökenlere sahip bireyler gibi diğer popülasyonlara bulguların genellenebilirliği hakkında endişeler doğurmaktadır. [4]. Gözlemlenen genetik ilişkiler, daha çeşitli popülasyonlarda geçerli olmayabilir veya farklı etki büyüklüklerine sahip olabilir, bu da gelecekteki araştırmalarda daha geniş temsil gerektirmektedir.

İHPS vakalarının kesin tanımı da sınırlamalar getirebilir. Örneğin, bazı çalışmalar vakaları, yaşamlarının ilk yılında piloromiyotomi geçiren, tekil gebelik ürünü olan, şiddetli gebelik komplikasyonlarından arınmış ve diğer majör konjenital malformasyonları olmayan çocuklar olarak tanımlar. [4]. Genellikle “izole İHPS”ye odaklanan bu katı tanım, daha karmaşık sunumları veya eşlik eden rahatsızlıkları olan vakaları dışlayabilir, bu da tanımlanan genetik ve çevresel faktörlerin kapsamını sınırlayabilir. [2]. Böylesine dar bir fenotipleme, heterojeniteyi azaltmak için faydalı olsa da, İHPS’nin daha geniş spektrumuna ilişkin genetik varyantları veya çevresel etkileşimleri farkında olmadan maskeleyebilir.

Açıklanamayan Genetik ve Çevresel Faktörler

Section titled “Açıklanamayan Genetik ve Çevresel Faktörler”

Çeşitli genetik lokusların tanımlanmasına rağmen, IHPS heritabilitesinin önemli bir kısmı bilinen yaygın varyantlarla açıklanamamaktadır. Aile temelli çalışmalar, IHPS heritabilitesini mevcut SNP temelli tahminlerden oldukça yüksek olarak değerlendirmiş ve önemli bir “kayıp heritabilite”ye işaret etmiştir. [4]. Bu boşluk, IHPS’nin genetik mimarisinin, küçük etkilere sahip yaygın varyantların, nadir varyantların, kopya sayısı varyasyonlarının veya mevcut genotipleme dizileri ve analitik yöntemlerle tam olarak yakalanamayan epigenetik modifikasyonların bir kombinasyonunu içerdiğini göstermektedir. [4].

İnfantil hipertrofik pilor stenozu, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.[9]. Belirli antibiyotikler veya beslenme uygulamaları gibi çevresel maruziyetler IHPS riskiyle ilişkilendirilmiş olsa da, kesin mekanizmalar ve bunların genetik yatkınlıklarla etkileşimleri tam olarak aydınlatılamamıştır. [10]. Kolesterol düzeyleri gibi faktörlerin IHPS fizyopatolojisi üzerindeki mekanistik etkisini araştırmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır; özellikle de sinir sistemi gelişimindeki potansiyel rolü ve etkilenen pilorik düz kas dokusunda gözlenen innervasyon eksikliği göz önüne alındığında.[4]. Bu durum, IHPS’nin tam patogeneziyle ilgili önemli bilgi boşlukları olan bir “süregelen sır perdesi” olmaya devam ettiğini vurgulamaktadır. [11].

Genetik varyantlar, gastrik çıkışı engelleyen pilor sfinkter kasının kalınlaşmasıyla karakterize bir durum olan infantil hipertrofik pilor stenozunun (IHPS) etiyolojisinde önemli bir rol oynamaktadır [4]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), genellikle kritik gelişimsel yolları etkileyerek IHPS geliştirme riskinin artmasıyla ilişkili çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ve genler tanımlamıştır.MBNL1 geninin yukarı akışında, 3p25.1 kromozomunda yer alan rs11712066 varyantı, IHPS ile güçlü bir şekilde ilişkilidir (odds oranı (OR) = 1,61, P = 1,5 × 10−17) [1]. MBNL1 (muscleblind-like splicing regulator 1), doğumdan kısa bir süre sonra meydana gelen ekleme (splicing) geçişlerini düzenlemek için hayati öneme sahiptir ve durumun tipik olarak doğumdan sonraki 2 ila 8 hafta arasında ortaya çıkması göz önüne alındığında, düzensizliğinin IHPS gelişimine katkıda bulunduğu varsayılmaktadır [1]. Başka bir varyant olan rs573872 , 3p25.2 üzerinde, MBNL1’in daha aşağı akışında, intergenik bir bölgeye haritalanmaktadır ve ayrıca IHPS ile güçlü bir ilişki göstermektedir (OR = 1,41, P = 4,3 × 10−12) [1]. Bu bulgular, IHPS’de görülen anormal büyümenin önlenmesinde uygun kas gelişimi ve düzenleyici gen fonksiyonunun önemini vurgulamaktadır.

IHPS’ye yönelik ek genetik bilgiler NKX2-5 ve BARX1 yakınındaki varyantları içermektedir. 5q35.2 kromozomunda bulunan rs29784 SNP’si, hem BNIP1 hem de NKX2-5 genlerini içeren bir bağlantı dengesizliği bloğunda yer almaktadır (OR = 1,42, P = 1,5 × 10−15) [1]. NKX2-5hem kalp oluşumu hem de embriyonik bağırsak gelişimi için kritik olan bir homeobox transkripsiyon faktörüdür ve özellikle pilor sfinkter kas dokusunun oluşumunda nedensel bir rol oynamaktadır[4]. Benzer şekilde, 9q22.32 üzerindeki BARX1 geninin aşağı akışında yer alan rs1933683 , IHPS ile anlamlı derecede ilişkilidir (OR = 1,34, P = 3,1 × 10−9) [4]. BARX1 embriyogenez sırasında uygun mide oluşumu için temel bir gendir ve kromozomal bölgesindeki duplikasyonların klinik sendromların bir parçası olarak IHPS’yi içerdiği bilinmektedir [4]. Bu varyantlar, IHPS’nin gelişimsel kökenlerini altını çizerek, onu gastrointestinal yapıların hassas oluşumunu düzenleyen genlere bağlamaktadır.

Bu temel gelişimsel genlerin ötesinde, diğer varyantlar IHPS yatkınlığına katkıda bulunmaktadır. 2p21 üzerindeki EML4 geni içinde, düşük frekanslı bir missense varyantı olan rs6736913 , IHPS ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır (OR = 2,32, P = 3,0 × 10−15) [4]. EML4 mikrotübül organizasyonu ve hücre bölünmesinde rol oynamaktadır ve değişikliği, pilor kası hipertrofisinin altında yatan hücresel süreçleri etkileyebilir. Ek olarak, 11q23.3 kromozomundaki APOA1 geninin yakınında yer alan rs12721025 , IHPS için önemli bir lokus olarak tanımlanmıştır (OR = 1,59, P = 1,9 × 10−10) [2]. APOA1(Apolipoprotein A-I), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) önemli bir bileşenidir ve lipid metabolizmasında merkezi bir rol oynamaktadır; çalışmalar, IHPS ile HDL kolesterol arasında pozitif bir genetik korelasyonun yanı sıra, etkilenen yenidoğanlarda daha düşük toplam kolesterol seviyeleri olduğunu göstermektedir[4]. rs6556059 , rs7644486 (SLMAP içinde), rs12870105 ve rs11216185 (SIK3içinde) gibi diğer varyantlar da düz kas fonksiyonunu, hücresel sinyalizasyonu veya gelişimsel yolları etkileyebilir, potansiyel olarak IHPS’nin karmaşık genetik mimarisine katkıda bulunabilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs6556059 BNIP1 - RPL7AP33İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
Migren Bozukluğu
rs11712066 LINC02917İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs29784 BNIP1 - RPL7AP33İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs6736913 EML4sex hormone-binding globulin measurement
Testosteron
İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs573872 LINC02006İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs1933683 MIR4291 - BARX1İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs12721025 APOC3 - APOA1İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs7644486 SLMAPİnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs12870105 LINC00355 - LGMNP1İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu
rs11216185 SIK3İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu

İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu (IHPS), pilor sfinkter kas tabakasının hipertrofisi veya aşırı büyümesiyle karakterize, sonuç olarak gastrik çıkış obstrüksiyonuna yol açan ciddi bir durum olarak kesin olarak tanımlanır[2]. Bu durum, bebeklik döneminde önemli bir sağlık sorunudur ve bir çocuğun yaşamının ilk aylarında cerrahi müdahale gerektiren en yaygın durumu temsil eder [1]. Tarihsel olarak, bebeklerde doğuştan pilor stenozu gözlemleri 1888’de Hirschsprung’a kadar uzanmaktadır; Ramstedt ise daha sonra 1912’de piloromiyotomi olarak bilinen ve halen küratif tedavi olarak kalan kesin bir cerrahi operasyonu tanımlamıştır [12]; [7]. IHPS teriminin kendisi, erken yaşamda ortaya çıkışını belirtmek için “infantil”, kas dokusunun aşırı büyümesini tanımlamak için “hipertrofik” ve mideden duodenuma açılan kısım olan pilorun daralmasını belirtmek için “pilor stenozu” kelimelerini birleştirir.

IHPS’nin klinik tablosu genellikle doğumdan sonraki 2 ila 8 hafta arasında ortaya çıkar [1]. Başlıca tanısal özellikler, tedavi edilmezse şiddetli dehidrasyon, belirgin kilo kaybı ve hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz gibi karakteristik elektrolit dengesizliklerine ilerleyen safrasız fışkırır tarzda kusmanın başlamasını içerir [1]. Araştırma çalışmalarında tanı genellikle, çocukların yaşamlarının ilk yılında piloromiyotomi geçirmiş olmaları gibi operasyonel kriterlere dayanır; ek koşullar arasında tekil doğum, belirli ebeveyn ve büyükanne/büyükbaba kökenleri (örn. Kuzeybatı Avrupa), şiddetli gebelik komplikasyonlarının olmaması ve başka majör konjenital malformasyon bulunmaması yer alır [13]. Pilor sfinkter kasının küratif insizyonunu içeren cerrahi müdahaleden önce, bu elektrolit bozukluklarının düzeltilmesi sıklıkla gereklidir [1].

Etiyolojik Çerçeve ve Epidemiyolojik Sınıflandırma

Section titled “Etiyolojik Çerçeve ve Epidemiyolojik Sınıflandırma”

İHPS, hem genetik yatkınlıkların hem de çevresel risk faktörlerinin etkileşimini yansıtan, genel olarak multifaktöriyel bir durum olarak sınıflandırılır [9]. Epidemiyolojik olarak, beyaz popülasyonlardaki insidansı 1000 canlı doğumda 1,5 ila 3 arasında değişmektedir [1]. Dikkate değer bir özellik, erkek çocukların kız çocuklarına kıyasla yaklaşık 4’e 1 oranında etkilenmesiyle belirgin bir erkek baskınlığıdır; bu, hastalığa yatkınlıkta cinsiyet dimorfizmini içeren multifaktöriyel bir eşik modeliyle tutarlı bir örüntüdür [1]; [14]. Çalışmalar, güçlü ailevi kümelenmeyi ve önemli bir kalıtsal bileşeni doğrulamaktadır; aile temelli kalıtılabilirlik tahminleri daha önce yaklaşık %87 olarak rapor edilirken, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları ise yaklaşık %30’luk bir SNP kalıtılabilirliği tahmin etmektedir [2]; [3]; [13]. Çevresel risk faktörleri arasında eritromisin gibi makrolid antibiyotiklere maruz kalma ve biberonla besleme gibi belirli bebek beslenme uygulamaları yer almaktadır [10]; [2]; [15]; [3]; [16]. Genetik çalışmalar, MBNL1, NKX2-5, BARX1 ve EML4-MTA3 gibi genlerin yakınında belirli yatkınlık lokusları tanımlayarak, hastalığın karmaşık etiyolojisinin anlaşılmasına katkıda bulunmuştur [1]; [13].

İnfantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS), mide çıkış obstrüksiyonuna yol açan pilor sfinkter kasının kalınlaşmasıyla karakterizedir.[2] En belirgin klinik tablo, genellikle doğumdan sonra iki ila sekiz hafta arasında ortaya çıkan safrasız fışkırır tarzda kusmadır. [1] Mide içeriğinin bu şiddetli dışarı atılması, kritik ve ilerleyici bir semptomdur. Obstrüksiyon kötüleştikçe, bebeklerde ayrıca yetersiz beslenme ve nihayetinde önemli kilo kaybı görülebilir.

Fizyolojik Komplikasyonlar ve Tanısal Göstergeler

Section titled “Fizyolojik Komplikasyonlar ve Tanısal Göstergeler”

İHPS ile ilişkili süregelen kusma, önemli tanısal göstergeler olarak işlev gören belirgin fizyolojik bozukluklara yol açar. Bebeklerde, sıvı kaybına bağlı dehidratasyon ve karakteristik bir elektrolit dengesizliği, özellikle de hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz yaygın olarak gelişir. [1] Kan testleriyle saptanabilen bu spesifik biyokimyasal anormallikler, gastrik çıkış obstrüksiyonuna işaret eden kırmızı bayraklar olarak işlev görür ve acil tıbbi yönetimi yönlendirmek için hayati öneme sahiptir. Klinik şüphe çok önemli olmakla birlikte, kesin tanı ve küratif tedavi sıklıkla pilor sfinkter kasının cerrahi insizyonu olan bir piloromiyotomi içerir; bu aynı zamanda araştırmalarda doğrulanmış İHPS vakaları için bir dahil etme kriteri olarak da kullanılır. [1] [4]

İnfantil hipertrofik pilor stenozunun sunumu, başlangıç yaşı ve cinsiyet dağılımı açısından belirgin demografik paternler sergilemektedir. Semptomlar ağırlıklı olarak, doğum sonrası genellikle iki ila sekiz hafta arasında dar bir zaman diliminde ortaya çıkar; ancak semptomların ortaya çıkışının kesin zamanlamasında bireysel değişkenlikler görülebilir. [1] İHPS’nin çarpıcı bir epidemiyolojik özelliği, erkeklerde belirgin bir baskınlık göstermesidir; etkilenen erkek çocuk sayısı, kız çocuk sayısını yaklaşık 4’e 1 oranında geride bırakır. [1] Beyaz popülasyonlarda insidansın 1000 canlı doğumda 1,5 ila 3 arasında olduğu tahmin edilmektedir; bu da erken bebeklik döneminde cerrahi müdahale gerektiren bir durum olarak göreceli sıklığını vurgulamaktadır. [1]

İnfantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS), genetik yatkınlıklar, çevresel tetikleyiciler ve gelişimsel faktörlerin bir kombinasyonunun etkisi altında olan karmaşık bir durumdur. Multifaktöriyel etiyolojisi, kalıtsal yatkınlıklar ve dış etkiler arasındaki bir etkileşimi içerir ve bebeklik döneminde pilor sfinkter kasının karakteristik kalınlaşmasına yol açar[1].

Genetik Duyarlılık ve Kalıtım Kalıpları

Section titled “Genetik Duyarlılık ve Kalıtım Kalıpları”

İnfantil hipertrofik pilor stenozunun gelişiminde genetik faktörler, güçlü ailesel kümelenmesi ve yüksek kalıtsallığı ile kanıtlanarak önemli bir rol oynamaktadır. Etkilenen bireylerin kardeşleri önemli ölçüde 20 kat artmış bir riskle karşı karşıyadır ve kalıtsallık tahminleri %87’ye kadar çıkabilmektedir [4]. Durum aynı zamanda belirgin bir cinsiyet dimorfizmi sergilemekte olup, erkek çocuklar kız çocuklarına göre 4 ila 5 kat daha fazla etkilenme olasılığına sahiptir [1]. Bu örüntü, cinsiyetler arasında farklı yatkınlık gösteren çok faktörlü bir eşik modelini düşündürmektedir [14].

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), İHPS riskine katkıda bulunan birkaç yaygın genetik varyant tanımlamıştır. Ana duyarlılık lokusları, MBNL1 ve NKX2-5 genlerinin yakınında bulunmuştur; MBNL1 yakınındaki rs573872 ve NKX2-5 yakınındaki rs29784 gibi tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) önemli ilişkiler göstermektedir[1]. NKX2-5, embriyonik bağırsak gelişimindeki rolü nedeniyle özellikle önemlidir [1]. Daha ileri araştırmalar, APOA1, BARX1 ve EML4-MTA3 yakınında ek lokuslar tanımlamıştır [4]. Özellikle, BARX1 yakınındaki bir varyant (rs1933683 ) önemlidir ve BARX1’in embriyogenez sırasında mide oluşumu için temel olduğu bilinmektedir [4]. İHPS’nin birden fazla genetik sendromla birlikte görülmesi, aynı zamanda temel genetik yatkınlıklara işaret etmektedir [4].

Genetik faktörlerin yanı sıra, çeşitli çevresel ve perinatal faktörler infantil hipertrofik pilor stenozu geliştirme riskinin artmasıyla ilişkilidir. Eritromisin gibi makrolid antibiyotiklere prenatal veya postnatal olarak maruziyet, durumla ilişkilendirilmiştir [1]. Beslenme uygulamaları da rol oynamaktadır; biberonla beslenme bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır [1].

Perinatal özellikler, İHPS’nin risk profiline ayrıca katkıda bulunmaktadır. İlk doğan çocuk olmak, sezaryen doğum ve prematüre doğum, durumla ilişkili perinatal faktörler arasındadır[4]. Farklı Avrupa bölgelerinde ve zaman içinde İHPS’nin bildirilen insidansındaki keskin değişikliklerin gözlemlenmesi, değiştirilebilir çevresel maruziyetlerin durumu geliştirme riski üzerindeki önemli etkisini vurgulamaktadır [4]. Bu epidemiyolojik örüntüler, dış faktörler ve hastalık tezahürü arasındaki dinamik etkileşimi vurgulamaktadır.

Gelişimsel Anormallikler ve Gen-Çevre Dinamikleri

Section titled “Gelişimsel Anormallikler ve Gen-Çevre Dinamikleri”

İnfantil hipertrofik pilor stenozunun patogenezi, özellikle bağırsak oluşumu ve innervasyonu ile ilgili olanlar olmak üzere kritik gelişimsel süreçleri içerir. NKX2-5 ve BARX1 gibi genler, sırasıyla embriyonik bağırsak ve mide gelişimi için çok önemlidir ve bu genlerdeki varyantlar, normal gelişimi bozarak potansiyel olarak karakteristik pilor kası hipertrofisine yol açabilir [1]. Ayrıca, çalışmalar enterik sinirlerde ve Cajal’ın interstisyel hücrelerinde ultrastrüktürel anormallikler ortaya koymuştur ki bu da etkilenen bebeklerde pilor sfinkter düz kas dokusunun yetersiz innervasyonunu işaret etmektedir[17]. Kolesterolün sinir sistemi gelişimindeki rolü, plazma lipid seviyelerinin, muhtemelen APOA1 yakınındaki genetik varyantlardan etkilenerek, İHPS fizyopatolojisini etkileyebileceği potansiyel bir mekanizma önermektedir [2].

İHPS’nin gelişimi, genetik yatkınlıkların çevresel tetikleyiciler tarafından modüle edildiği gen-çevre etkileşimlerinin bir sonucu olarak en iyi şekilde anlaşılır. Bir bireyin kalıtsal genetik geçmişi, belli ilaçlar veya beslenme uygulamaları gibi belirli çevresel maruziyetlerle birleştiğinde, durumun ortaya çıkmasıyla sonuçlanan artmış bir yatkınlık sağlayabilir. Birden fazla genetik varyant, gelişimsel yolak ve dış etken arasındaki bu karmaşık etkileşim, infantil hipertrofik pilor stenozunun çok faktörlü yapısına katkıda bulunur.

İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozunun Biyolojik Arka Planı

Section titled “İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozunun Biyolojik Arka Planı”

İnfantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS), mideyi ince bağırsağa bağlayan pilor sfinkter kasının anormal kalınlaşması ile karakterize olan, bebekleri etkileyen önemli bir gastrointestinal durumdur. Bu kas hipertrofisi, mide çıkışının daralmasına yol açarak besinlerin onikiparmak bağırsağına geçişini engeller. Genellikle doğumdan sonraki 2 ila 8 hafta arasında ortaya çıkan IHPS, yaşamın ilk aylarında cerrahi gerektiren en yaygın durumdur.[1]

IHPS’deki ana patofizyolojik süreç, pilor sfinkterinin sirküler ve longitudinal kas tabakalarının ilerleyici hipertrofisi ile karakterizedir. Bu aşırı büyüme, mide içeriğinin ince bağırsağa etkili bir şekilde boşalmasını engelleyen fonksiyonel bir obstrüksiyon oluşturur. Klinik olarak, bu durum safrasız fışkırır tarzda kusma şeklinde kendini gösterir; bu da hızla şiddetli dehidrasyona, önemli kilo kaybına ve hipokloremik ve hipokalemik metabolik alkaloz gibi karakteristik elektrolit dengesizliklerine yol açabilir. Bu homeostatik bozukluklar, genellikle sıvı ve elektrolit düzeltmesini içeren acil tıbbi müdahaleyi ve ardından obstrüksiyonu gidermek için cerrahi bir işlemi gerektirir.[1] [4]

Genetik Yatkınlık ve Gelişimsel Düzenleyici Ağlar

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Gelişimsel Düzenleyici Ağlar”

IHPS, kardeşler arasında 20 kat artmış risk ve %87’ye varan kalıtım tahminleri gösteren ailevi kümelenme çalışmalarıyla desteklenen güçlü bir genetik bileşen sergilemekte olup, cinsiyet dimorfizmi gösteren çok faktörlü bir kalıtım modeline işaret etmektedir. [4] [3] [14] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), MBNL1 (muscleblind-like splicing regulator 1), NKX2-5 (NK2 homeobox 5), APOA1 (apolipoprotein A-I), BARX1 ve EML4-MTA3 genlerinin yakınındaki bölgeler de dahil olmak üzere çeşitli duyarlılık lokusları tanımlamıştır. [1] [2] [4] Özellikle, NKX2-5 geni, hem kalp kası gelişimi hem de embriyonik bağırsak gelişimindeki rolleriyle bilinen kritik bir transkripsiyon faktörüdür. Pilor sfinkteri epitelini doğru bir şekilde belirlemek ve pilorun dış uzunlamasına düz kasının doğru oluşumunu sağlamak için Sox9 ve Gata3 gibi diğer anahtar biyomoleküller ve BMP sinyalizasyonu ile birlikte çalışır. [1] [18] [19] MBNL1 geni, tek bir genin birden fazla proteini kodlamasına izin vererek gen ekspresyonunu kontrol eden bir düzenleyici ağ olan alternatif ekleme (alternative splicing) ile ilişkilidir ve bu durum pilor içindeki hücresel fonksiyonları etkileyebilir. [2]

Pilorustaki Hücresel ve Moleküler Anomaliler

Section titled “Pilorustaki Hücresel ve Moleküler Anomaliler”

Hücresel düzeyde, İHPS hastalarındaki hipertrofik pilor sfinkter kası, enterik sinirlerinde ve Cajal’ın interstisyel hücrelerinde ultrastrüktürel anormallikler sergiler. Bu interstisyel hücreler, gastrointestinal motiliteyi koordine eden elektriksel yavaş dalgaları üretmek ve yaymak için hayati öneme sahiptir; bu da kas kasılması ve gevşemesini yöneten düzenleyici ağlarda bir bozulma olduğunu düşündürmektedir. Dahası, kolesterolün sinir sistemi gelişimindeki, özellikle sinaptojenizdeki temel rolü, enterik innervasyondaki potansiyel eksiklikleri anlamak için moleküler bir bağlam sağlar. Bu hücresel işlev bozuklukları, pilor kasının koordinasyonsuz veya sürekli kasılmasına katkıda bulunarak tıkanıklığı şiddetlendirir.[17] [2] [20]

Çevresel Değiştiriciler ve Metabolik Etkileşimler

Section titled “Çevresel Değiştiriciler ve Metabolik Etkileşimler”

Genetik önemli bir rol oynarken, çevresel risk faktörleri de bireyin genetik arka planıyla etkileşime girerek IHPS duyarlılığına katkıda bulunur. Eritromisin gibi makrolid antibiyotiklere maruz kalma ve biberonla besleme gibi uygulamalar, artmış riskle ilişkilendirilmiştir. [1] [10] [15] İlk çocuk olma, sezaryen doğum ve preterm doğum dahil olmak üzere diğer perinatal faktörler de ilişkilendirmeler göstermektedir. [4] [21] APOA1’in bir duyarlılık lokusu olarak tanımlanması, hastalıkta plazma lipidleri ve metabolik süreçler için potansiyel bir role işaret etmektedir. Kolesterolün nöral gelişimdeki kritik işlevi göz önüne alındığında, lipid metabolizmasındaki bozukluklar, enterik sinir sisteminin normal gelişimini ve işlevini etkileyebilir, bu da pilor kası düzenlemesini etkileyerek ve IHPS’de gözlenen patofizyolojik süreçlere katkıda bulunabilir. [2]

Infantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS), pilor kasının kalınlaşmasıyla karakterize, mide çıkış obstrüksiyonuna yol açan kompleks bir durumdur. Patogenezi, genetik yatkınlıklar ile gelişimsel, nöromüsküler ve metabolik düzensizliklerin çok yönlü bir etkileşimini içerir. Araştırmalar, pilorda gözlenen anormal düz kas büyümesi ve bozulmuş fonksiyona birden fazla biyolojik yolun katkıda bulunduğunu göstermektedir.

Gelişimsel Gen Ağları ve Pilor Morfogenezi

Section titled “Gelişimsel Gen Ağları ve Pilor Morfogenezi”

Pilor sfinkterinin hassas oluşumu, embriyonik gelişim sırasında sıkıca düzenlenmiş gen ağlarına ve sinyal yollarına kritik düzeyde bağlıdır. Transkripsiyon faktörü NKX2-5, pilor sfinkter epitelini belirlemede kilit bir rol oynar; Sox9 ile işbirliği yapar ve Kemik Morfogenetik Proteini (BMP) sinyalinin kontrolü altında çalışır[18]. Bu sinyal kaskadı, hücre kaderi belirlemesi ve doku desenlenmesi için esastır ve pilorun doğru yapısal gelişimini sağlar. Epitel gelişiminin ötesinde, NKX2-5, Gata3 ile birlikte, pilorun dış uzunlamasına düz kas tabakasının uygun gelişimi ve fare düz kas mide bağlarının oluşumu için çok önemlidir[19].

Bu karmaşık gelişimsel yollardaki düzensizlikler, potansiyel olarak BARX1 gibi lokusların yakınındaki genetik varyantlardan etkilenerek, normal pilor yapısı için gerekli olan senkronize hücresel çoğalma ve farklılaşmayı bozabilir [4]. BARX1, bir homeobox geni olarak, gastrointestinal gelişimde rol oynadığı düşünülmektedir ve mide bölgesindeki hücre kimliğini ve doku mimarisini orkestra eden transkripsiyonel programlarda yer aldığını düşündürmektedir. Bu düzenleyici mekanizmalardaki dengesizlikler, anormal düz kas hücresi büyümesine ve düzensiz doku mimarisine yol açarak, IHPS’nin karakteristik hipertrofik değişikliklerinin temelini oluşturabilir.

Nöromüsküler Koordinasyon ve Enterik Sistem Bütünlüğü

Section titled “Nöromüsküler Koordinasyon ve Enterik Sistem Bütünlüğü”

Pilorun düzgün işleyişi, enterik sinir sistemi ve özelleşmiş pace-maker hücrelerini içeren hassas nöromüsküler koordinasyona dayanır. Çalışmalar, infantil hipertrofik pilor stenozunun enterik sinirlerde ve Cajal’ın interstisyel hücrelerinde (ICC) ultrastrüktürel anormalliklerle ilişkili olduğunu göstermiştir [17]. ICC’ler, gastrik motiliteyi yönlendiren elektriksel yavaş dalgaların üretilmesi ve yayılması için hayati öneme sahiptir ve bu hücrelerdeki veya çevresindeki enterik sinirlerdeki kusurlar, normal gastrik kontraktiliteyi ciddi şekilde tehlikeye atabilir.

MBNL1 yakınındaki yaygın varyantlar gibi genetik faktörler, bu nöromüsküler disregülasyona katkıda bulunabilir [1]. MBNL1 (Muscleblind-like Splicing Regulator 1)‘in, protein fonksiyonunu ve hücresel fenotipi önemli ölçüde değiştirebilen bir transkripsiyon sonrası modifikasyon süreci olan alternatif eklemeyi düzenlediği bilinmektedir. Pilorik düz kas hücrelerinde veya enterik nöronlarda işlevsiz alternatif ekleme, anormal protein izoformlarının üretimine yol açarak gastrik kontraktiliteyi bozabilir ve IHPS’yi tanımlayan koordine olmayan kasılmalar ve hipertrofi ile sonuçlanabilir.

Lipid Metabolizması ve Hücresel Homeostazi

Section titled “Lipid Metabolizması ve Hücresel Homeostazi”

Metabolik yollar, özellikle lipid homeostazında rol oynayanlar, infantil hipertrofik pilor stenozunun patogenezine de katkıda bulunuyor gibi görünmektedir. Apolipoprotein A-I’i kodlayan bir gen olan APOA1 yakınındaki genetik varyantlar —yüksek yoğunluklu lipoproteinin (HDL) birincil bileşeni ve lipid taşınımı için gerekli olan— IHPS riskinin değişmesiyle ilişkilendirilmiştir [1]. Bu bulgu, sistemik lipid profilleri ile pilor içindeki lokalize hücresel süreçler arasında bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir.

Kesin mekanistik bağlantı karmaşık olsa da, kolesterol ve diğer lipidler, hücre zarlarının temel bileşenleridir ve sinir gelişimi ile sinaptojenez için hayati önem taşıyanlar da dahil olmak üzere çeşitli sinyal yollarının ayrılmaz bir parçasıdır [20]. Bu nedenle, lipid metabolizmasındaki bozukluklar, enterik sinirlerin veya düz kas hücrelerinin yapısal bütünlüğünü veya sinyal kapasitesini etkileyebilir. Böylesi metabolik disregülasyon, onların anormal proliferasyonlarına ve hipertrofilerine katkıda bulunarak, durumun etiyolojisinde sistemik metabolizma ile lokalize hücresel fonksiyon arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır.

Yol Ağı Düzensizliği ve Poligenik Katkılar

Section titled “Yol Ağı Düzensizliği ve Poligenik Katkılar”

İnfantil hipertrofik pilor stenozu, birden fazla genetik faktörün karmaşık etkileşiminden kaynaklanır ve birkaç kritik biyolojik yol ağında düzensizliğe yol açar. NKX2-5, MBNL1, BARX1, EML4-MTA3 ve APOA1 yakınındaki tanımlanan genetik varyantlar, toplu olarak gelişimsel süreçleri, nöromüsküler kontrolü ve metabolik düzenlemeyi içeren çok faktörlü bir etiyolojiyi işaret etmektedir[1]. Bu genetik yatkınlıklar, pilor bölgesindeki hücre büyümesi, farklılaşması ve fonksiyonunun hassas dengesini bozar ve nihayetinde doku hipertrofisi ile fonksiyonel stenozun ortaya çıkan özelliğine neden olur.

Bu bağlamda yol ağları arasındaki çapraz etkileşim ve ağ etkileşimleri çok önemlidir; burada BMP sinyallemesinin NKX2-5’i etkilemesi gibi bir yol ağındaki bozukluk, transkripsiyon faktörü aktivitesi ve gen ekspresyonu dahil olmak üzere aşağı akış düzenleyici mekanizmaları etkilemek üzere bir zincirleme reaksiyona neden olabilir [18]. Tek bir kusurdan ziyade, bu birbirine bağlı ve düzensiz yol ağlarının kümülatif etkisi, hastalık fenotipine katkıda bulunur. Bu hiyerarşik düzenleyici katmanları ve bunların işlev bozukluğunun karakteristik pilor hipertrofisine nasıl yol açtığını anlamak, normal pilor fonksiyonunu geri kazandırmayı amaçlayan potansiyel terapötik hedefleri ortaya çıkarmak için çok önemlidir.

Infantil Hipertrofik Pilor Stenozunun Popülasyon Çalışmaları

Section titled “Infantil Hipertrofik Pilor Stenozunun Popülasyon Çalışmaları”

Popülasyon çalışmaları, bebeklerde pilorun kalınlaşmasıyla karakterize bir durum olan infantil hipertrofik pilor stenozu (IHPS) ile ilişkili prevalans, insidans ve risk faktörleri hakkında kritik bilgiler sağlar. Büyük ölçekli epidemiyolojik ve genetik araştırma çabaları, zamansal modelleri, demografik farklılıkları ve potansiyel çevresel etkileri aydınlatmakla birlikte, bu tür araştırmalardaki metodolojik hususları da vurgulamıştır.

Epidemiyolojik Paternler ve Çevresel İlişkiler

Section titled “Epidemiyolojik Paternler ve Çevresel İlişkiler”

İnfantil hipertrofik pilor stenozu, farklı popülasyonlarda insidans ve prevalansını detaylandıran çok sayıda çalışma ile belirgin epidemiyolojik paternler sergilemektedir. Araştırmalar, IHPS’ın genel epidemiyolojisini incelemiş, görülme sıklığı ve demografik dağılımına ilişkin güncellemeler sunmuştur[22]. Bir derleme, durumun epidemiyolojisini çevreleyen devam eden muammayı vurgulamıştır [11]. İnsidans oranları ve diğer epidemiyolojik özellikler, farklı Avrupa bölgelerinde karşılaştırmalı olarak incelenmiş, sunumunda varyasyonlar olduğunu göstermiştir [23].

Demografik analizler, erkeklerin daha sık etkilendiği bir cinsiyet dimorfizmini tutarlı bir şekilde ortaya koymakta olup, bu patern çok faktörlü eşik kalıtım modeliyle uyumludur [14]. İçsel faktörlerin ötesinde, popülasyon tabanlı çalışmalar aracılığıyla birkaç perinatal ve çevresel ilişki tanımlanmıştır. Örneğin, meta-analizler IHPS için perinatal risk faktörlerini incelemiştir [21]. Anne ve bebek makrolid kullanımı gibi spesifik çevresel maruziyetler, ülke çapında kohort çalışmalarıyla gösterildiği üzere, IHPS riskinde artışla ilişkilendirilmiştir [10]. Ayrıca, çalışmalar biberonla besleme gibi bebek beslenme uygulamaları ile pilor stenozu riski arasındaki ilişkiyi araştırmıştır [6].

Genetik Epidemiyoloji ve Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları

Section titled “Genetik Epidemiyoloji ve Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları”

Geniş ölçekli kohort ve biyobanka çalışmaları, çoğu zaman çelişkili sonuçlar veren daha önceki, küçük ilişkilendirme çalışmalarının ötesine geçerek, IHPS’ın genetik temellerine dair anlayışı önemli ölçüde ilerletmiştir [2]. Kapsamlı popülasyon verilerinden elde edilen ailesel kümelenme ve kalıtım tahminleri, önemli bir genetik bileşen olduğunu göstermektedir; aile temelli bir çalışma, belirli popülasyonlarda kalıtımın %87 gibi yüksek bir oranda olduğunu tahmin etmektedir [3]. Danimarka Neonatal Tarama Biyobankası ve Danimarka Ulusal Doğum Kohortu gibi Danimarka biyobankalarını kullanan daha yeni genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), MBNL1, NKX2-5, BARX1 ve EML4-MTA3 yakınlarındaki yaygın varyantlar dahil olmak üzere belirli yatkınlık lokusları tanımlamıştır [4]. Bu çalışmalar, vakaları ve kontrol gruplarını belirlemek için Danimarka Ulusal Hasta Kayıt Sistemi ve Danimarka Sivil Kayıt Sistemi gibi kapsamlı ulusal kayıtları kullanmaktadır [24].

Bu kapsamlı genetik araştırmalar, Danimarka’daki keşif fazları yüzlerce IHPS vakası ve binlerce kontrolü içermekle birlikte, ABD ve İsveç’ten ek kohortlarda da doğrulanarak önemli örneklem büyüklüklerini içermiştir [4]. Bu tür geniş ölçekli çabalar, aynı zamanda plazma lipidleri ve APOA1 yakınlarındaki genetik varyantlarla ilişkileri de araştırmış, daha geniş metabolik bağlantılar olduğunu düşündürmektedir [2]. GWAS, SNP kalıtımını yaklaşık %30 olarak tahmin etse de, bu aile temelli tahminlerden daha düşüktür; ancak paylaşılan çevresel bileşenler dikkate alındığında güven aralığına girmektedir, bu da nadir varyantlar veya küçük etkili yaygın varyantlar gibi ek genetik bileşenlerin hala keşfedilmemiş olabileceğini düşündürmektedir [4].

Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Metodolojik Hususlar

Section titled “Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Metodolojik Hususlar”

Popülasyon çalışmaları, IHPS’nin insidansında ve genetik mimarisinde popülasyonlar arası önemli farklılıkları ortaya koymuştur. Yedi Avrupa bölgesindeki karşılaştırmalı çalışmalar, epidemiyolojik özelliklerde varyasyonlar göstermiş ve durumun anlaşılmasında coğrafi bağlamın önemini vurgulamıştır [23]. Genetik araştırmalar, bulguların daha geniş genellenebilirliğini sağlamak amacıyla, Avrupa kökenli Hispanik olmayan Beyazlar ve USA’den Hispanik Beyazlar dahil olmak üzere, Danimarka ve İsveç’ten kohortlarla birlikte farklı popülasyonları da içermiştir [4]. Bu popülasyonlar arası analizler, evrensel olarak uygulanabilir genetik belirteçleri ve çevresel risk faktörlerini tanımlamanın yanı sıra, popülasyona özgü etkileri anlamak için de kritik öneme sahiptir.

IHPS popülasyon çalışmalarında kullanılan metodolojiler, büyük ölçekli ülke çapında kohort çalışmalarından ve popülasyon tabanlı vaka-kontrol çalışmalarından, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarına ve meta-analizlere kadar çeşitlilik göstermektedir [4]. Çalışmalar sıklıkla ulusal biyo bankalardan ve kayıtlardan örnekler almakta, bu da Danimarka’da doğmuş Kuzeybatı Avrupa kökenli tekil bireyler gibi belirli popülasyonlar içinde büyük örneklem boyutları ve temsil edilebilirliği sağlamaktadır [4]. Örneğin, bazı çalışmalarda kontrol grupları, karşılaştırılabilirliği artırmak için doğum yılı ve ırk/etnisiteye göre sıklık eşleştirmesi yapılmış canlı doğumlardan rastgele örneklerdi [4]. Metodolojik hususlar, biyo banka kullanımı için etik onayları da içermekte olup, mevcut biyo banka materyaline dayalı araştırmalar için genellikle bireysel bilgilendirilmiş onamdan muafiyet tanınmaktadır [4]. Bu büyük ölçekli çalışmalar sağlam veriler sağlarken, sınırlamalar arasında nadir varyantlar gibi tüm genetik bileşenleri yakalama zorluğu ve tüm küresel popülasyonlarda evrensel temsil edilebilirliği sağlama güçlüğü yer alabilir.

İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak infantil hipertrofik pilor stenozunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. İlk bebeğimde bu vardı, bir sonraki bebeğimde de olacak mı?

Section titled “1. İlk bebeğimde bu vardı, bir sonraki bebeğimde de olacak mı?”

Evet, güçlü bir ailesel bağlantı vardır. Çocuklarınızdan birinde infantil hipertrofik pilor stenozu varsa, paylaşılan genetik faktörler ve potansiyel çevresel etkiler nedeniyle sonraki çocuklarınızda da gelişme olasılığı daha yüksektir. Araştırmalar önemli bir kalıtım olduğunu göstermektedir; bu da genetiğin riski belirlemede önemli bir rol oynadığı anlamına gelir. Bu bir garanti olmasa da, yeni doğan bebeklerin semptomlar açısından yakından izlenmesi önerilir.

2. Bebek erkekler neden bu mide rahatsızlığına daha yatkın?

Section titled “2. Bebek erkekler neden bu mide rahatsızlığına daha yatkın?”

Erkek çocuklarda, kız çocuklarına kıyasla, infant hipertrofik pilor stenozunun yaklaşık dört kat daha sık görüldüğü doğrudur. Bu cinsiyet farkının kesin nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır, ancak gelişim sırasında cinsiyete bağlı genetik faktörler ile hormonal etkiler arasındaki karmaşık etkileşimlerin rol oynadığına inanılmaktadır. Bu farklılık, erkek bebeklerde benzersiz bir biyolojik yatkınlığa işaret etmektedir.

3. Hamilelik sırasında kullandığım antibiyotikler bebeğimi etkileyebilir mi?

Section titled “3. Hamilelik sırasında kullandığım antibiyotikler bebeğimi etkileyebilir mi?”

Evet, gebeliğin son dönemlerinde veya yaşamın ilk haftalarında bebek tarafından alınan bazı antibiyotikler, özellikle eritromisin gibi makrolidler, infantil hipertrofik pilor stenozu riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu durum, bu ilaçlara kritik gelişim dönemlerinde maruz kalmanın pilor kasının normal gelişimini bozabileceğini düşündürmektedir. Bu, doktorunuzun ilaç yazarken göz önünde bulundurduğu önemli bir faktördür.

4. Biberonla besleme bebeğimin bu durum için riskini artırır mı?

Section titled “4. Biberonla besleme bebeğimin bu durum için riskini artırır mı?”

Araştırmalar, biberonla besleme ile infantil hipertrofik pilor stenozu riskinin artması arasında gerçekten de bir bağlantı olduğunu öne sürmüştür. Kesin mekanizma tam olarak net olmasa da, beslenme düzenleriyle ilgili faktörlerin, örneğin beslenme hacmi veya hızı ya da formül mama ile anne sütünün bileşimi gibi faktörlerin, pilor kası gelişiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu, duruma katkıda bulunabilecek çeşitli çevresel faktörlerden biridir.

5. Yenidoğanım fışkırır tarzda kusuyor, bu kötü bir işaret mi?

Section titled “5. Yenidoğanım fışkırır tarzda kusuyor, bu kötü bir işaret mi?”

Evet, şiddetli, safrasız (yeşil/sarı olmayan) fışkırır tarzda kusma, özellikle doğumdan sonraki 2 ila 8 hafta arasında başlamasıyla, infantil hipertrofik pilor stenozunun tipik bir belirtisidir. Bu durum, kalınlaşmış pilor kasının yiyeceklerin mideden çıkışını engellemesi nedeniyle meydana gelir. Bebeğiniz bu durumu yaşıyorsa, dehidrasyonu ve diğer komplikasyonları önlemek amacıyla tanı ve tedavi için hızla tıbbi yardım almanız çok önemlidir.

6. Bebeğim aile öyküsü olsa bile bundan kaçınabilir mi?

Section titled “6. Bebeğim aile öyküsü olsa bile bundan kaçınabilir mi?”

Önemli bir genetik yatkınlık, yani aile öyküsünün riski artırması söz konusu olsa da, çevresel faktörler de rol oynamaktadır. Perinatal dönemde belirli makrolid antibiyotiklerden kaçınmak ve mümkünse emzirme gibi beslenme uygulamalarını göz önünde bulundurmak riski azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, genetik güçlü bir bileşendir ve bazı bebekler tüm önlemlere rağmen bu durumu geliştirecektir. Semptomlar için erken izlem anahtardır.

Evet, bebeğinizin soyu riskini etkileyebilir. Çalışmalar, farklı popülasyonlarda insidans varyasyonları olduğunu göstermiştir; örneğin, beyaz kökenli bebeklerde 1000 canlı doğumda 1,5 ila 3 oranında daha sık gözlenmektedir. Bu durum, belirli genetik arka planların daha yüksek bir yatkınlık taşıyabileceğini düşündürmektedir; ancak bu etnik farklılıkların arkasındaki spesifik genetik faktörler hala araştırılmaktadır.

8. Bebeğimin riskini öğrenmek için genetik bir test var mı?

Section titled “8. Bebeğimin riskini öğrenmek için genetik bir test var mı?”

Belirli genetik testler genel tarama için rutin olarak kullanılmasa da, araştırmalar MBNL1, NKX2-5, BARX1 ve EML4-MTA3 gibi genlerin yakınında artmış risk ile ilişkili çeşitli genetik varyantlar tanımlamıştır. Bu genetik risk faktörlerini bilmek, daha yüksek risk altındaki yenidoğanları belirlemeye potansiyel olarak yardımcı olabilir ve daha yakın takibe olanak tanır. Ancak, IHPS karmaşıktır, birden fazla geni ve çevresel faktörleri içerdiğinden, kesin bir tahmin için tek bir “evet/hayır” genetik testi şu anda mevcut değildir veya standart bir uygulama değildir.

9. Bebeğimin mide problemi sadece kaslarla mı ilgili, yoksa daha fazlası mı?

Section titled “9. Bebeğimin mide problemi sadece kaslarla mı ilgili, yoksa daha fazlası mı?”

Bu sadece bir kas probleminden daha fazlasıdır. Gözle görülür sorun kalınlaşmış pilor kası olsa da, histolojik çalışmalar kas dokusunun sıklıkla yetersiz sinir kaynağına sahip olduğunu ortaya koymakta, bu da nörogelişimsel bir bileşeni işaret etmektedir. Bu durum, rahatsızlığın midenin boşalmasını kontrol eden sinirlerle ilgili sorunları içerebileceğini ve kasın anormal büyümesine ve işlevine katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.

10. Bebeğimde bu durum varsa her zaman ameliyat gerekli midir?

Section titled “10. Bebeğimde bu durum varsa her zaman ameliyat gerekli midir?”

Evet, bebeğinize infantil hipertrofik pilor stenozu teşhisi konulursa, kesin tedavi neredeyse her zaman piloromiyotomi adı verilen cerrahi bir prosedürdür. Bu işlem, mideden geçişi açmak için kalınlaşmış kasın dikkatlice kesilmesini içerir. Bu, tıkanıklığı gideren, bebeğinizin normal beslenmesini ve tamamen iyileşmesini sağlayan yaygın ve oldukça etkili bir ameliyattır.


Bu SSS (Sıkça Sorulan Sorular) güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Feenstra B et al. “Common variants near MBNL1 and NKX2-5 are associated with infantile hypertrophic pyloric stenosis.”Nat Genet, vol. 44, 2012, pp. 1324-1328.

[2] Feenstra B et al. “Plasma lipids, genetic variants near APOA1, and the risk of infantile hypertrophic pyloric stenosis.”JAMA, vol. 310, no. 7, 2013, pp. 714–721.

[3] Krogh C et al. “Familial aggregation and heritability of pyloric stenosis.” JAMA, vol. 303, no. 23, 2010, pp. 2393–2399.

[4] Fadista J et al. “Genome-wide meta-analysis identifies BARX1 and EML4-MTA3 as new loci associated with infantile hypertrophic pyloric stenosis.”Hum Mol Genet, vol. 28, no. 2, 2019, pp. 297–304.

[5] Lund M et al. “Use of macrolides in mother and child and risk of infantile hypertrophic pyloric stenosis: nationwide cohort study.”BMJ, vol. 348, 2014, g1908.

[6] Krogh C et al. “Bottle-feeding and the risk of pyloric stenosis.” Pediatrics, vol. 130, no. 5, 2012, pp. 943–949.

[7] Ramstedt C. “Zur Operation der angeborenen Pylorusstenose.” Med. Klin., vol. 8, 1912, pp. 1702–1705.

[8] Cheng, Shuhong, et al. “The STROMICS genome study: deep whole-genome sequencing and analysis of 10K Chinese patients with ischemic stroke reveal complex genetic and phenotypic interplay.”Cell Discovery, vol. 9, 2023.

[9] Chung, E. “Infantile hypertrophic pyloric stenosis: genes and environment.”Arch Dis Child, vol. 93, 2008, pp. 1003–1004.

[10] Honein, M. A., et al. “Infantile hypertrophic pyloric stenosis after pertussis prophylaxis with erythromcyin: a case review and cohort study.”Lancet, vol. 354, 1999, pp. 2101–2105.

[11] MacMahon, B. “The continuing enigma of pyloric stenosis of infancy: a review.” Epidemiology, vol. 17, 2006, pp. 195–201.

[12] Hirschsprung, H. “Fälle von angeborener Pylorusstenose, beobachtet bei Säuglingen.” Jahrb der Kinderh, vol. 28, 1888.

[13] Fadista, J. et al. “Genome-wide meta-analysis identifies BARX1 and EML4-MTA3 as new loci associated with infantile hypertrophic pyloric stenosis.”Hum Mol Genet, vol. 27, no. 20, 2018, pp. 3647-3654.

[14] Chakraborty, R. “The inheritance of pyloric stenosis explained by a multifactorial threshold model with sex dimorphism for liability.” Genet Epidemiol, vol. 3, 1986, pp. 1–15.

[15] Pisacane, A. et al. “Breast feeding and hypertrophic pyloric stenosis: population based case-control study.” BMJ, vol. 312, 1996, pp. 745–746.

[16] McAteer, J. P., D. J. Ledbetter, and A. B. Goldin. “Role of bottle feeding in the etiology of hypertrophic pyloric stenosis.” JAMA Pediatr, vol. 167, no. 12, Dec. 2013, pp. 1143-9.

[17] Langer, J. C., I. Berezin, and E. E. Daniel. “Hypertrophic pyloric stenosis: ultrastructural abnormalities of enteric nerves and the interstitial cells of Cajal.” J Pediatr Surg, vol. 30, no. 11, Nov. 1995, pp. 1535-43.

[18] Theodosiou, N.A. and Tabin, C.J. “Sox9 and Nkx2.5 determine the pyloric sphincter epithelium under the control of BMP signaling.” Dev. Biol., vol. 279, 2005, pp. 481–490.

[19] Udager, A.M. et al. “Proper development of the outer longitudinal smooth muscle of the mouse pylorus requires Nkx2-5 and Gata3.”Gastroenterology, vol. 146, 2014, pp. 157–165.

[20] Mauch, D. H., et al. “CNS synaptogenesis promoted by glia-derived cholesterol.” Science, vol. 294, no. 5545, 9 Nov. 2001, pp. 1354-7.

[21] Zhu, J. et al. “Perinatal risk factors for infantile hypertrophic pyloric stenosis: a meta-analysis.”J. Pediatr. Surg., vol. 52, 2017, pp. 1389–1397.

[22] Ranells, J.D., et al. “Infantile hypertrophic pyloric stenosis: epidemiology, genetics, and clinical update.”Adv. Pediatr., vol. 58, 2011, pp. 195–206.

[23] Pedersen, R. N., et al. “Infantile hypertrophic pyloric stenosis: a comparative study of incidence and other epidemiological characteristics in seven European regions.”J Matern Fetal Neonatal Med, vol. 21, no. 8, Aug. 2008, pp. 599-604.

[24] Lynge, E., et al. “The Danish National Patient Register.” Scand. J. Public Health, vol. 39, 2011, pp. 30–33.