İçeriğe geç

Özofagus Kanseri

Özofagus kanseri, gıdaları boğazdan mideye taşıyan kaslı tüp olan yemek borusundan kaynaklanan ciddi bir malignitedir. Genel olarak iki ana türe ayrılır: özofagus adenokarsinomu (EAC) ve özofagus skuamöz hücreli karsinomu (ESCC). EAC tipik olarak yemek borusunun alt kısmında gelişir ve sıklıkla kronik asit reflüsü ile ilişkilidir; ESCC ise yemek borusunun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir ve sigara ile alkol tüketimiyle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Bu hastalık, agresif doğasıyla bilinir ve genellikle ileri evrelerde ortaya çıkarak zorlu bir prognoza katkıda bulunur.

Özofagus kanserinin biyolojik temeli, yemek borusu hücrelerinin kontrolsüz büyümesini ve bölünmesini tetikleyen genetik mutasyonlar, epigenetik değişiklikler ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Zamanla, normal yemek borusu hücreleri, invaziv kansere ilerlemeden önce, EAC durumunda Barrett özofagusu gibi prekanseröz değişikliklere uğrayabilir. Moleküler düzeyde, hücre döngüsü düzenlemesi, DNA onarımı ve apoptozda yer alan çeşitli genlerin düzenlenmesi bozulabilir. Tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) dahil olmak üzere genetik varyasyonlar, gen ekspresyonunu veya protein fonksiyonunu etkileyerek bireyin özofagus kanseri geliştirme yatkınlığını modüle etmedeki rolleri nedeniyle giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu genetik temelleri anlamak, yüksek risk altındaki bireyleri belirlemek ve hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için çok önemlidir.

Klinik olarak, özofagus kanseri önemli zorluklar sunar. Erken belirtiler genellikle belirsiz veya spesifik değildir, bu da tümörün büyüdüğü veya yayıldığı daha sonraki evrelerde tanıya yol açar. Yaygın belirtiler arasında yutma güçlüğü (disfaji), kilo kaybı, göğüs ağrısı ve hazımsızlık bulunur. Tanı tipik olarak biyopsili endoskopi ile konulur, ardından hastalığın yayılımını belirlemek için görüntüleme çalışmaları yapılır. Tedavi seçenekleri, kanserin evresine ve tipine göre değişir ve cerrahi, kemoterapi, radyasyon tedavisi veya bunların bir kombinasyonunu içerebilir. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler de ortaya çıkmakta, tedavi için yeni yollar sunmaktadır. Erken teşhis, sağkalım oranlarını önemli ölçüde artırarak yüksek riskli bireyler için taramanın önemini vurgulamaktadır.

Özofagus kanserinin halk sağlığı üzerindeki etkisi nedeniyle sosyal önemi büyüktür. Dünya genelinde kanserle ilişkili ölümlerin önde gelen nedenlerinden biridir ve insidans oranları coğrafi bölgeye ve popülasyon grubuna göre önemli ölçüde değişir. Kronik sigara içme, aşırı alkol kullanımı, obezite ve gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) gibi yaşam tarzı faktörleri, iyi bilinen risk faktörleridir ve halk sağlığı girişimleri ile yaşam tarzı değişiklikleri yoluyla önleme potansiyelini vurgulamaktadır. Hastalık, hastaların yaşam kalitesini derinden etkiler ve genellikle kapsamlı ve zayıflatıcı tedaviler gerektirir. Araştırmalar, erken teşhis yöntemlerini iyileştirmeye, genetik yatkınlıkları anlamaya ve bu agresif kanserin yükünü azaltmak için daha etkili ve daha az toksik tedaviler geliştirmeye odaklanmaya devam ediyor.

Birçok gendeki genetik varyantlar, metabolizma, bağışıklık tepkisi, hücre döngüsü düzenlemesi ve hücresel farklılaşma gibi çeşitli biyolojik yolları etkileyerek, yemek borusu kanseri dahil olmak üzere çeşitli kanserlere karşı bireyin yatkınlığına katkıda bulunur. Bu tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), gen fonksiyonunu veya ekspresyonunu değiştirerek riski modüle edebilir.

Fibroblast Büyüme Faktörü Reseptörü 2 (FGFR2) geni, fibroblast büyüme faktörleri için bir reseptör görevi görerek hücresel büyüme, farklılaşma ve gelişimde kritik bir rol oynar. FGFR2 içindeki rs1219651 ve rs2981584 gibi varyantlar, sporadik postmenopozal meme kanseri riskinin artmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir ve reseptörün aktivitesini veya ekspresyonunu etkileyebileceklerini düşündürmektedir[1]. FGFR2 sinyalizasyonunun düzensizliği, yemek borusu kanseri dahil olmak üzere çeşitli solid tümörlerin patogenezinde rol oynamaktadır; burada hücre proliferasyonu ve hayatta kalma yollarını etkileyerek tümör büyümesini ve tedavilere direnci teşvik edebilir [2]. Benzer şekilde, TOX3 (TOX High Mobility Group Box Family Member 3), aynı zamanda TNRC9 olarak da bilinen, transkripsiyonel regülasyonda rol oynayan bir gendir ve rs112149573 dahil varyantları, meme kanseri yatkınlık lokusları olarak tanımlanmıştır[3]. Kesin mekanizmalar hala araştırılmakta olsa da, bu TOX3 varyantları, kontrolsüz hücre bölünmesine ve bozulmuş DNA onarımına katkıda bulunan gen ekspresyonu paternlerini değiştirebilir; bu süreçler, yemek borusu malignitesi dahil birçok kanserin gelişiminde temeldir.

Alkol Dehidrogenaz 1B (ADH1B) genindeki genetik varyasyonlar, özellikle rs1229984 , yemek borusu kanseri riski, bilhassa yemek borusu skuamöz hücreli karsinomu ile oldukça ilişkilidir. ADH1B, alkolü bilinen bir kanserojen olan asetaldehite metabolize eden bir enzimi kodlar; rs1229984 ’ün A alleli (His47), daha hızlı alkol yıkımına ve daha yüksek asetaldehit seviyelerine yol açarak, alkol tüketen bireylerde kanser riskini artırır[4]. Bu varyant, bireyin alkolle ilişkili kanserlere yatkınlığını önemli ölçüde etkiler. Eş zamanlı olarak, Hepatosit Nükleer Faktör 1 Beta (HNF1B), aynı zamanda TCF2 olarak da bilinen, pankreas ve böbrekler dahil olmak üzere organ gelişimi için temel bir transkripsiyon faktörüdür ve çeşitli hastalık riskleriyle ilişkilidir. HNF1B içindekirs10908278 , rs11651755 ve rs11263763 gibi varyantlar, prostat kanseri ve tip 2 diyabete karşı artan bir yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir[5]. HNF1B’nin yemek borusu kanseri ile doğrudan bağlantısı karmaşık olsa da, hücresel farklılaşma ve proliferasyonu düzenlemedeki rolü, düzensizliğin yemek borusu adenokarsinomu dahil olmak üzere epitel kanserlerinin gelişimine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.

8q24 kromozomal bölgesi, kansere yatkınlık için önemli bir sıcak noktadır ve çeşitli malignitelerde rol oynayan birçok geni ve kodlamayan RNA’ları (non-coding RNA’lar) kapsar. rs12682374 gibi varyantlar, CASC8 (Cancer Susceptibility Candidate 8), POU5F1B (POU Class 5 Homeobox 1B) ve PCAT1 (Prostate Cancer Associated Transcript 1) gibi genlerin yakınında bulunur; bunların hepsi de onkogenezdeki rolleriyle bilinir[5]. CASC8 ve PCAT1, tümörlerde sıklıkla aşırı eksprese edilen, hücre döngüsü düzenlemesini, proliferasyonu ve apoptozu etkileyen uzun kodlamayan RNA’lardır (lncRNA’lar); POU5F1B ise düzensizliğinin kanser kök hücre özelliklerine katkıda bulunabileceği bir psödojendir. Benzer şekilde, 8q24 bölgesindeki başka bir varyant olanrs7463708 , PRNCR1 (Prostate Cancer Noncoding RNA 1), PCAT1 ve CASC19 (Cancer Susceptibility Candidate 19) ile ilişkilidir[6]. PRNCR1 ve CASC19 da kanser gelişimine ilişkin gen ekspresyonunu ve hücresel yolları modüle edebilen lncRNA’lardır; bu da bu varyantların, bireyleri yemek borusu kanseri dahil kanserlere yatkın hale getirebilecek değişmiş hücresel büyüme ve farklılaşmaya toplu olarak katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.

İnsan Lökosit Antijeni DQ Beta 1 (HLA-DQB1) geni, rs35409710 ve rs9273736 gibi varyantlarla, bağışıklık sisteminin antijenleri sunma ve bağışıklık tepkilerini başlatma yeteneği için ayrılmaz bir parçadır. HLA genlerindeki varyasyonlar, immün sürveyansı değiştirerek veya yemek borusu adenokarsinomu için bilinen bir risk faktörü olan kronik inflamasyonu teşvik ederek otoimmün hastalıklara ve yemek borusu kanseri dahil çeşitli kanserlere yatkınlığı etkileyebilir [7]. Ayrıca, rs78540526 varyantının bulunduğu LINC01488-CCND1 genomik bölgesi, hücre döngüsü kontrolü için önemlidir. CCND1 (Siklin D1), hücre döngüsü ilerlemesini sağlayan anahtar bir proteindir ve aşırı ekspresyonu yemek borusu kanserinde sıklıkla gözlenir, bu da kontrolsüz hücresel proliferasyona yol açar. rs78540526 varyantı ve LINC01488 içindeki rs1485995 , CCND1’in düzenleyici ortamını etkileyerek hücre büyümesini ve kanser riskini etkileyebilir[8]. Son olarak, CUX2 (Cut Homeobox 2) içindeki rs79105258 ve rs11065836 gibi varyantlar, hücre proliferasyonunu ve farklılaşmasını düzenleyen bir transkripsiyon faktörünü içerir; değişmiş CUX2 aktivitesi, anormal hücre davranışına ve onkogeneze katkıda bulunabilir, potansiyel olarak yemek borusu kanseri gibi epitel kanserlerinin ilerlemesini etkileyebilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs1229984 ADH1Balcohol drinking
upper aerodigestive tract neoplasm
body mass index
alcohol consumption quality
alcohol dependence measurement
rs12682374 CASC8, POU5F1B, PCAT1Kolorektal Kanser
Özofagus Kanseri
Prostat Kanseri
rs1219651
rs2981584
FGFR2Özofagus Kanseri
Meme Kanseri
Meme Karsinomu
rs10908278
rs11651755
rs11263763
HNF1Btype 2 diabetes mellitus
Prostat Karsinomu
Özofagus Kanseri
hemoglobin A1 measurement
HbA1c measurement
rs112149573 TOX3Özofagus Kanseri
family history of breast cancer
rs35409710
rs9273736
HLA-DQB1Özofagus Kanseri
rs78540526 LINC01488 - CCND1Meme Karsinomu
male breast carcinoma
Özofagus Kanseri
Meme Kanseri
rs79105258
rs11065836
CUX2glomerular filtration rate
Sistolik Kan Basıncı
Diastolik Kan Basıncı
pulse pressure measurement
Ortalama Arteriyel Basınç
rs7463708 PRNCR1, PCAT1, CASC19Özofagus Kanseri
Prostat Kanseri
rs1485995 LINC01488Özofagus Kanseri
free androgen index
body fat percentage

Erken Klinik Belirtiler ve Sunum Şekilleri

Section titled “Erken Klinik Belirtiler ve Sunum Şekilleri”

Tanısal Değerlendirme ve Fenotipik Heterojenite

Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Fenotipik Heterojenite”

Özofagus Kanserinin Biyolojik Arka Planı

Section titled “Özofagus Kanserinin Biyolojik Arka Planı”

Sindirim ve solunum sistemlerini etkileyenler de dahil olmak üzere çeşitli kanserlerin gelişimi, genellikle bir bireyin genetik yapısından etkilenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), kanser geliştirme riskinin artmasıyla ilişkili olan yaygın genetik varyantları, başlıca tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) sistematik olarak tanımlamak için güçlü bir araç olarak ortaya çıkmıştır[9]. Bu araştırma çabaları, çeşitli maligniteler için insan genomunda çok sayıda yatkınlık lokusunu başarıyla belirlemiştir. Örneğin, bu tür çalışmalar prostat kanseri için 22q13’te, akciğer kanseri için 5p15.33’te, meme kanseri için 3p24 ve 17q23.2’de, pankreas kanseri için 13q22.1, 1q32.1 ve 5p15.33’te, kolorektal kanser için 11q23, 8q24 ve 18q21’de, mesane kanseri için 4p16.3’te ve yüksek dereceli gliom için CDKN2B ve RTEL1 bölgelerinde risk varyantları tanımlamıştır[9]. Bu lokusların tutarlı bir şekilde tanımlanması, kalıtsal genetik varyasyonun bir bireyin kansere yatkınlığını şekillendirmedeki önemli rolünün altını çizmektedir.

Kanser riski ile ilişkili genetik varyantlar, etkilerini genellikle gen ifadesi paternlerini modüle ederek, dolayısıyla hücresel fonksiyonları etkileyerek gösterirler. Kodlamayan bölgelerde bulunan SNP’ler gibi yaygın regülatör varyasyonlar, ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTL’ler) olarak işlev görebilir ve belirli genlerin RNA’ya transkripsiyon düzeylerini değiştirebilir[10]. Bu regülatör etki sıklıkla hücre tipi bağımlıdır; yani belirli bir genetik varyantın gen ifadesi üzerindeki etkisi, vücuttaki farklı hücre tipleri arasında önemli ölçüde değişebilir [10]. Gen ifadesindeki bu tür değişiklikler, hassas hücresel dengeleri bozarak, potansiyel olarak kontrolsüz hücre büyümesine veya bozulmuş DNA onarım mekanizmalarına yol açabilir; bunlar kanser başlangıcı ve ilerlemesinde temel süreçlerdir.

Hücresel Fonksiyonlar ve Düzenleyici Ağlar

Section titled “Hücresel Fonksiyonlar ve Düzenleyici Ağlar”

Hücresel düzeyde, genetik varyantların neden olduğu düzensizlik, normal doku sağlığı için temel olan değişmiş hücresel fonksiyonlar ve bozulmuş düzenleyici ağlar olarak kendini gösterebilir. Gen ekspresyonu paternleri bozulduğunda, proliferasyon, diferansiyasyon, programlanmış hücre ölümü (apoptoz) ve hücre döngüsü kontrolü gibi kritik hücresel süreçleri etkileyebilir. Genetik yatkınlık lokuslarının tanımlanması, bu bölgelerin, kanser gelişiminin belirleyici bir özelliği olan, sıkıca düzenlenmiş bu hücresel ağların bozulmasına katkıda bulunan varyantları barındırdığını düşündürmektedir. Örneğin, glioma çalışmalarında tanımlanan CDKN2B gibi genlerin, hücre döngüsü düzenlemesinde rol oynadığı bilinmektedir; bu da belirli genetik bölgelerin temel hücresel bekçileri nasıl etkileyebileceğini göstermektedir[11].

Patofizyolojik Hususlar ve Organ Düzeyinde Biyoloji

Section titled “Patofizyolojik Hususlar ve Organ Düzeyinde Biyoloji”

Kapsamlı araştırmalarla belirlendiği üzere, genetik yatkınlıkların kümülatif etkisi, nihayetinde doku ve organ düzeyindeki patofizyolojik süreçlerde kendini gösterir. Kanser riskini etkileyen genetik varyantlar, farklı organlarda hastalık gelişiminin benzersiz özelliklerine, spesifik hücresel kompozisyonları ve mikroçevreleri yansıtarak katkıda bulunabilir. Bu genetik faktörlerin çevresel maruziyetlerle kesin etkileşimi karmaşık olsa da, kanser yatkınlığının geniş genetik temellerini anlamak kritik öneme sahiptir. Bu tür bilgiler, kalıtsal varyasyonların çeşitli kanserlerin kendi organ sistemleri içinde başlangıcına, ilerlemesine ve spesifik patolojik özelliklerine nasıl katkıda bulunduğunu aydınlatmaya yardımcı olur.

Özofagus Kanseri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Özofagus Kanseri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak özofagus kanserinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.

Section titled “Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak özofagus kanserinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.”

1. Ben içersem, arkadaşım içmediği halde neden ben yakalanabilirim?

Section titled “1. Ben içersem, arkadaşım içmediği halde neden ben yakalanabilirim?”

Vücudunuz, genlerinize bağlı olarak alkolü farklı şekilde işler. Bazı popülasyonlarda yaygın olan ADH1B genindeki bir varyant, vücudunuzun alkolü daha hızlı bir şekilde asetaldehite, yani bir karsinojene parçalamasına neden olur. Bu varyantı taşıyor ve alkol tüketiyorsanız, daha yüksek asetaldehit seviyelerine sahip olursunuz. Bu durum, aynı miktarda alkol tüketseler bile bu varyanta sahip olmayan birine kıyasla, özofagus skuamöz hücreli karsinomu riskinizi önemli ölçüde artırır.

Evet, kronik asit reflüsü, özellikle Barrett özofagusu gibi durumlara yol açıyorsa, özofagus adenokarsinomu riskinizi önemli ölçüde artırır. Zamanla, sürekli tahriş hücresel değişikliklere neden olabilir ve HLA-DQB1 genindeki gibi belirli genetik varyasyonlar, bu enflamasyona karşı bağışıklık sisteminizin yanıtını etkileyerek kanser gelişimine daha da katkıda bulunabilir. Şiddetli veya kalıcı mide yanmasını yönetmek çok önemlidir.

3. Babamda vardı; bu, benim de yakalanma olasılığımın daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor?

Section titled “3. Babamda vardı; bu, benim de yakalanma olasılığımın daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor?”

Evet, yakın bir aile üyesinde yemek borusu kanseri olması riskinizi artırabilir. Yaşam tarzı faktörleri önemli olsa da, miras aldığınız genetik varyasyonlar, FGFR2 gibi genlerin yakınındaki veya 8q24 bölgesindeki varyasyonlar gibi, hastalığı geliştirmenize daha yatkın hale getirebilir. Bu genetik yatkınlıklar, çevresel faktörlerle birleştiğinde, genel riskinize katkıda bulunur.

4. Yıllar önce sigarayı bıraktım, hala yüksek risk altında mıyım?

Section titled “4. Yıllar önce sigarayı bıraktım, hala yüksek risk altında mıyım?”

Sigarayı bırakmak riskinizi zamanla önemli ölçüde azaltır, ancak bir miktar risk devam edebilir. Geçmişteki maruziyetiniz zaten genetik hasara yol açmıştır ve TOX3 gibi genlerdeki belirli genetik varyasyonlar, hücrelerinizin bu hasarı onarma yeteneğini bozabilir. Riskiniz önemli ölçüde azalsa da, özellikle başka risk faktörleriniz veya aile öykünüz varsa, yine de farkında olmak önemlidir.

5. Kilom bu kansere yakalanma olasılığımı gerçekten etkiliyor mu?

Section titled “5. Kilom bu kansere yakalanma olasılığımı gerçekten etkiliyor mu?”

Evet, aşırı kilolu veya obez olmak, özellikle özofagus adenokarsinomu için önemli bir risk faktörüdür. Obezite genellikle kronik asit reflüsüne yol açar, bu da özofagusu tahriş eder. Obeziteden kaynaklanan enflamasyon ve hücresel stres, kanser gelişimine yol açan kontrolsüz hücre büyümesini teşvik edebilir, bu da kilo yönetimini önemli bir önleyici adım haline getirir.

6. Sağlıklı Beslenmek Bu Kanseri Gerçekten Önlememe Yardımcı Olabilir mi?

Section titled “6. Sağlıklı Beslenmek Bu Kanseri Gerçekten Önlememe Yardımcı Olabilir mi?”

Evet, sağlıklı bir diyet sürdürmek önlemenin kritik bir parçasıdır. Bu, kilo yönetimine ve asit reflüsünü azaltmaya yardımcı olur; her ikisi de başlıca risk faktörleridir. Genetik yatkınlıkta rol oynasa da, sağlıklı bir yaşam tarzı genlerinizin ifade edilme şeklini olumlu yönde etkileyebilir ve vücudunuzun hücresel onarım mekanizmaları üzerindeki yükü azaltarak genel riskinizi potansiyel olarak düşürebilir.

7. Bağışıklık sistemim beni gerçekten daha savunmasız hale getirebilir mi?

Section titled “7. Bağışıklık sistemim beni gerçekten daha savunmasız hale getirebilir mi?”

Evet, bağışıklık sisteminizin spesifik genetik yapısı savunmasızlığınızı etkileyebilir. HLA-DQB1 gibi genlerdeki varyasyonlar, vücudunuzun tehditleri nasıl tanıdığını ve bunlara nasıl yanıt verdiğini etkiler ve bazı varyantlar özofagusta kronik inflamasyona yol açabilir. Bu kalıcı inflamasyon, özofagus adenokarsinomu için bilinen bir itici güçtür ve bağışıklık sistemi genetiğini riskinizde bir faktör haline getirir.

8. Günlük stres, riskimi artıracak kadar hücrelerimi etkiler mi?

Section titled “8. Günlük stres, riskimi artıracak kadar hücrelerimi etkiler mi?”

Günlük stres ile yemek borusu kanseri arasındaki doğrudan bağlantı tam olarak net olmasa da, kronik stres genel hücresel sağlığı ve iltihaplanmayı etkileyebilir. Genetik yapınız, DNA onarımı ve hücre döngüsü düzenlemesiyle ilgili TOX3 gibi genler veya LINC01488-CCND1 bölgesindeki genler aracılığıyla, hücrelerinizin zamanla çeşitli stres faktörleri ve potansiyel hasarla ne kadar etkili bir şekilde başa çıktığını belirler.

9. Teşhis konulursa, DNA testi tedavimi seçmeme yardımcı olur mu?

Section titled “9. Teşhis konulursa, DNA testi tedavimi seçmeme yardımcı olur mu?”

Evet, kesinlikle. Bir DNA testi aracılığıyla tanımlanan, tümörünüzdeki spesifik genetik değişiklikleri anlamak, tedaviyi yönlendirmek için giderek daha önemli hale gelmektedir. FGFR2 veya CCND1 gibi hangi genlerin düzensiz olduğunu bilmek, doktorların bu genetik zayıflıkları spesifik olarak hedef alan hedefe yönelik tedavileri seçmesine yardımcı olabilir ve bu da sizin için daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedavi planlarına yol açar.

Evet, etnik ve coğrafi kökeniniz riskinizi etkileyebilir. Farklı popülasyonlar, alkol metabolizmasını etkileyen ADH1B genindekiler gibi belirli genetik varyantların veya diğer yatkınlık genlerinin değişen sıklıklarına sahiptir. Bu genetik farklılıklar, belirli bölgelerdeki yaygın yaşam tarzı faktörleriyle birleştiğinde, etnik gruplar arasında gözlemlenen yemek borusu kanseri oranlarındaki farklılıklara katkıda bulunur.


Bu Sıkça Sorulan Sorular (SSS), güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Hunter, D. J. “A genome-wide association study identifies alleles in FGFR2 associated with risk of sporadic postmenopausal breast cancer.”Nat Genet, 2007.

[2] Turnbull, C. et al. “Genome-wide association study identifies five new breast cancer susceptibility loci.”Nat Genet, 2010.

[3] Easton, D. F. et al. “Genome-wide association study identifies novel breast cancer susceptibility loci.”Nature, 2007.

[4] Murabito, J. M. et al. “A genome-wide association study of breast and prostate cancer in the NHLBI’s Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.

[5] Kiemeney, L. A. et al. “Sequence variant on 8q24 confers susceptibility to urinary bladder cancer.”Nat Genet, 2008.

[6] Wu, X. et al. “Genetic variation in the prostate stem cell antigen gene PSCA confers susceptibility to urinary bladder cancer.”Nat Genet, 2009.

[7] Houlston, R. S. et al. “Meta-analysis of genome-wide association data identifies four new susceptibility loci for colorectal cancer.”Nat Genet, 2009.

[8] Gold, B. et al. “Genome-wide association study provides evidence for a breast cancer risk locus at 6q22.33.”Proc Natl Acad Sci U S A, 2008.

[9] Sun, Jing, et al. “Sequence variants at 22q13 are associated with prostate cancer risk.”Cancer Res, vol. 69, no. 24, Dec. 2009, pp. 9509-14.

[10] Li, Yi, et al. “Genetic variants and risk of lung cancer in never smokers: a genome-wide association study.”Lancet Oncol, vol. 11, no. 4, Apr. 2010, pp. 321-30.

[11] Wrensch, M., et al. “Variants in the CDKN2B and RTEL1 regions are associated with high-grade glioma susceptibility.” Nat Genet, vol. 41, no. 7, Jul. 2009, pp. 793-8.