Gastrik Adenokarsinom
Gastrik adenokarsinom, genellikle mide kanseri olarak bilinen, mide zarındaki glandüler hücrelerin malign dönüşümü ile karakterize edilen önemli bir küresel sağlık sorunudur. Bu, gastrik kanserin en yaygın türünü temsil eder. Hastalık, genel olarak iki ana anatomik alt tipe ayrılabilir: yemek borusuna yakın midenin üst kısmını etkileyen kardiya gastrik kanseri ve midenin alt kısımlarını etkileyen non-kardiya gastrik kanseri[1]. Bu alt tipler genellikle farklı risk faktörleri ve klinik özellikler gösterir [1].
Gastrik adenokarsinomun gelişimi çevresel, yaşam tarzı ve genetik faktörlerin bir kombinasyonu tarafından etkilenir. Başlıca epidemiyolojik risk faktörleri arasında yaş, cinsiyet, aile öyküsü, aşırı tuz alımı ve tütün kullanımı yer almaktadır[1]. Önemli bir katkıda bulunan faktör, en önemli etiyolojik ajanlardan biri olarak kabul edilen Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonudur [2]. Gastrik kanser aile öyküsü, bir bireyin riskini önemli ölçüde artırır; çalışmalar 2,44 kat daha yüksek hastalık riski olduğunu göstermektedir[3].
Biyolojik bir bakış açısından, genetik yatkınlık önemli bir rol oynamaktadır; genetik faktörlerin gastrik kanser riskine %28 oranında katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir[3]. Nadir kalıtsal kanser sendromları, örneğinCDH1geniyle bağlantılı kalıtsal diffüz gastrik kanser veMSH2 veya MLH1gibi uyumsuzluk onarım genleriyle ilişkili kalıtsal polipozis dışı kolorektal kanser (HNPCC), vakaların %3’ünden azını oluştururken, genetik riskin daha büyük bir kısmı yaygın ve nadir genetik varyantlarla açıklanmaktadır[3]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), gastrik adenokarsinom ile ilişkili çok sayıda tek nükleotid polimorfizmi (SNP) ve yatkınlık lokusunu tanımlamada etkili olmuştur, özellikle insidansın yüksek olduğu Doğu Asya popülasyonlarında[2]. Bunlar arasında PSCA (örn., 8q24.3’te rs2976392 , rs2294008 ), PLCE1 (örn., 10q23.33’te rs2274223 ) ve MUC1 (örn., 1q22’de rs2075570 , rs2070803 , rs4072037 ) gibi genlerdeki veya yakınındaki varyasyonlar yer almaktadır [4]. Tanımlanan diğer lokuslar arasında 3q13.31 (örn., rs9841504 ), 5p13.1 (örn., rs13361707 , rs10074991 ), 6p21.1 (örn., rs2294693 ), ATM (11q22.3), 12q24.11-12 ve 20q11.21 bulunmaktadır [5]. Bazı lokuslar, örneğin PLCE1, hem gastrik adenokarsinom hem de özofagus skuamöz hücreli karsinom için ortak yatkınlık lokuslarıdır[6]. A kan grubu da artan risk ile ilişkilendirilmiştir [3]. Bu keşiflere rağmen, mevcut risk lokusları fenotipik varyansın yalnızca küçük bir kısmını (%1,07) açıklamakta olup, nedensel varyantlar ve biyolojik mekanizmalar üzerine daha fazla araştırma yapılması gerektiğini düşündürmektedir [7].
Gastrik adenokarsinomu anlamanın klinik önemi, erken teşhis, prognoz ve tedavi stratejileri üzerindeki etkisinde yatmaktadır. Genetik yatkınlıklar dahil risk faktörlerini belirlemek, etkili tarama programları uygulamak ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için çok önemlidir [3]. Örneğin, GWAS aracılığıyla tanımlanan spesifik SNP’ler, yatkınlık taraması ve prognostik değerlendirme için potansiyel olarak faydalı biyobelirteçler olarak kabul edilmiştir [7]. Erken evre gastrik kanserler bazen endoskopik rezeksiyon ile etkili bir şekilde tedavi edilebilir ve bu da olumlu bir prognoza yol açar [3].
Gastrik adenokarsinom, küresel yükü nedeniyle, özellikle Japonya ve Çin dahil Doğu Asya gibi insidans oranlarının belirgin şekilde yüksek olduğu bölgelerde önemli sosyal öneme sahiptir[2]. GWAS’ın geniş ölçekli meta-analizleri de dahil olmak üzere devam eden araştırmalar, gastrik kanserin genetik yatkınlığını daha da aydınlatmayı, nihayetinde daha iyi önleme stratejilerine, daha erken teşhislere ve daha kişiselleştirilmiş tedavilere katkıda bulunarak dünya genelinde halk sağlığını iyileştirmeyi amaçlamaktadır [1].
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Gastrik adenokarsinom üzerine mevcut araştırmalardaki, özellikle genetik yatkınlık ile ilgili olan bazı doğal sınırlamalar, bulguları yorumlarken dikkatli değerlendirmeyi gerektirir. Bu sınırlamalar metodolojik yaklaşımları, hastalık fenotipinin karmaşık yapısını ve genellenebilirlik ile fonksiyonel anlayışa ilişkin daha geniş sorunları kapsamaktadır.
Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”Gastrik adenokarsinom için mevcut genetik çalışmalar, genellikle farklı kohortlar arasında değişen örneklem büyüklükleriyle keşif ve replikasyon fazlarını içerir[4]. Repliasyon, ilişkilendirmeleri doğrulamak için kritik olsa da, kohort özelliklerindeki, genotipleme platformlarındaki veya belirli SNP seçimindeki farklılıklar (örneğin, teknik kısıtlamalar nedeniyle doğrudan nedensel varyantlar yerine yüksek bağlantı dengesizliği gösteren SNP’lerin kullanılması) sonuçların tutarlılığını ve yorumlanmasını etkileyebilir [3]. Dahası, tanımlanan genetik risk lokusları, genel fenotipik varyansın tipik olarak çok küçük bir oranını açıklar; bu oran %1,07 gibi düşük tahminlerle, ikiz çalışmalarının öne sürdüğü %22-28 kalıtsallıktan önemli ölçüde düşüktür [7]. Bu durum “kayıp kalıtsallık” sorununu vurgulamakta ve tespit edilen birçok yaygın varyantın küçük bireysel etki büyüklüklerine sahip olabileceğini, potansiyel olarak sadece daha güçlü ilişkilendirmelerin rapor edildiği yayın yanlılığına yol açabileceğini düşündürmektedir.
Yanlılığı azaltmak için, popülasyon stratifikasyonu için Eigen vektörleri kullanmak gibi düzeltmeler, özellikle total ve kardia gastrik kanser için analizlerde sıklıkla uygulanır[4]. Ancak, bu çabalara rağmen, popülasyon alt yapısından kaynaklanan kalıntı karıştırıcı faktörler, özellikle farklı coğrafi bölgelerden veya farklı atalara ait geçmişlere sahip kohortları birleştirirken veya karşılaştırırken bulguları hala etkileyebilir. Bu tür yanlılıklar, bildirilen etki büyüklüklerinin doğruluğunu etkileyebilir ve sahte ilişkilendirmelere yol açabilir. Standart genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) yaygın varyantlara güvenilmesi, potansiyel olarak daha büyük etkilere sahip nadir varyantların gözden kaçırılabileceği anlamına da gelir ve hastalığın açıklanamayan genetik bileşenine katkıda bulunur.
Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik
Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik”Gastrik adenokarsinom, mide içindeki farklı anatomik lokalizasyonlar (örn. kardiya ve non-kardiya) ve çeşitli histolojik alt tipler (örn. diffüz, intestinal, belirsiz veya miks tipler) ile karakterize, son derece heterojen bir hastalıktır[4]. Bazı çalışmalar, örtüşen veya “başka türlü belirtilmemiş” tümör lokalizasyonlarına sahip vakaları içerir; bu durum değişkenlik yaratabilir ve belirli alt tiplere özgü genetik ilişkilendirmeleri potansiyel olarak gizleyebilir [4]. Bu alt tipleri ayrı ayrı analiz etmek daha kesin içgörüler sağlayabilse de, bu genellikle her bir alt grup için örneklem büyüklüklerinin azalmasına yol açar ve böylece ilişkilendirmeleri tespit etme istatistiksel gücünü sınırlar.
Genellenebilirlik açısından önemli bir sınırlama, gastrik adenokarsinom için genetik duyarlılık çalışmalarının çoğunun ağırlıklı olarak Asya popülasyonlarında, Çinli, Koreli ve Japon kohortları dahil olmak üzere yürütülmüş olmasıdır[4]. Bu çalışmalar, bu belirli popülasyonlardaki genetik yapıyı anlamak için paha biçilmez olsa da, bulguları diğer kökenlerden bireylere doğrudan uygulanamayabilir. Farklı küresel popülasyonlar arasındaki genetik mimari, allel frekansları, çevresel maruziyetler ve yaşam tarzı faktörlerindeki farklılıklar, genetik risk profillerinde varyasyonlara yol açabilir ve böylece tanımlanan duyarlılık lokuslarının daha geniş klinik ve halk sağlığı faydasını sınırlar.
Açıklanamayan Kalıtım ve Fonksiyonel Bilgi Boşlukları
Section titled “Açıklanamayan Kalıtım ve Fonksiyonel Bilgi Boşlukları”GWAS aracılığıyla birçok genetik yatkınlık lokusunun tanımlanmasına rağmen, gastrik adenokarsinomun kalıtımının önemli bir kısmı açıklanamamaktadır [7]. Bugüne kadar tanımlanan yaygın varyantlar, tahmini genetik riskin yalnızca küçük bir kısmını oluşturmaktadır; bu durum, daha büyük etkilere sahip nadir varyantlar, yapısal varyasyonlar veya karmaşık gen-gen etkileşimleri gibi diğer genetik faktörlerin hastalık etiyolojisine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu ancak henüz tam olarak aydınlatılamadığını düşündürmektedir.CDH1veya uyumsuzluk onarım genleri gibi genleri içeren kalıtsal kanser sendromları bilinse de, bunlar gastrik kanser vakalarının %3’ünden azını oluşturmakta, genetik yatkınlığın büyük bir kısmının hala karakterize edilmemiş kalmasına neden olmaktadır[3].
Dahası, H. pylori enfeksiyonu gibi çevresel faktörler ile genetik yatkınlıklar (gen-çevre etkileşimleri) arasındaki karmaşık etkileşim, mevcut GWAS’larda genellikle kapsamlı bir şekilde değerlendirilmemektedir [4]. İlişkiler belirlense de, risk varyantlarının ve ilişkili genlerinin gastrik kanser gelişimine katkıda bulunduğu kesin moleküler mekanizmalar sıklıkla tam olarak anlaşılamamıştır[7]. Devam eden önemli bir zorluk, sadece istatistiksel ilişkilendirmeden öteye geçerek, hastalık riskinin temelini oluşturan nedensel varyantları ve biyolojik yolları belirlemektir; bu da genetik bulguları etkili önleme, teşhis ve tedavi stratejilerine dönüştürmek için elzemdir.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, gastrik adenokarsinom gibi karmaşık hastalıklara bireysel yatkınlıkta hayati bir rol oynamaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu riski etkileyen spesifik tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) ve genleri tanımlamada etkili olmuştur, özellikle gastrik kanser insidansının yüksek olduğu Doğu Asya popülasyonlarında[1]. Bu genetik belirteçler, gen fonksiyonunu, protein aktivitesini veya düzenleyici yolları etkileyerek gastrik kanser geliştirme riskini modüle edebilir.
8q24.3 kromozomunda yer alan Prostate Stem Cell Antigen (PSCA) geni, gastrik adenokarsinom için iyi bilinen bir yatkınlık lokusudur. PSCA, hücre proliferasyonu, farklılaşması ve apoptozunda rol oynayan bir hücre yüzeyi glikoproteini kodlar ve ekspresyonu çeşitli kanserlerde değişebilir. PSCA’daki ekzonik SNPrs2294008 , özellikle non-kardiya alt tipi olmak üzere gastrik kanser riskiyle dikkat çekici bir şekilde ilişkilidir[1]. Araştırmalar, rs2294008 ’deki C>T geçişinin PSCA geninin transkripsiyonel aktivitesini azaltabileceğini, potansiyel olarak hücre regülasyonundaki rolünü etkileyebileceğini göstermektedir [2]. Bu varyantın ilişkisi başlangıçta Japon popülasyonlarında tanımlanmış, diffüz tip gastrik kanserde daha belirgin bir etki göstermiş ve o zamandan beri Kore popülasyonlarında doğrulanarak gastrik kanser yatkınlığı üzerindeki tutarlı etkisini vurgulamıştır[2].
İlgi çekici başka bir varyant, GBA1LP (Glucosidase Beta Acid 1 Like Pseudogene) geni ile ilişkili olan rs140081212 ’dir. GBA1LP, fonksiyonel bir gene (bu durumda GBA1) benzeyen ancak tipik olarak protein kodlama yeteneğinden yoksun olan, kodlayıcı olmayan bir DNA dizisi olan bir psödogen’dir. Psödogenler ise gen ekspresyonunda düzenleyici roller oynayabilir veya genetik varyasyonlar için rezervuar görevi görebilir. rs140081212 polimorfizmi, GWAS’larda gastrik kanser riskinin artmasıyla ilişkili olarak tanımlanmıştır[2]. Bu varyantın GBA1LP üzerindeki spesifik fonksiyonel etkisi veya gastrik karsinojenezdeki kesin mekanizması daha fazla aydınlatma gerektirse de, genetik çalışmalarda tekrarlayan tanımlanması, gastrik kanser gelişimindeki genetik faktörlerin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır[2].
Chromodomain Helikaz DNA Bağlayıcı Protein 6 (CHD6), kritik ATP bağımlı kromatin düzenleyicileri olan CHD protein ailesinin bir üyesidir. Bu proteinler, kromatin yapısını değiştirerek gen ekspresyonunu düzenlemek için gereklidir; DNA onarımı, transkripsiyon ve hücre döngüsü ilerlemesi gibi temel hücresel süreçleri etkilerler. CHD6 gibi genlerdekirs55864139 gibi varyantlar, kromatin yeniden şekillenmesinin verimliliğini veya özgüllüğünü potansiyel olarak değiştirebilir, böylece düzensiz hale geldiğinde kanser gelişimine katkıda bulunabilecek hücresel yolları etkiler. Bu tür genetik risk faktörlerini tanımlamak, gastrik kanserin patogenezini anlamak ve erken teşhis ve prognoz stratejilerini iyileştirmek için çok önemlidir[3]. Gastrik adenokarsinomun karmaşık genetik yapısı çok sayıda lokusu içerir ve kapsamlı GWAS’lar, bu zorlu hastalığa ilişkin anlayışımızı derinleştiren yeni ilişkileri ortaya çıkarmaya devam etmektedir [3].
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs55864139 | CHD6 | Gastrik Adenokarsinom |
| rs140081212 | GBA1LP, GBA1LP | Gastrik Karsinom Gastrik Adenokarsinom protein measurement urate measurement |
| rs2294008 | JRK, PSCA | Gastrik Karsinom Gastrik Adenokarsinom Üriner Mesane Karsinomu duodenal ulcer atrophic gastritis |
Tanım ve Temel Etiyolojik Faktörler
Section titled “Tanım ve Temel Etiyolojik Faktörler”Gastrik adenokarsinom, mideyi döşeyen glandüler epitel hücrelerinden köken alan malign bir tümör olarak kesin olarak tanımlanır[4]. Bu spesifik kanser türü, tüm gastrik tümörlerin yaklaşık %90’ını oluşturmakta ve önemli bir küresel sağlık sorununu temsil etmektedir[4]. Birçok çalışmada tanımlanan birincil etiyolojik faktör, hastalığın gelişimine en önemli katkıda bulunan faktörlerden biri olarak kabul edilen Helicobacter pylori enfeksiyonudur [2]. Enfeksiyöz ajanlara ek olarak, vücut kitle indeksi (BMI) kanıtlanmış bir risk faktörüdür; prospektif çalışmalar daha yüksek BMI’ı özofagus ve gastrik adenokarsinom riskinin artmasıyla ilişkilendirmektedir[6]. BMI, bir bireyin kilogram cinsinden ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesiyle hesaplanan operasyonel bir tanımdır (kg/m²) [8].
Anatomik ve Histolojik Sınıflandırma
Section titled “Anatomik ve Histolojik Sınıflandırma”Gastrik adenokarsinom, midenin üst birkaç santimetresinde gelişen gastrik kardiye adenokarsinomları ile non-kardiye tümörler arasında başlıca ayrım yapılarak, mide içindeki anatomik konumuna göre ayrıca sınıflandırılır[4]. Bu anatomik alt tipleme, bu farklı konumlar arasında etiyolojik ve klinik farklılıklar gözlemlendiği için çok önemlidir [4]. Lauren sınıflandırması olarak bilinen temel bir histolojik sınıflandırma sistemi, gastrik karsinomu karakteristik histo-klinik özelliklerine göre diffüz ve intestinal tip karsinom olmak üzere iki ana türe ayırır [9]. Sporadik oluşumların ötesinde, gastrik adenokarsinomların küçük bir yüzdesi, CDH1genindeki mutasyonlardan kaynaklanan kalıtsal diffüz gastrik kanser veMSH2 veya MLH1gibi yanlış eşleşme onarım genleriyle bağlantılı kalıtsal polipozis dışı kolorektal kanser (Lynch sendromu) gibi kalıtsal genetik yatkınlıklarla ilişkilidir[3]. Bu kalıtsal kanser sendromları, tüm gastrik kanser vakalarının toplu olarak %3’ünden daha azını oluşturur[3].
Genetik Duyarlılık ve Biyobelirteçler
Section titled “Genetik Duyarlılık ve Biyobelirteçler”Mide adenokarsinomu duyarlılığının genetik temelini anlamak, hastalığın genel yüküne katkıda bulunan yaygın, düşük riskli genetik varyantları tanımlayan genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla önemli ölçüde ilerlemiştir [3]. Birçok önemli duyarlılık lokusu tanımlanmıştır; bunlar arasında PSCA (8q24.3 konumlu), PLCE1 (10q23.33 konumlu) ve MUC1 (1q22 konumlu) gibi genlerdeki varyasyonlar; 3q13.31, 5p13.1, 5q14.3, 6p21.1 gibi spesifik kromozomal bölgeler ve ATM (11q22.3 konumlu) ile kan grubu A ile olan bir ilişki yer almaktadır [3]. Bu genetik belirteçler, kalıtsal riski aydınlatmak için değerli araştırma kriterleri olarak hizmet etmekte ve gelecekteki tanı stratejilerini veya risk sınıflandırma modellerini bilgilendirme potansiyeli taşımaktadır [3]. H. pylori seropozitifliği gibi çevresel faktörler bilinen risk faktörleri olsa da, devam eden genetik araştırmalar, mide adenokarsinomunun multifaktöriyel etiyolojisinde kalıtsal genetik varyantlar ile çevresel maruziyetler arasındaki karmaşık etkileşimleri keşfetmeye devam etmektedir [4].
Belirtiler ve Semptomlar
Section titled “Belirtiler ve Semptomlar”Gastrik adenokarsinomun spesifik semptomatik sunumları araştırmalarda detaylandırılmamış olsa da, çalışmalar, gelişmiş prognoz için erken teşhisin ve risk faktörlerinin belirlenmesinin kritik rolünü vurgulamaktadır. Farklı gastrik kanser alt tiplerinin ve genetik temellerinin anlaşılması da kişiye özel tanısal yaklaşımlar için önemlidir.
Erken Teşhisin ve Prognostik Göstergelerin Önemi
Section titled “Erken Teşhisin ve Prognostik Göstergelerin Önemi”Gastrik adenokarsinomun prognozunu iyileştirmek için erken teşhis büyük önem taşımaktadır [3]. Araştırmalar, erken teşhis edilen gastrik kanserlerin, uygun bir prognozla ilişkili olan endoskopik rezeksiyon gibi yöntemlerle tedavi edilebildiğini göstermektedir [3]. Bu durum, ileri semptomlar ortaya çıkmadan önce, potansiyel olarak risk altındaki bireylerin taraması veya takibi yoluyla maligniteyi tespit etme klinik hedefini vurgulamaktadır. Erken teşhise odaklanmak, daha iyi hasta sonuçları elde etmek için klinik müdahalelere rehberlik eden, anahtar bir prognostik gösterge olarak tanısal önemini vurgulamaktadır.
Yatkınlaştırıcı Faktörler Olarak Genetik ve Çevresel Yatkınlık
Section titled “Yatkınlaştırıcı Faktörler Olarak Genetik ve Çevresel Yatkınlık”Gastrik adenokarsinomun erken teşhisi ve prognozunun iyileştirilmesi için spesifik risk faktörlerinin belirlenmesi kritik öneme sahiptir [3]. Helicobacter pylori enfeksiyonu, gastrik kansere katkıda bulunan önemli bir etiyolojik faktör olarak kabul edilmektedir [2]. Ek olarak, gastrik kanser aile öyküsü, artmış bireysel yatkınlık için önemli bir klinik gösterge olarak hizmet ederek, 2,44 kat daha yüksek hastalık riski ile ilişkilidir[3]. Genetik faktörlerin gastrik kanser riskinin yaklaşık %28’ine katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir; genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ise PSCA (8q24.3), PLCE1 (10q23.33), MUC1 (1q22), 3q13.31, 5p13.1, 5q14.3, 6p21.1, ATM (11q22.3) gibi çeşitli yatkınlık lokuslarını ve A kan grubu ile ilişkileri tanımlamıştır[3]. Bu genetik bulgular, çevresel faktörlerle birlikte, risk tahmini için değerli yaklaşımlar sunmakta ve hedefe yönelik tarama stratejilerine rehberlik edebilmekte, böylece belirgin semptomların yokluğunda bile tanısal göstergeler olarak hizmet edebilmektedir [1].
Fenotipik Çeşitlilik ve Anatomik Sınıflandırma
Section titled “Fenotipik Çeşitlilik ve Anatomik Sınıflandırma”Mide adenokarsinomları, tüm mide tümörlerinin yaklaşık %90’ını oluşturur ve midedeki anatomik konumlarına göre, özellikle kardiya ve non-kardiya tümörleri arasında ayrım yapılarak sınıflandırılır [4]. Etiyolojik çalışmalar, bu iki tip arasında çok sayıda farklılık belirlemiş, gelişimlerinde içsel bir heterojenlik olduğunu düşündürmektedir [4]. Örneğin, non-kardiya mide kanseri için spesifik genetik yatkınlık lokusları 3q13.31 ve 5p13.1 bölgelerinde tanımlanmıştır[4]. Bu anatomik ve etiyolojik çeşitlilik, hastalık gelişiminin değişen modellerini anlamak için önemlidir ve mide adenokarsinomu içindeki fenotipik çeşitliliği yansıtan kişiye özel tanı ve tarama yaklaşımlarına rehberlik edebilir.
Mide adenokarsinomu, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve bunların etkileşimlerinin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir hastalıktır. Bu çeşitli nedensel yolları anlamak, risk değerlendirmesi ve önleme stratejileri için çok önemlidir.
Genetik Yatkınlık ve Kalıtılabilirlik
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Kalıtılabilirlik”Genetik faktörler, gastrik adenokarsinomun gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunur; ikiz çalışmaları, kalıtsal değişkenliğin hastalık riskinin yaklaşık %28’ini oluşturduğunu tahmin etmektedir. Nadir kalıtsal kanser sendromları vakaların küçük bir kısmıyla (%3’ten az) ilişkili olsa da, genetik katkının çoğu orta ila yüksek risk sağlayan yaygın ve nadir genetik varyantlardan kaynaklanmaktadır[3] Özellikle, CDH1 genindeki mutasyonlar kalıtsal diffüz gastrik kanserin bilinen bir nedenidir ve MSH2 veya MLH1gibi yanlış eşleşme onarım genlerindeki kalıtsal mutasyonlar, kalıtsal polipozis dışı kolorektal kanser sendromları aracılığıyla artan bir risk ile ilişkilidir[3]
Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), genom boyunca çok sayıda duyarlılık lokusunu belirlemiştir. Gastrik adenokarsinom ile ilişkili temel genetik varyasyonlar;PSCAgibi genlerdeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) (örn., 8q24.3 konumundakirs2976392 , rs2294008 ), PLCE1 (örn., 10q23.33 konumundaki rs2274223 ), MUC1 (örn., 1q22 konumundaki fonksiyonel varyant rs4072037 ) ve ATM (11q22.3) genindeki fonksiyon kaybı varyantlarını içerir [3] Ek risk lokusları 3q13.31, 5p13.1, 5q14.3, 6p21.1, 12q24.11-12 ve 20q11.21 konumlarında tanımlanmıştır; bu ilişkilerden bazılarının kardia ve non-kardia gastrik tümörleri arasında farklılıklar gösterdiği belirtilmektedir [3]ABO kan grubu sistemi, özellikle A kan grubu, gastrik kanser için artmış bir risk ile de ilişkilendirilmiştir[3] Bu keşiflere rağmen, mevcut durumda tanımlanan risk lokusları fenotipik varyansın mütevazı %1,07’sini topluca açıklamaktadır; bu da genetik kalıtılabilirliğin önemli bir kısmının açıklanamadığını göstermektedir [7]
Çevresel ve Yaşam Tarzı Risk Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Risk Faktörleri”Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, gastrik adenokarsinom gelişiminde kritik belirleyicilerdir.Helicobacter pylori enfeksiyonu, etiyolojisinde en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır; özellikle Doğu Asya gibi bölgelerde mide kanserindeki nedensel rolü iyi belgelenmiştir [2]Bu inatçı bakteriyel enfeksiyon, kronik inflamasyonu ve mide mukozasında hasarı tetikleyerek malign dönüşüme elverişli bir mikroçevre oluşturur[2] Mikrobiyal ajanların ötesinde, beslenme alışkanlıkları riski önemli ölçüde etkiler; örneğin, aşırı tuz alımı, mide mukozasına zarar verebilen ve karsinojenezisi teşvik eden yerleşik bir epidemiyolojik faktördür [1]
Yaşam tarzı seçimleri de önemli bir rol oynar. Tütün kullanımı, gastrik adenokarsinoma duyarlılığı artıran tanınmış bir risk faktörüdür[1]Vücut kitle indeksi (BMI) de bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır; bu da obezite ve ilişkili metabolik yolların hastalığa katkıda bulunduğunu düşündürmektedir[6] Diğer geniş epidemiyolojik faktörler arasında yaş ve cinsiyet yer alır; yaşlı bireyler genellikle gastrik adenokarsinomun daha yüksek insidansıyla karşılaşmaktadır [1]Bu çeşitli çevresel ve yaşam tarzı maruziyetleri, bir bireyin genel risk profilini şekillendirmek için hem bağımsız hem de sinerjistik olarak etki eder.
Karmaşık Etiyoloji ve Modüle Edici Faktörler
Section titled “Karmaşık Etiyoloji ve Modüle Edici Faktörler”Gastrik adenokarsinomun patojenezi, bireyin genetik yapısı ile çeşitli çevresel maruziyetler arasındaki karmaşık bir etkileşimden kaynaklanır. Gastrik adenokarsinom için gen-çevre etkileşimlerinin kesin mekanizmaları devam eden bir araştırma alanı olsa da, kalıtsal genetik varyantların bir bireyin çevresel tetikleyicilere karşı duyarlılığını önemli ölçüde değiştirebildiği anlaşılmaktadır. Bu etkileşim, genetik bir yatkınlığın, ancakHelicobacter pylorienfeksiyonu, belirli diyet kalıpları veya tütün kullanımı gibi spesifik yaşam tarzı faktörleri veya çevresel maruziyetlerle birleştiğinde artmış bir risk olarak ortaya çıkabileceği anlamına gelir[10]
Yaş, gastrik adenokarsinom için sürekli olarak tanınan bir epidemiyolojik risk faktörüdür ve insidans oranları tipik olarak yaşlı popülasyonlarda artmaktadır[1]Bu artış muhtemelen kanserojenlere uzun süreli maruz kalmanın kümülatif etkisi, zamanla somatik mutasyonların kademeli birikimi ve DNA onarım mekanizmalarında ve immün sürveyansta yaşa bağlı düşüşlere bağlanabilir. Ayrıca, tümörün mide içindeki anatomik konumu—kardiya veya non-kardiya gastrik kanser olup olmadığı—farklı risk faktörleri ve klinik özelliklerle ilişkilidir; bu durum, hastalığın farklı alt tipleri için çeşitlilik gösteren altta yatan nedensel yolları düşündürmektedir[1]
Mide Adenokarsinomunun Biyolojik Arka Planı
Section titled “Mide Adenokarsinomunun Biyolojik Arka Planı”Mide adenokarsinomu, mide kanserinin en yaygın türünü temsil eden ve dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin önde gelen bir nedeni olan önemli bir küresel sağlık sorunudur [4]. Bu karmaşık hastalık, çevresel etkilerin, kalıtsal genetik yatkınlıkların ve mide mukozasındaki normal hücresel süreçleri bozan moleküler alterasyonların bir kombinasyonundan kaynaklanır. Çok yönlü biyolojik temellerini anlamak, önleme, erken teşhis ve tedavi stratejilerini geliştirmek için kritik öneme sahiptir.
Anatomik Sınıflandırma ve Patofizyolojik Genel Bakış
Section titled “Anatomik Sınıflandırma ve Patofizyolojik Genel Bakış”Mide adenokarsinomu, tüm mide tümörlerinin yaklaşık %90’ını oluşturur ve midedeki anatomik konumuna göre geniş ölçüde, başlıca kardia ve non-kardia tipleri olarak sınıflandırılır [4]. Bu sınıflandırmalar yalnızca tanımlayıcı değildir; hastalığın heterojenliğini vurgulayan farklı etiyolojik risk faktörlerini ve klinik özellikleri yansıtır [1]. Hastalığın ilerlemesi, sıklıkla kronik inflamasyon ve mide mukozasındaki hücresel değişikliklerden kaynaklanan karmaşık patofizyolojik süreçleri içerir; bu süreçler normal homeostatik mekanizmaları bozabilir ve kontrolsüz hücre proliferasyonu ile tümör oluşumuna yol açabilir. Bazı bölgelerde insidans oranlarındaki düşüşlere rağmen, yaşlanan popülasyonlar nedeniyle mide kanserinin genel yükünün küresel olarak artması beklenmektedir [4].
Çevresel ve Kalıtsal Risk Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Kalıtsal Risk Faktörleri”Gastrik adenokarsinom gelişimi,Helicobacter pylori enfeksiyonunun etiyolojisine en kritik katkıda bulunanlardan biri olmasıyla birlikte, birkaç çevresel faktörle güçlü bir şekilde ilişkilidir [2]. Diğer önemli risk faktörleri arasında ileri yaş, erkek cinsiyet, aşırı tuz alımı ve tütün kullanımı bulunmaktadır [1]. Bu çevresel maruziyetlerin ötesinde, gastrik kanser aile öyküsü bir bireyin riskini önemli ölçüde artırmakta olup, yapılan çalışmalar etkilenmiş akrabaları olanlarda 2,44 kat daha yüksek hastalık riski olduğunu göstermektedir[3]. Nadir kalıtsal kanser sendromları,CDH1genindeki mutasyonların neden olduğu kalıtsal diffüz gastrik kanser veyaMSH2 ya da MLH1gibi uyumsuzluk onarım genlerini içeren kalıtsal polipozis dışı kolorektal kanser (Lynch sendromu) ile ilişkili artan risk gibi, vakaların %3’ünden azına katkıda bulunsa da, genetik faktörlerin gastrik kanser riskinin yaklaşık %28’ini oluşturduğu tahmin edilmektedir[3].
Genetik Duyarlılık Lokusları ve Önemli Biyomoleküller
Section titled “Genetik Duyarlılık Lokusları ve Önemli Biyomoleküller”Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), nadir kalıtsal sendromlarla açıklanamayan kalıtılabilirliğin kısmını ele alarak, mide kanseri duyarlılığına katkıda bulunan yaygın genetik varyantların tanımlanmasında önemli rol oynamıştır[3]. Farklı popülasyonlarda, özellikle Doğu Asya kohortlarında, birçok duyarlılık lokusu tutarlı bir şekilde tanımlanmıştır [1]. Dikkate değer bulgular arasında, PSCA(8q24.3) gibi genlerde veya yakınında bulunan tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) yer almaktadır; buradars2976392 ve eksonik rs2294008 risk ile ilişkilendirilmiştir [2]. 10q23’teki PLCE1’de, rs2274223 ile işaretlenmiş ortak bir duyarlılık lokusu, hem gastrik adenokarsinom hem de özofagus skuamöz hücreli karsinom ile ilişkilendirilmiştir[6]. Ek olarak, MUC1 geni (1q22) yakınındaki varyantlar, rs2075570 , rs2070803 ve fonksiyonel eşanlamlı olmayan SNP rs4072037 dahil olmak üzere, mide kanseri riski ile ilişkilendirilmiştir[3].
İleri genetik bulgular, özellikle non-kardiya gastrik adenokarsinom için, 3q13.31 (örn.,rs9841504 ) ve 5p13.1 (örn., rs13361707 veya rs10074991 ) lokusları ile ilişkileri ortaya koymaktadır [11]. Tanımlanan diğer duyarlılık bölgeleri arasında 5q14.3, 6p21.1 (örn., rs2294693 ), 12q24.11-12, 20q11.21 ve lncRNA GCLET’i uzaktan modüle eden 16p13’teki bir risk varyantı bulunmaktadır [7]. ATM genindeki (11q22.3) fonksiyon kaybı varyantlarının da risk oluşturduğu kabul edilmektedir [12]. ABOkan grubu sistemi, özellikle A kan grubu, mide kanseri riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir[3].
Moleküler Yollar ve Hücresel Disregülasyon
Section titled “Moleküler Yollar ve Hücresel Disregülasyon”Genetik çalışmalar aracılığıyla tanımlanan genler ve lokuslar, gastrik karsinojenezde rol oynayan kritik moleküler ve hücresel yollara sıklıkla işaret etmektedir. Örneğin, ATM DNA hasar yanıtında ve hücre döngüsü kontrolünde merkezi bir rol oynayarak, bozulmuş genomik bütünlüğün bireyleri kansere yatkın hale getirebileceğini düşündürmektedir [12]. Benzer şekilde, PSCA ve MUC1 gibi genler hücre adezyonu, büyümesi ve immün modülasyonunda rol oynamakta; varyasyonlar potansiyel olarak ekspresyonlarını veya fonksiyonlarını değiştirerek malign transformasyona katkıda bulunmaktadır [2]. Tanımlanan lncRNA GCLET, uzun kodlamayan RNA’ların gen ekspresyonunu düzenlemede ve kanser gelişimi için kritik olan hücresel fonksiyonları etkilemede bir rolü olduğunu düşündürmektedir[7]. Birçok ilişki kurulmuş olsa da, bu risk varyantlarının ve ilişkili genlerinin gastrik kansere nasıl katkıda bulunduğuna dair kesin moleküler mekanizmalar üzerine kapsamlı araştırma, GWAS sonrası dönemde “ilişkilendirmeden fonksiyona” geçişe odaklanılarak aktif bir araştırma alanı olmaya devam etmektedir [7].
Yolaklar ve Mekanizmalar
Section titled “Yolaklar ve Mekanizmalar”Gastrik adenokarsinomun gelişimi, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetlerin bir etkileşimi tarafından yönlendirilen çok yönlü bir süreçtir. Araştırmalar, hastalık yatkınlığı ile ilişkili belirli genomik bölgeleri aydınlatarak, hastalığın etiyolojisini etkileyen temel mekanizmalara işaret etmiştir.
Riskin Genetik Belirleyicileri
Section titled “Riskin Genetik Belirleyicileri”Gastrik adenokarsinom gelişme riski, kalıtsal genetik varyasyonlar tarafından önemli ölçüde belirlenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), insan genomu genelindeki spesifik duyarlılık lokuslarını belirlemede kilit rol oynamıştır. Örneğin, non-kardiya gastrik kanser için yeni risk lokusları, 3q13.31 ve 5p13.1 kromozomal lokasyonlarında tanımlanmıştır[4]. Bu genetik ilişkilendirmeler, bu bölgelerde veya yakınında bulunan genlerin, spesifik genetik varyantlar tarafından düzensizleştirildiğinde bir bireyin kanser gelişimine yatkınlığını artırabilen temel hücresel yolaklara katkıda bulunduğunu öne sürmektedir.
Gen Regülasyonu ve Hücresel Süreçler
Section titled “Gen Regülasyonu ve Hücresel Süreçler”Genetik varyasyonlar, gen ekspresyonunun düzenlenmesini ve kodladıkları proteinlerin işlevini etkileyerek, doku homeostazını sürdürmek için kritik olan hücresel süreçleri etkileyebilir. Çalışmalar, PSCAgeni gibi belirli genlerdeki genetik varyantlar ile mide kanseri duyarlılığı arasında ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur[2]. Bir diğer dikkat çekici bulgu, 10q23’teki PLCE1genini içeren ve hem mide adenokarsinomu hem de özofagus skuamöz hücreli karsinomu riskiyle ilişkilendirilen ortak bir duyarlılık lokusudur[6]. Ek olarak, 1q22’deki bir lokus da mide kanseri riski ile bir ilişki göstermektedir[6]. Bu genlerin, hücre büyümesi, diferansiyasyon, programlı hücre ölümü veya DNA onarım yolları gibi çeşitli hücresel mekanizmaları modüle ettiği ve genetik varyasyona bağlı değişmiş işlevlerinin hastalığın artan riskine katkıda bulunduğu düşünülmektedir.
Hastalık Etiyolojisinde Çevresel Faktörler
Section titled “Hastalık Etiyolojisinde Çevresel Faktörler”Çevresel maruziyetler, gastrik adenokarsinom gelişiminde kritik bir mekanistik bileşeni temsil eder ve genellikle bireyin genetik arka planıyla etkileşime girer. Buna en iyi örnek, gastrik kanser etiyolojisine katkıda bulunan en önemli faktörlerden biri olarak yaygın şekilde kabul edilenHelicobacter pylori enfeksiyonudur [2]. Bu tür çevresel etkenlerin tetiklediği kronik inflamasyon ve hücresel hasar, özellikle mevcut genetik yatkınlıklar tarafından etkilendiğinde, normal gastrik mukozadan kanserli bir duruma ilerlemeyi sağlayabilir. Bu durum, dış tetikleyiciler ile doğuştan gelen genetik zayıflıklar arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamakta ve kolektif olarak gastrik adenokarsinomun patogenezini şekillendirmektedir.
Sağlanan bağlamda, gastrik adenokarsinomun farmakogenetiği hakkında, ilaç metabolizması varyantları, ilaç hedefi varyantları, farmakokinetik ve farmakodinamik etkiler veya klinik uygulama dahil olmak üzere herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Mide Adenokarsinomu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Mide Adenokarsinomu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak mide adenokarsinomunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ebeveynimde mide kanseri vardı. Bu, benim de yakalanacağım anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Ebeveynimde mide kanseri vardı. Bu, benim de yakalanacağım anlamına mı geliyor?”Ebeveyninde mide kanseri olması, aile öyküsü önemli bir faktör olduğu için riskinizi artırır. Çalışmalar, aile öyküsü olan bireyler için 2,44 kat daha yüksek bir risk olduğunu göstermektedir. Genetik faktörler toplam riskin yaklaşık %28’ine katkıda bulunsa da, başka birçok faktör de işin içinde olduğu için bu kesinlikle yakalanacağınız anlamına gelmez. Aile öykünüzü doktorunuzla konuşmanız önemlidir.
2. Ailemde mide kanseri varsa, yaşam tarzı değişiklikleriyle onu önleyebilir miyim?
Section titled “2. Ailemde mide kanseri varsa, yaşam tarzı değişiklikleriyle onu önleyebilir miyim?”Genetik yatkınlık önemli bir rol oynasa da, yaşam tarzı seçimleri çok önemlidir. Aşırı tuz alımından kaçınmak, sigara içmemek veHelicobacter pylorienfeksiyonunu tedavi etmek gibi faktörler riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir. Genetik yatkınlığa sahip olunsa bile, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek genel yatkınlığınızı olumlu yönde etkileyebilir.
3. Doğu Asya kökenliyim. Etnik kökenim mide kanseri riskimi etkiler mi?
Section titled “3. Doğu Asya kökenliyim. Etnik kökenim mide kanseri riskimi etkiler mi?”Evet, ne yazık ki, Doğu Asya kökenli bireylerde, özellikle Japonya ve Çin gibi bölgelerden gelenlerde, gastrik adenokarsinom insidansı belirgin şekilde daha yüksektir. Bu durum kısmen, bu popülasyonlarda daha yaygın olarak bulunan, örneğinPSCA ve MUC1 gibi genlerde veya bu genlerin yakınında bulunanlar gibi belirli genetik varyantlardan kaynaklanmaktadır.
4. Kan grubum mide kanseri riskimi etkiler mi?
Section titled “4. Kan grubum mide kanseri riskimi etkiler mi?”İlginç bir şekilde, evet, bazı araştırmalar kan grubu ile mide kanseri riski arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Özellikle, A kan grubu gastrik adenokarsinom riskinde artışla ilişkilendirilmiştir. Bu, hastalığa karşı genel yatkınlığınızı etkileyebilecek birçok karmaşık faktörden biridir.
5. Bir DNA testi mide kanseri riskimi söyleyebilir mi?
Section titled “5. Bir DNA testi mide kanseri riskimi söyleyebilir mi?”Genetik testler, CDH1veya yanlış eşleşme onarım genleri gibi genlerle bağlantılı nadir kalıtsal kanser sendromlarını tespit edebilse de, bunlar vakaların %3’ünden azını oluşturur. Çalışmalar aracılığıyla keşfedilen yaygın genetik varyantlar, toplam riskin yalnızca küçük bir kısmını (yaklaşık %1,07’sini) açıklar. Bu nedenle, bir DNA testi bazı bilgiler sunabilir, ancak kişisel riskinizin tam bir resmini sunmayacaktır.
6. Sağlıklı besleniyorum ve sigara içmiyorum. Yine de mide kanserine yakalanabilir miyim?
Section titled “6. Sağlıklı besleniyorum ve sigara içmiyorum. Yine de mide kanserine yakalanabilir miyim?”Maalesef, evet, bu mümkün. Sağlıklı bir yaşam tarzı riskinizi önemli ölçüde azaltırken, genetik faktörler mide kanseri riskine hala yaklaşık %28 oranında katkıda bulunur. Bilinen çevresel risk faktörlerinden kaçınsanız bile, yatkınlığı artıran yaygın genetik varyantlara veya nadir kalıtsal faktörlere sahip olabilirsiniz.
7. H. pylori geçirdim. Bu, genetiğimle birleşerek risk oluşturur mu?
Section titled “7. H. pylori geçirdim. Bu, genetiğimle birleşerek risk oluşturur mu?”Evet, Helicobacter pylorienfeksiyonu, mide kanseri için en önemli etiyolojik ajanlardan biri olarak kabul edilir. Eğer aynı zamanda genetik bir yatkınlığı düşündüren bir aile öykünüz varsa, bu faktörlerin birleşimi genel riskinizi daha da artırabilir.H. pylori’nin etkili bir şekilde tedavi edildiğinden emin olmak ve endişelerinizi doktorunuzla görüşmek çok önemlidir.
8. Bazı insanlar neden mide kanseri olurken kardeşleri olmuyor?
Section titled “8. Bazı insanlar neden mide kanseri olurken kardeşleri olmuyor?”Mide kanseri riski, birçok genetik ve çevresel faktörün karmaşık bir etkileşimini içerir. Siz ve kardeşiniz birçok geni paylaşsanız da, hepsini paylaşmazsınız ve bireysel yaşam tarzlarınız ile çevresel maruziyetleriniz önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Ayrıca, şu anda tanımlanmış genetik varyantlar toplam riskin yalnızca küçük bir kısmını açıklamakta olup, başka birçok bilinmeyen faktörün de etkili olduğunu düşündürmektedir.
9. Ailem tuzlu yiyecekleri seviyor. Bu, mide kanseri riskimi artırır mı?
Section titled “9. Ailem tuzlu yiyecekleri seviyor. Bu, mide kanseri riskimi artırır mı?”Evet, aşırı tuz alımı, mide kanseri için belirlenmiş bir epidemiyolojik risk faktörüdür. Genetik yatkınlık önemli olsa da, yüksek tuz tüketimi gibi çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, genetik altyapınızla etkileşime girerek genel riskinizi potansiyel olarak artırabilir. Genel olarak, tuz alımınızı makul düzeyde tutmanız iyi bir fikirdir.
10. Ailemde mide kanseri varsa tarama istemeli miyim?
Section titled “10. Ailemde mide kanseri varsa tarama istemeli miyim?”Evet, eğer mide kanseri aile öykünüz varsa, özellikle yakın bir akrabanızda, bunu doktorunuzla görüşmeniz çok önemlidir. Genetik yatkınlıklar da dahil olmak üzere risk faktörlerinizi belirlemek, sonuçları iyileştirmek için erken tarama programlarının veya diğer önleyici stratejilerin sizin için uygun olup olmadığını belirlemede hayati öneme sahiptir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.
References
Section titled “References”[1] Wang, Z., et al. “Identification of new susceptibility loci for gastric non-cardia adenocarcinoma: pooled results from two Chinese genome-wide association studies.” Gut, vol. 66, 2017, pp. 581–587.
[2] Park, B, et al. “Genome-Wide Association of Genetic Variation in the PSCA Gene with Gastric Cancer Susceptibility in a Korean Population.”Cancer Research and Treatment, vol. 51, no. 2, 2019, pp. 748-757.
[3] Tanikawa, C, et al. “A GWAS identifies gastric cancer susceptibility loci at 12q24.11-12 and 20q11.21.”Cancer Science, vol. 109, no. 11, 2018, pp. 3631-3638.
[4] Hu, N. et al. “Genome-wide association study of gastric adenocarcinoma in Asia: a comparison of associations between cardia and non-cardia tumours.”Gut, vol. 65, no. 1, 2016, pp. 1-8.
[5] Shi, Y., et al. “A genome-wide association study identifies new susceptibility loci for non-cardia gastric cancer at 3q13.31 and 5p13.1.”Nat Genet, vol. 43, no. 12, 2011, pp. 1215–18.
[6] Abnet, C. C. et al. “A shared susceptibility locus in PLCE1 at 10q23 for gastric adenocarcinoma and esophageal squamous cell carcinoma.”Nat Genet, vol. 42, no. 9, 2010, pp. 769-773.
[7] Du, M., et al. “Remote modulation of lncRNA GCLET by risk variant at 16p13 underlying genetic susceptibility to gastric cancer.”Sci Adv, vol. 6, no. 29, 2020, eaba9274.
[8] Dong, J. et al. “Interactions Between Genetic Variants and Environmental Factors Affect Risk of Esophageal Adenocarcinoma and Barrett’s Esophagus.”Clin Gastroenterol Hepatol, vol. 16, no. 10, 2018, pp. 1563-1570.e2.
[9] Lauren, P. “The two histological main types of gastric carcinoma: diffuse and so-called intestinal-type carcinoma. An attempt at a histo-clinical classification.”Acta Pathol Microbiol Scand, vol. 64, 1965, pp. 31–49.
[10] Campbell, P. T., et al. “Association of body mass index with colorectal cancer risk by genome-wide variants.”J Natl Cancer Inst, vol. 112, no. 5, 2020, pp. 488–97.
[11] Hu, N. et al. “A genome-wide association study identifies new susceptibility loci for non-cardia gastric cancer at 3q13.31 and 5p13.1.”Nat Genet, vol. 43, no. 12, 2011, pp. 1215–8.
[12] Helgason, H., et al. “Loss-of-function variants in ATM confer risk of gastric cancer.”Nat Genet, vol. 47, 2015, pp. 906–910.