İçeriğe geç

Endometriozis

Endometriozis, rahim içindeki dokuya (endometriyum) benzer dokunun rahim dışında büyümesiyle karakterize, kronik, sıklıkla ağrılı bir durumdur. Bu ektopik endometriyal benzeri doku genellikle yumurtalıklar, fallop tüpleri ve rahmin dış yüzeyi gibi pelvik organları etkiler, ancak vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Dünya genelinde üreme çağındaki milyonlarca bireyi etkileyen endometriozis, çeşitli ve zayıflatıcı semptomları nedeniyle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.

Endometriozisin biyolojik temeli, genetik, hormonal ve immünolojik faktörleri içeren karmaşık ve multifaktöriyeldir. Hormonal olarak düzenlenen bir hastalık olarak kabul edilir; gelişimi ve ilerlemesi östrojen seviyelerinden etkilenir ve semptomları genellikle progesteron içeren tedavilerle hafifletilir[1]. Enflamasyon ve bağışıklık sistemi disfonksiyonu da hastalığın patogenezinde rol oynar [2]. Genetik yatkınlık önemli bir rol oynar; çalışmalar, özellikle orta ila şiddetli formlar için, duruma önemli bir genetik katkı olduğunu göstermektedir [3].

Genomik araştırmalardaki ilerlemeler, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla, endometriozisin genetik mimarisine ışık tutmuştur. Bugüne kadar, 19 bağımsız tek nükleotid polimorfizmi (SNP), bu durumla anlamlı şekilde ilişkilendirilmiştir[1]. Bu çalışmalar, hormon metabolizması gibi süreçlerde rol oynayan anahtar genleri vurgulayarak yeni genetik lokusları tanımlamıştır[3]. Ayrıca, araştırmalar endometriozis ile diğer birçok durum arasında önemli genetik örtüşme olduğunu ortaya koymuştur. Bu, 76 komorbidite ile genetik korelasyonu içermekte olup, hastalık riskinin altında yatan paylaşılan pleiotropik ve nedensel mekanizmaları tanımlamaktadır[4]. İmmünolojik hastalıklar [2] ve diğer ağrılı ve inflamatuar durumlarla da belgelenmiş genetik örtüşme bulunmaktadır [5]. Endometriozis ve endometrial kanser için spesifik GWAS ile tanımlanmış SNP’ler örtüşmese de, iki hastalık arasında paylaşılan genetik yatkınlık faktörleri ve ortak hormonal düzenlemeye dair kanıtlar mevcuttur[1].

Klinik olarak, endometriozis kronik pelvik ağrı, ağrılı adet görme (dismenore), ağrılı cinsel ilişki (disparoni) ve infertilite dahil olmak üzere geniş bir semptom yelpazesi ile kendini gösterir[6]. Tanı süreci zorlayıcı olabilir ve sıklıkla önemli tanı gecikmelerine yol açar [6]. Endometriozis ayrıca uterin fibroidler, yumurtalık kanseri ve astım gibi çeşitli komorbiditelerle de ilişkilidir[1]. Bu komorbiditeleri ve altta yatan genetik bağlantıları anlamak, kapsamlı hasta bakımı için çok önemlidir.

Endometriozisin sosyal önemi büyüktür. Kronik doğası ve zayıflatıcı semptomları, bir bireyin fiziksel ve zihinsel sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir; günlük aktiviteleri, ilişkileri ve profesyonel yaşamı etkiler. Bu durum, sağlık hizmeti yüklerine ve azalan üretkenliğe önemli ölçüde katkıda bulunur. Endometriozisin genetik ve biyolojik temellerine yönelik devam eden araştırmalar, daha etkili tanı araçları, hedefe yönelik tedaviler geliştirmek ve nihayetinde etkilenenlerin yaşamlarını iyileştirmek için hayati öneme sahiptir.

Endometriozisin genetik ve fenotipik manzarasını anlamak, araştırma bulgularının yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkileyen çeşitli sınırlamalara tabidir. Bu zorluklar; metodolojik hususlardan, hastalığın içsel karmaşıklığından ve çalışmalardaki demografik temsilden kaynaklanmaktadır. Bu sınırlamaların farkında olmak, mevcut bilgiyi bağlamına oturtmak ve gelecekteki araştırma yönlerine rehberlik etmek için kritik öneme sahiptir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Endometriozisin genetik çalışmaları, özellikle komorbidite analizlerini içerenler, komorbid özelliklerin örneklem büyüklükleri ile kısıtlanabilir; bazı genetik korelasyon sonuçları yalnızca 5.000’den fazla vaka içeren özellikler için anlamlılık göstermekte, bu da daha küçük kohortlar için potansiyel güç kısıtlamaları olduğunu düşündürmektedir [4]. Ayrıca, GSMR gibi belirli ileri düzey analizleri yapabilme yeteneği, özet istatistiklerinde etki allel frekansları gibi temel verilerin nadiren bildirilmesiyle bazen engellenmektedir [4]. Çalışmalar, yetersiz örneklem büyüklükleri nedeniyle genom çapında düzeyde ilişkilendirmeleri tespit etmede de kısıtlamalarla karşılaşabilir [7]. Kontrol gruplarının seçimi de potansiyel yanlılıklar ortaya çıkarabilir; örneğin, sağlıklı kadınlar yerine diğer iyi huylu jinekolojik hastalıklara sahip bireyleri kontrol olarak kullanmak, gözlemlenen ilişkilendirmelerin gücünü etkileyebilir [7]. Araştırmacılar, kalıntı popülasyon yapısını düzeltmek için sıklıkla genomik kontrol gibi yöntemler kullanır; bu da analizdeki bu tür yanlılıkları azaltma ihtiyacını göstermektedir [5].

Fenotipik Heterojenite ve Tanısal Zorluklar

Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Tanısal Zorluklar”

Endometriozisin tanımı ve tanısı, genetik araştırmaları etkileyen önemli zorluklar sunmaktadır. Hastalık, hafiften şiddetli evrelere kadar değişen önemli fenotipik heterojenite sergilemekte ve kısırlık gibi çeşitli klinik özelliklerle ilişkili olabilmektedir[6]. Bu değişkenlik, kesin sınıflandırmayı zorlaştırmakta ve genetik sinyallerin tutarlılığını etkilemektedir. Örneğin, kendiliğinden bildirilen endometriozis vakaları, hastalığın yanlış sınıflandırılmasına yol açabilir; bu da, daha doğru kabul edilen cerrahi olarak doğrulanmış vakalara odaklanan analizlere kıyasla daha küçük gözlemlenen etki büyüklükleriyle sonuçlanır[3]. Araştırmacılar, farklı klinik belirtilerin kendine özgü genetik temellere sahip olabileceğini kabul ederek, belirli evreler (örn. Evre I/II’ye karşı Evre III/IV) veya hastalık sunumları (örn. infertil endometriozis) için alt-fenotip meta-analizleri gerçekleştirerek bu durumu ele almışlardır[5].

Genellenebilirlik ve Hesaba Katılmayan Etiyolojik Faktörler

Section titled “Genellenebilirlik ve Hesaba Katılmayan Etiyolojik Faktörler”

Mevcut endometriozis araştırmalarındaki önemli bir sınırlama, büyük ölçekli genetik çalışmalarda Avrupa kökenli bireylerin baskın temsilidir[8]. Bazı çalışmalar Japon kökenli bireyleri içerse de, katılımcıların büyük çoğunluğu Avrupalıdır; bu da bulguların diğer farklı popülasyonlara genellenebilirliğini sınırlar [8]. Farklı kökenlerdeki genetik mimari ve allel frekanslarındaki farklılıklar, değişen genetik etkilere ve az temsil edilen gruplarda potansiyel olarak gözden kaçan ilişkilere yol açabilir. Genetik faktörlerin ötesinde, endometriozis riskine katkıda bulunan etiyolojik faktörlerin tüm spektrumu hakkında önemli bilgi boşlukları devam etmektedir. Genetik yatkınlıkların çevresel veya yaşam tarzı faktörleriyle karmaşık etkileşimi ve gen-çevre etkileşimleri henüz tam olarak karakterize edilmemiştir ve hastalığın gelişimine dair tam bir anlayış sağlamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulan bir alanı temsil etmektedir.

Endometriozis, genetik ve çevresel faktörlerin birleşiminden etkilenen karmaşık bir jinekolojik bozukluktur. Genetik çalışmalar, bir bireyin bu duruma yatkınlığına katkıda bulunan çeşitli genlerde çok sayıda varyant tanımlamıştır. Bu varyantlar genellikle hücre büyümesi, göçü, hormon yanıtı ve inflamasyonda rol oynayan anahtar biyolojik yolları etkiler; bunların hepsi endometriozis lezyonlarının gelişimi ve ilerlemesi için kritiktir.

Hücre bölünme döngüsü 42 (CDC42), hücre morfolojisi, göçü ve hücre döngüsü ilerlemesi dahil olmak üzere çeşitli hücresel işlevleri düzenlemek için moleküler bir anahtar gibi davranan bir protein türü olan küçük bir GTPaz kodlayan kritik bir gendir. Bu genin aktivitesi kısmen östrojenden etkilenir ve endometriozisli bireylerin endometriyumunda ifadesi değişmiştir, bu da onu hastalığa katılım için güçlü bir aday yapmaktadır [6]. WNT4 bölgesinde yer alan rs10917151 varyantı, endometriozis ile güçlü bir şekilde ilişkili bir tek nükleotid polimorfizmi (SNP) olarak tanımlanmış olup riski önemli ölçüde artırmaktadır[6]. rs56319427 ’in spesifik mekanizmaları hala araştırılmakta olsa da, aynı zamanda CDC42 geni içinde de bulunur, bu da CDC42’nin hücre büyümesi ve hareketindeki temel işlevlerini modüle etmede potansiyel bir rol oynadığını düşündürmektedir. Ayrıca, CDC42’ye bir antisens transkript olan, rs72665317 gibi varyantlara sahip kodlayıcı olmayan RNA CDC42-AS1, CDC42 ekspresyonunu ve işlevini etkileyebilir, böylece endometriozisin karakteristik anormal hücre davranışına katkıda bulunabilir.

Kromozom 6q25.1 üzerinde yer alan SYNE1 ve CCDC170 genleri, endometriozis ile ilişkilidir ve hücre yapısı ile düzenlenmesinde rol oynar. SYNE1, nükleer zar bütünlüğünü korumak ve hücre göçünü kolaylaştırmak için önemli büyük bir protein kodlar; bunlar normal doku gelişimi için kritik süreçlerdir ancak endometrioziste potansiyel olarak düzensizleşebilir. SYNE1 içindekirs71575922 varyantı, endometriozis için genom çapında anlamlı bir risk lokusu olup, risk alleli hastalığın daha şiddetli formlarında daha büyük etkiler göstermektedir[3]. Benzer şekilde, sarmal-sarmal etki alanı içeren bir protein olan CCDC170, hücresel proliferasyon ve farklılaşmada rol oynar ve östrojen reseptör geni (ESR1) ile yakınlığı, endometriozis ile ilgili hormon duyarlı yollarda bir rol oynadığını düşündürmektedir. CCDC170’dekirs1971256 varyantı da endometriozis için genom çapında anlamlı bir risk lokusu olup, orta ila şiddetli vakalarda artan etkiler sergilemektedir[3]. SYNE1’deki rs13211170 ve rs17215781 gibi diğer varyantlar ile CCDC170’teki rs7759516 ve rs12173791 varyantları, gen ekspresyonunu veya protein işlevini etkileyerek bu ilişkilere katkıda bulunabilir. Ayrıca, FSHB geninin yakınında bulunan rs74485684 dahil olmak üzere rs11031005 , rs74485684 ve rs3858429 gibi varyantları içeren uzun kodlayıcı olmayan RNA ARL14EP-DT, endometriozis için yeni bir risk lokusu olarak tanımlanmış olup, hormon metabolizması ve hastalık patogenezindeki rolünü düşündürmektedir[3].

Hormon yanıtı, anjiyogenez ve hücre sinyal yollarında rol oynayan genler de endometriozis ile ilişkiler göstermektedir. GREB1, östrojene duyarlı bir gen olup, hormon duyarlı dokularda hücre büyümesi ve proliferasyonu için kritiktir vers11674184 , rs57439315 ve rs77294520 gibi varyantlar aktivitesini modüle ederek endometrioziste görülen anormal proliferasyona katkıda bulunabilir. Aynı zamanda VEGFR2 olarak da bilinen KDR, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) için bir reseptör kodlar ve yeni kan damarlarının oluşumu olan anjiyogenezde merkezi bir rol oynar; bu süreç endometriozis lezyonlarında sıklıkla düzensizleşir[3]. KDR yakınındaki rs1903068 , rs73236109 ve rs9312656 gibi varyantlar, kan damarı gelişimini veya inflamatuar yanıtları değiştirerek endometriozis ile ilişkili olabilir. KDR’ye yakın konumda bulunan küçük nükleolar RNA RN7SL822P, RNA aracılı mekanizmalar yoluyla gen ekspresyonunu etkileyerek bu patolojiye katkıda bulunabilir. Ayrıca, SMAD3, hücre büyümesini, farklılaşmayı ve bağışıklık yanıtlarını düzenleyen TGF-beta sinyal yolunun temel bir bileşenidir;rs56062135 , rs17293632 ve rs17228058 dahil olmak üzere varyantları, bu temel hücresel süreçleri etkileyerek endometriozisin inflamatuar ve fibrotik özelliklerine yol açabilir.

Uzun kodlayıcı olmayan bir RNA (lncRNA) olan CDKN2B-AS1 geni, endometriozis ile ilişkili önemli bir lokustur ve hücre döngüsü ilerlemesini düzenlemede kritik bir rol oynar. Kromozom 9p21.3 üzerinde yer alan CDKN2B-AS1, hücre bölünmesini kontrol etmek ve kontrolsüz büyümeyi önlemek için hayati öneme sahip tümör süpresör genleri CDKN2A ve CDKN2B’nin ekspresyonunu etkiler. Bu yolun düzensizliği, CDKN2A’nın heterozigotluk kaybı veya hipermetilasyonu dahil olmak üzere, endometrioziste gözlemlenmiştir[9]. CDKN2B-AS1 yakınında bulunan rs1537377 varyantı, endometriozis için bağımsız olarak tanımlanmış bir risk lokusu olup, hücre proliferasyonunu veya bağışıklık yanıtlarını potansiyel olarak değiştirerek hastalığın patogenezindeki rolünü düşündürmektedir[3]. rs10122243 ve rs2779747 gibi diğer varyantlar da, CDKN2B-AS1’in düzenleyici işlevlerini ve kontrol ettiği hücre büyümesi ve yaşlanması dahil hücresel mekanizmaları etkileyerek endometriozis duyarlılığına katkıda bulunabilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs10917151
rs56319427
CDC42Endometriozis
uterine fibroid
rs72665317 CDC42-AS1Endometriozis
female infertility
rs71575922
rs13211170
rs17215781
SYNE1Endometriozis
uterine fibroid
Uterine leiomyoma
rs11031005
rs74485684
ARL14EP-DThormone measurement
follicle stimulating hormone measurement
age at menarche
Testosteron
polycystic ovary syndrome
Ovarian cyst
rs3858429 ARL14EP-DTEndometriozis
rs11674184
rs57439315
rs77294520
GREB1Endometriozis
rs1903068
rs73236109
rs9312656
KDR - RN7SL822PEndometriozis
rs56062135
rs17293632
rs17228058
SMAD3Koroner Arter Hastalığı
Astım
Astım
Alerjik Hastalık
thyroid carcinoma
eosinophilic esophagitis
rs7759516
rs12173791
rs1971256
CCDC170eosinophil count
Endometriozis
rs10122243
rs2779747
rs1537377
CDKN2B-AS1Endometriozis
monocyte count

Endometriozisin Tanımı ve Tanı Kriterleri

Section titled “Endometriozisin Tanımı ve Tanı Kriterleri”

Endometriozis, uterus dışında endometriyal benzeri dokunun varlığı ile karakterize, karmaşık ve heterojen bir durumdur. Endometriozisin kesin tanısı, bu lezyonların cerrahi prosedürler sırasında doğrudan görüntülenmesine dayanır ve laparoskopi genellikle tercih edilen yöntemdir[5]. Bu operasyonel tanım, genellikle biyopsi ile kanıtlanmış lezyonlar veya ameliyat raporlarında açıkça görülebilen makroskopik lezyonların tanımlanması yoluyla doğrulamayı içerir [6]. Bu yerleşik tanı kriterlerine rağmen, cerrahi görüntülemenin vakaların önemli bir yüzdesinde endometriozisi tanımlayamaması nedeniyle zorluklar devam etmektedir [10]. Bu durum, dünya genelinde semptom başlangıcından itibaren ortalama yaklaşık yedi yıl süren önemli bir tanı gecikmesine yol açmaktadır [5].

Sınıflandırma Sistemleri ve Şiddet Dereceleri

Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve Şiddet Dereceleri”

Endometriozis, öncelikli olarak, cerrahi sırasında gözlemlenen lezyonların boyutu ve görünümüne göre hastalığı sınıflandıran revize edilmiş Amerikan Reprodüktif Tıp Derneği (rASRM) kriterleri kullanılarak sınıflandırılır[5]. Bu sistem, şiddeti evrelere ayırır: Evre I/II hastalığı, yüzeyel peritoneal lezyonlar ve minimal adezyonlarla karakterize edilirken, Evre III/IV hastalığı, kistik over endometriozisi (endometrioma) ve yaygın skarlaşma, fibrozis ve adezyonlar dahil olmak üzere daha kapsamlı belirtileri ifade eder[5]. rASRM evreleme algoritmasının, dokulara 5 mm’den fazla nüfuz eden ve rektovajinal lezyonlar dahil olmak üzere bağırsak, üreter veya mesane gibi organlara sızabilen derin endometriozisi tam olarak açıklamadığını belirtmek önemlidir [5]. Endometriozisin bu sistemler tarafından sınıflandırılan şiddetinin, infertilite gibi klinik özelliklerle ilişkili olduğu gösterilmiştir [6].

Endometriozis çalışması, diğer sağlık durumlarıyla ilişkilerini tanımlayan ve genellikle komorbiditeler olarak adlandırılan terminolojiyi sıkça kullanır. Bu ilişkiler, ortak etiyolojik yolları veya altta yatan biyolojik mekanizmaları işaret edebilir[4]. Bu bağlamdaki anahtar terimler, paylaşılan genetik veya biyolojik faktörlerin birden fazla hastalığın gelişme riskine katkıda bulunabileceğini gösteren “pleiotropik” ve “nedensel mekanizmalar”ı içerir [4]. Büyük ölçekli epidemiyolojik çalışmalar, uterus leiomyomu (D25), salpenjit ve ooforit (N70), yumurtalık, fallop tüpü ve geniş bağın inflamatuvar olmayan bozuklukları (N83) ve kadın infertilite (N97) gibi spesifik jinekolojik durumları kapsayan birçok özelliğin endometriozis ile komorbid olarak ilişkili olduğunu ortaya koymuştur[4]. Ayrıca, araştırmalar endometrial kanser ve çeşitli immünolojik hastalıklar gibi durumlarla genetik örtüşmeyi ve artan riski vurgulamaktadır[1].

Endometriozis, geniş bir klinik tablo yelpazesi ve bireyler arasında değişen şiddet ile karakterize edilen heterojen bir durumdur[4]. Endometriozisin kesin tanısı, ameliyat sırasında, genellikle laparoskopi yoluyla lezyonların doğrudan görüntülenmesine dayanır [5]. Bu cerrahi değerlendirme, hastalığın yüzeysel peritoneal lezyonlar ve minimal yapışıklıklardan (evre I/II) kistik over endometriozisi (endometrioma), belirgin skarlaşma, fibrozis ve yapışıklıklar dahil daha yaygın tutuluma (evre III/IV) kadar sınıflandıran revize edilmiş Amerikan Üreme Tıbbı Derneği (rASRM) evreleme sistemi gibi kriterler kullanılarak hastalığın şiddetinin sınıflandırılmasına olanak tanır[5]. Endometriozisin şiddeti, infertilite gibi klinik özelliklerle ilişkilendirilmiştir [6].

Yerleşik evreleme sistemlerine rağmen, endometriozisin fenotipik çeşitliliği karmaşıktır, zira derin endometriozis—bağırsak, üreter veya mesane gibi organlara sızabilen 5 mm’den daha derin lezyonlarla tanımlanan, rektovajinal lezyonlar dahil—rASRM evreleme algoritmasında yer almayan önemli bir klinik fenotiptir[5]. Tanı süreci genellikle uzundur; semptom başlangıcından kesin tanıya kadar küresel ortalama yaklaşık 7 yıllık bir gecikme yaşanmaktadır [5]. Dahası, cerrahi görüntülemeye rağmen, tanısal cerrahi dört vakadan birinde endometriozisi tespit edememektedir, bu da kesin tanıda yaşanan zorlukların altını çizmektedir [10].

Endometriozis sıklıkla diğer birçok durumla birlikte görülür ve bu komorbiditelerin tanınması, altta yatan biyolojik mekanizmaları hakkında önemli bilgiler sağlayabilir ve ayırıcı tanıda yardımcı olabilir[4]. Büyük ölçekli epidemiyolojik çalışmalar çok sayıda ilişkili özellik tanımlamıştır; bunlar arasında çeşitli immünolojik hastalıklar ile diğer ağrı ve enflamatuar durumlarla önemli bir fenotipik ve genetik ilişki bulunmaktadır[5]. Fiziksel semptomların ötesinde, endometriozisi olan kadınlarda depresyon, anksiyete ve kendine yönelik şiddet riskinin artması gibi psikiyatrik durumlar da gözlemlenmiştir[11].

Bu durum aynı zamanda uterin fibroidler ve yumurtalık kanseri riskinin artmasıyla da ilişkilidir[1]. Endometrial kanserle bir bağlantıya ilişkin epidemiyolojik kanıtlar çelişkili olsa da, bazı çalışmalar, kanserden bir yıldan daha uzun süre önce teşhis edilmiş, cerrahi olarak doğrulanmış endometriozisi olan kadınlarda endometrial kanser riskinde 2,6 kat önemli bir artış olduğunu göstermektedir[1]. Bildirilen diğer komorbiditeler arasında astım ve migren bulunmaktadır; bu da hastalık riskinin altında yatan potansiyel ortak genetik veya çevresel yatkınlıkları ve pleiotropik mekanizmaları düşündürmektedir[8]. Bu yaygın klinik korelasyonlar ve ilişkili durumlar, önemli tanısal göstergeler olarak hizmet eder ve genel hasta yönetimi ile prognozu etkileyebilir.

Endometriozis, genetik, epigenetik, hormonal ve sistemik faktörlerin birleşiminden etkilenen karmaşık bir durumdur. Kesin mekanizmalar hala aydınlatılmaktadır, ancak araştırmalar, gelişimine ve ilerlemesine katkıda bulunan çok sayıda etkileşimli yolağa işaret etmektedir.

Endometriozis, kalıtsallığını tutarlı bir şekilde gösteren çalışmalarla önemli bir genetik bileşen sergilemektedir.[12]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), endometriozis riskiyle anlamlı şekilde ilişkili çok sayıda bağımsız tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlamış olup, poligenik bir yapıyı işaret etmektedir.[1]Bu genetik varyantlar, sıklıkla hormon metabolizması ve mitojenle aktive olan protein kinaz (MAPK) sinyalizasyonu gibi, hücresel büyüme, farklılaşma ve inflamasyon için kritik öneme sahip anahtar biyolojik süreçleri içerir.[3]

İleri araştırmalar, diğer durumlarla genetik örtüşmeyi göstererek paylaşılan temel yolları düşündürmektedir. Örneğin, endometriyal kanser vakalarının bir kısmı, her hastalık için tanımlanan spesifik genom çapında ilişkili SNP’ler doğrudan örtüşmeyebilse de, endometriozis ile genetik yatkınlık faktörlerini paylaşır.[1]Hastalıklar arası genetik korelasyon analizleri ayrıca endometriozis ve astım gibi durumlar arasında paylaşılan lokusları tanımlamış, seks hormonları ve tiroid sinyal yolları üzerindeki ortak genetik etkileri işaret etmiştir.[8]

Doğrudan genetik kalıtımın ötesinde, epigenetik mekanizmalar endometriozisin gelişiminde rol oynamaktadır. Kanserde görülenlere benzer şekilde, değişmiş DNA metilasyon ve ekspresyon paternleri endometriozis dokusunda rapor edilmiştir.[1]Endometriozis riskiyle ilişkili spesifik SNP’ler, hem endometrial hem de kan örneklerinde yakındaki CpG bölgelerindeki DNA metilasyon değişiklikleriyle ilişkilendirilmiş olup, genetik yatkınlığın epigenetik düzenlemeyi etkileyebileceğini düşündürmektedir.[5]

Hormonal düzenleme kritik bir faktördür, zira endometriozis hormonal olarak düzenlenen bir hastalık olarak kabul edilir. Yüksek östrojen seviyelerine artan maruziyet, artan bir risk ile ilişkilidir; progesteron veya doğum kontrol haplarını içeren tedaviler ise semptomları hafifletebilir.[1]Bu durum, potansiyel olarak hormon metabolizması genlerini içeren genetik yatkınlıkların, hastalığın duyarlılığını ve ilerlemesini etkilemek üzere endojen veya ekzojen hormonal ortamlarla etkileşime girdiği önemli bir gen-çevre etkileşimini vurgulamaktadır.

Komorbiditeler ve Paylaşılan Etiyolojiler

Section titled “Komorbiditeler ve Paylaşılan Etiyolojiler”

Endometriozis, sıklıkla başka çeşitli durumlarla birlikte bulunur; bu durum komorbidite olarak bilinen bir fenomendir.[4]Bu birlikte oluşum, ortak altta yatan etiyolojik yolları ve paylaşılan moleküler hastalık mekanizmalarını düşündürmektedir.[4]Büyük ölçekli epidemiyolojik çalışmalar, immünolojik hastalıklar, uterin fibroidler ve over kanseri dahil olmak üzere birçok özelliği endometriozis ile komorbid olarak ilişkilendirmiştir.[4]

Örneğin, endometriozis ve endometrial kanser arasındaki bağlantı, paylaşılan genetik faktörlerin ötesine uzanarak ortak risk faktörlerini, histopatolojik benzerlikleri ve moleküler özellikleri de içermektedir.[1]PTEN ve Ingenuity “endometrial cancer pathway”indeki diğer genler gibi, endometrial kanserle tipik olarak ilişkili genlerin disregülasyonu, endometrioziste de gözlenmiştir.[1] Bu paylaşılan biyolojik temeller, hastalığa katkıda bulunan faktörlerin karmaşık bir etkileşiminin altını çizmektedir.

Düzensiz Hücresel Sinyalleşme ve Proliferasyon

Section titled “Düzensiz Hücresel Sinyalleşme ve Proliferasyon”

Endometriozis, hücre proliferasyonunu ve hayatta kalmasını yöneten çeşitli hücre içi sinyal yollarında önemli bir düzensizlik içerir. ERK1/2, p38 ve JNK dahil olmak üzere mitogenle aktive olan protein kinaz (MAPK) yolları belirgin şekilde zenginleşmiştir ve memeli hücrelerinde hücre proliferasyonunu düzenlemede kritik bir rol oynar. Endometriozisli bireylerin ometrial stromal hücreleri, hastalığın genel patogenezine katkıda bulunarak. Ometrial doku.

MAPK kaskatlarının ötesinde, endometriozis patofizyolojisinde başka sinyal mekanizmaları da rol oynamaktadır. WNT/beta-katenin yolu, hayatta kalmayı teşvik eden genlerin ekspresyonunu etkilerken, SRC ve BLK gibi Src-ailesi kinazları CLDN6-adezyon sinyalleşmesine katkıda bulunarak, hücreler arası etkileşimlerde ve ektopik lezyonların oluşumunda roller oynadığını düşündürmektedir. Ometriozis hem in vitro hem de in vivo. Ometriozis, hormonal düzenlemeden temel olarak etkilenir; genetik analizler hormon metabolizmasında rol oynayan anahtar genleri ve cinsiyet hormonlarının önemli rolünü vurgulamaktadır. Ometriozis, progesteron içeren terapötik müdahaleler semptomları hafifletebilirken, metabolik yollar içindeki kritik geri bildirim döngülerini ve düzenlemeyi göstermektedir. Ometrial implantlar.

Dahası, endometriozis ile astım gibi diğer durumlar arasındaki genetik örtüşme üzerine yapılan çalışmalar, cinsiyet hormonlarını ve tiroid sinyal yollarını işaret eden ortak lokusları tanımlamıştır. Hastalığa katkıda bulunan endokrin düzensizlik. Bu tür sistemik metabolik değişimler, ektopik dokunun çeşitli anatomik yerleşimlerde hayatta kalma ve çoğalma yeteneği için kritik öneme sahiptir ve genel metabolik akış kontrolünü ve hastalık progresyonunu etkiler.

Genetik ve Epigenetik Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik ve Epigenetik Düzenleyici Mekanizmalar”

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), endometriozis ile anlamlı derecede ilişkili çok sayıda tek nükleotid polimorfizminin (SNP) tanımlanmasında önemli rol oynamış, hastalığın genetik temellerine dair kritik bilgiler sağlamıştır. ometriosis. ometrial tissue.

Sistem Düzeyinde Entegrasyon ve İmmünolojik Çapraz Konuşma

Section titled “Sistem Düzeyinde Entegrasyon ve İmmünolojik Çapraz Konuşma”

Endometriozis, migren, astım ve endometrial kanser dahil olmak üzere bir dizi immünolojik hastalık ve diğer komorbiditelerle önemli genetik ve fenotipik örtüşme sergileyerek, kapsamlı yolak çapraz konuşmasını ve ağ etkileşimlerini vurgulamaktadır. Endometriozis, tanı, tedavi ve uzun vadeli hasta sonuçlarını etkileyen, önemli klinik çıkarımları olan karmaşık, kronik bir durumdur. Çeşitli klinik sunumu ve diğer birçok sağlık durumuyla örtüşmesi, etkin hasta yönetimi için kapsamlı bir anlayışı gerektirmektedir. Genetik ve epidemiyolojik çalışmalar, endometriozis ve diğer hastalıklar arasındaki karmaşık ilişkileri giderek daha fazla aydınlatmakta, ortak biyolojik yolaklara ilişkin kritik bilgiler sağlamakta ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına rehberlik etmektedir.

Eşlik Eden Hastalıklar ve İlişkili Durumlar

Section titled “Eşlik Eden Hastalıklar ve İlişkili Durumlar”

Endometriozis sıklıkla diğer birçok durumla birlikte görülür ve büyük ölçekli epidemiyolojik çalışmalar, geniş bir yelpazedeki özellikleri eşlik eden durumlar olarak ilişkilendirmiştir[4]. Bu eşlik eden ilişkilerin incelenmesi, temel moleküler hastalık mekanizmaları ve biyolojisi hakkında değerli bilgiler sunarak, ortak etiyolojik yolları işaret etmektedir[4]. Örneğin, endometriozis ile çeşitli immünolojik hastalıklar arasında anlamlı fenotipik ve genetik ilişkiler gözlemlenmiştir[2]. Ayrıca, endometriozis ve migren arasındaki komorbiditenin temelini oluşturan ortak moleküler genetik mekanizmalar tanımlanmıştır[8]. Fiziksel rahatsızlıkların ötesinde, endometriozis aynı zamanda ruh sağlığı durumlarıyla da ilişkilidir; depresyon, anksiyete ve kendine yönelik şiddet risklerinin artması dahil olmak üzere[11].

Endometriozis ve endometrial kanser arasındaki ilişki özellikle karmaşıktır; genetik bir örtüşme ve ortak yatkınlık faktörlerini düşündüren kanıtlarla birlikte[1]. Epidemiyolojik çalışmalar çelişkili kanıtlar sunsa da, bazı araştırmalar endometriozisli kadınlarda, özellikle bir yıldan daha uzun süre önce cerrahi olarak doğrulanmış tanısı olanlarda, endometrial kanser riskinin arttığını göstermektedir[1]. Bu ilişki, tanı gecikmeleri, küçük örneklem boyutları ve bazı çalışmalarda oral kontraseptif kullanımı ve parite gibi potansiyel karıştırıcı faktörlere göre ayarlama yapılamaması gibi faktörlerle karmaşıklaşmaktadır [1]. Ancak, ortak risk faktörleri, histopatolojik özellikler ve endometrial kanserle ilişkili PTEN gibi genlerin düzensizliği dahil olmak üzere moleküler değişiklikler, potansiyel bir biyolojik bağlantının altını çizmektedir [1].

Endometriozisin kesin tanısı genellikle lezyonların cerrahi görüntülenmesini gerektirir; bu durum, semptom başlangıcından itibaren dünya genelinde ortalama yedi yıl süren önemli bir tanı gecikmesine katkıda bulunur [5]. Bu tanısal zorluk, cerrahi görüntülemenin yaklaşık her dört vakadan birinde endometriozisi tanımlayamaması gerçeğiyle daha da karmaşık hale gelmektedir [10]. Hastalığın kendisi oldukça heterojendir ve cerrahi bulgulara dayanarak revize edilmiş American Society of Reproductive Medicine (rASRM) kriterlerine göre sınıflandırılır; bu sınıflandırma yüzeyel peritoneal lezyonlar ile over endometriomaları, skarlaşma ve yapışıklıkları içeren daha yaygın hastalık arasında ayrım yapar[5]. Ancak, bağırsak veya mesane gibi organları etkileyebilen 5 mm’den daha derin lezyonlarla karakterize olan derin infiltratif endometriozis, rASRM evreleme algoritmasında yeterince dikkate alınmamaktadır[5].

Bu tanı gecikmesi ve endometriozisin doğuştan gelen heterojenitesi, bireyler arasında semptom şiddeti ve tedavi yanıtındaki varyasyonlara katkıda bulunur [4]. Araştırmalar, endometriozis şiddetinin infertilite ve tanı gecikmesinin süresi dahil olmak üzere diğer klinik özelliklerle ilişkili olduğunu göstermektedir[6]. Bu heterojenitenin genetik ve moleküler temellerine dair daha derin bir anlayış—yaklaşık %50’lik tahmini kalıtılabilirlik ve bunun yaklaşık %26’sının yaygın genetik varyasyona atfedilmesi de dahil olmak üzere—daha doğru non-invaziv tanı araçları ve kişiye özel tedavi stratejileri geliştirmek için kritik öneme sahiptir [5].

Risk Sınıflandırması ve Prognostik Etkileri

Section titled “Risk Sınıflandırması ve Prognostik Etkileri”

Endometriozisin genetik mimarisine dair artan anlayış, diğer durumlarla örtüşmesi de dahil olmak üzere, hastalık ilerlemesini, tedavi yanıtını ve uzun vadeli etkilerini öngörmek için önemli prognostik değer sunmaktadır[4]. Endometriozis için yüksek risk altındaki bireylerin, immünolojik hastalıklar, migren ve hatta endometrial kanser gibi ilişkili komorbiditeleri için de belirlenmesi, genetik karakterizasyon yoluyla giderek daha uygulanabilir hale gelmektedir[2]. Bu risk sınıflandırması, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımına doğru ilerleyerek, erken müdahaleyi ve daha hedefe yönelik takibi kolaylaştırabilir.

Endometriozis ve komorbiditelerinin temelini oluşturan ortak genetik yatkınlıklara ve pleiotropik mekanizmalara dair bilgiler, önleme stratejilerine yön verebilir ve uzun vadeli yönetimi iyileştirebilir[4]. Örneğin, endometrial kanserle paylaşılan genetik bağlantıları ve moleküler düzensizliği tanımak, epidemiyolojik kanıtlardaki mevcut karmaşıklıklara rağmen, endometriozisi olan risk altındaki bireyler için gelişmiş tarama protokollerine yol açabilir [1]. Bu ilerlemelerden yararlanarak, klinisyenler bireysel hasta risk profillerini daha iyi değerlendirebilir, daha etkili tedaviler seçebilir ve endometriozisin çok yönlü doğasını ve genel sağlık üzerindeki potansiyel etkisini hesaba katan izleme stratejileri uygulayabilir.

Endometriozis Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Endometriozis Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalar temelinde endometriozisin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Annemde şiddetli endometriozis vardı; bu benim de kesinlikle yakalanacağım anlamına mı geliyor?

Section titled “1. Annemde şiddetli endometriozis vardı; bu benim de kesinlikle yakalanacağım anlamına mı geliyor?”

Endometriozise, özellikle orta ila şiddetli formlarına karşı önemli bir genetik yatkınlık olsa da, bu kesinlikle yakalanacağınız anlamına gelmez. Genetik, riskinizde büyük rol oynar, ancak durum hormonal ve immünolojik faktörlerden de etkilenir. Genleriniz olasılığınızı artırabilir, ancak tek belirleyici onlar değildir.

2. Neden bende endometriozis var da, bana bu kadar benzeyen kız kardeşimde yok?

Section titled “2. Neden bende endometriozis var da, bana bu kadar benzeyen kız kardeşimde yok?”

Endometriozis karmaşık ve multifaktöriyeldir, yani birçok faktörün katkıda bulunduğu anlamına gelir. Paylaşılan genetik özelliklere rağmen, hormonal denge, bağışıklık sistemi fonksiyonu ve diğer çevresel faktörlerdeki bireysel farklılıklar, bir kardeşin bu durumu geliştirmesine, diğerinin ise geliştirmemesine yol açabilir. Hastalık, aile üyeleri arasında bile, klinik olarak kendini gösterme biçiminde de büyük çeşitlilik gösterir.

3. Ayrıca şiddetli astımım var; bu, endometriozisimle bir şekilde ilişkili mi?

Section titled “3. Ayrıca şiddetli astımım var; bu, endometriozisimle bir şekilde ilişkili mi?”

Evet, endometriozis ile astım gibi diğer durumlar arasında genetik örtüşmeye dair kanıtlar bulunmaktadır. Araştırmalar, immünolojik hastalıklar ve inflamatuar durumlar dahil olmak üzere 76 komorbidite ile genetik bir korelasyon olduğunu göstermektedir. Bu durum, hem endometriozis hem de deneyimleyebileceğiniz diğer sağlık sorunları riskine katkıda bulunan ortak genetik mekanizmaların varlığına işaret etmektedir.

4. Genetik bir test, endometriozis için yüksek risk altında olup olmadığımı söyleyebilir mi?

Section titled “4. Genetik bir test, endometriozis için yüksek risk altında olup olmadığımı söyleyebilir mi?”

Genetik araştırmalar, endometriozis ile ilişkili 19 spesifik genetik belirteç (SNP) tanımlamış ve hormon metabolizması gibi süreçlerde yer alan genlerin rolünü öne çıkarmıştır. Bu bulgular riski anlamak için önemli olsa da, endometriozis için genetik test hala büyük ölçüde bir araştırma aracıdır. Henüz klinik uygulamada yaygın olarak kullanılan kesin bir tanısal veya risk öngörü testi değildir, ancak daha iyi tanı araçları için aktif bir araştırma alanıdır.

5. Benim kronik ağrım neden diğer insanların endometriozisinden bu kadar farklı hissediliyor?

Section titled “5. Benim kronik ağrım neden diğer insanların endometriozisinden bu kadar farklı hissediliyor?”

Endometriozis, fenotipik heterojenitesi ile bilinir; yani hem evre hem de ağrı gibi spesifik semptomlar açısından kişiden kişiye çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Hastalığın ortaya çıkış biçimlerindeki bu farklılıklar, çeşitli genetik temellerden etkilenebilir. Bu nedenle araştırmacılar sıklıkla hastalığın spesifik alt tiplerini inceler.

6. Avrupa kökenli değilim; geçmişim endometriozis riskimi etkiler mi?

Section titled “6. Avrupa kökenli değilim; geçmişim endometriozis riskimi etkiler mi?”

Evet, soy geçmişiniz endometriozis riskinizi ve hastalığın nasıl anlaşıldığını potansiyel olarak etkileyebilir. Çoğu büyük ölçekli genetik çalışma, Avrupa kökenli bireylere odaklanmıştır; bu durum, bu bulguların diğer popülasyonlara ne kadar geniş çapta uygulanabileceğini sınırlar. Farklı soy geçmişleri arasındaki genetik yapı ve allel frekanslarındaki farklılıklar, risk faktörlerinin ve hastalık sunumunun değişebileceği anlamına gelir.

Endometriozis ile yumurtalık kanseri arasında belgelenmiş bir ilişki bulunmaktadır. Her bir durum için tanımlanan spesifik genetik belirteçler doğrudan örtüşmese de, bu iki hastalığı birbirine bağlayan paylaşılan genetik yatkınlık faktörleri ve ortak hormonal regülasyona dair kanıtlar mevcuttur. Bu durum, tüm sağlık risklerinizi anlamanın önemini vurgulamaktadır.

8. Stres veya günlük alışkanlıklarım endometriozis semptomlarımı kötüleştirir mi?

Section titled “8. Stres veya günlük alışkanlıklarım endometriozis semptomlarımı kötüleştirir mi?”

Endometriozis, genetik, hormonal ve immünolojik faktörleri içeren multifaktöriyel bir durumdur. Makale, stresin veya günlük alışkanlıkların rolünü spesifik olarak detaylandırmasa da, bu faktörler hormonal dengenizi ve bağışıklık sistemi fonksiyonunuzu kesinlikle etkileyebilir; ki bunlar endometriozis gelişimi ve semptom şiddetinde anahtar rol oynayan faktörlerdir. Stresi yönetmek ve sağlıklı alışkanlıkları sürdürmek genel sağlığınızı destekleyebilir.

9. Tanı konulmam neden bu kadar çok yıl sürdü?

Section titled “9. Tanı konulmam neden bu kadar çok yıl sürdü?”

Endometriozisde tanı gecikmeleri ne yazık ki çok yaygındır. Bu durum kısmen, hastalığın önemli fenotipik heterojenliğinden kaynaklanmaktadır; yani semptomları büyük ölçüde değişir ve diğer durumları taklit edebilir, bu da onu net bir şekilde kategorize etmeyi zorlaştırır. Kendi bildirdiği vakalar da yanlış sınıflandırılabilir ve doğruluk için sıklıkla cerrahi teyit gereklidir; tüm bunlar zorlu bir tanı sürecine katkıda bulunur.

Genetik faktörler endometriozis riskine önemli ölçüde katkıda bulunsa da, bu, genetik, hormonal ve immünolojik faktörleri içeren çok faktörlü bir durumdur. Bu, genetik yatkınlığınızı değiştiremeseniz de, hormonlarınızı ve bağışıklık sisteminizi etkileyen yaşam tarzı faktörlerinin bir rol oynayabileceği anlamına gelir. Genel sağlığa odaklanmak ve doktorunuzla yönetim stratejileri üzerinde çalışmak, semptomları hafifletmeye ve potansiyel olarak hastalığın ilerlemesini etkilemeye yardımcı olabilir.


Bu SSS (Sıkça Sorulan Sorular), güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Painter, J. N. et al. “Genetic overlap between endometriosis and endometrial cancer: evidence from cross-disease genetic correlation and GWAS meta-analyses.”Cancer Med, 2018.

[2] Shigesi, N., et al. “The phenotypic and genetic association between endometriosis and immunological diseases.”Hum Reprod, 2024.

[3] Sapkota, Y. et al. “Meta-analysis identifies five novel loci associated with endometriosis highlighting key genes involved in hormone metabolism.”Nat Commun, 2017.

[4] McGrath, I. M. et al. “Genomic characterisation of the overlap of endometriosis with 76 comorbidities identifies pleiotropic and causal mechanisms underlying disease risk.”Hum Genet, 2023.

[5] Rahmioglu, N. et al. “The genetic basis of endometriosis and comorbidity with other pain and inflammatory conditions.”Nat Genet, 2023.

[6] Albertsen, H. M. et al. “Genome-wide association study link novel loci to endometriosis.”PLoS One, 2013.

[7] Chou, Y. C., et al. “Integration of genome-wide association study and expression quantitative trait locus mapping for identification of endometriosis-associated genes.”Scientific Reports, vol. 11, no. 1, 2021, 959.

[8] Adewuyi, E. O., et al. “Genetic overlap analysis of endometriosis and asthma identifies shared loci implicating sex hormones and thyroid signalling pathways.”Human Reproduction, vol. 35, 2022, PMID: 35472084.

[9] Nyholt, D. R., et al. “Genome-wide association meta-analysis identifies new endometriosis risk loci.”Nat Genet, 2012.

[10] Fernando, S. et al. “Reliability of visual diagnosis of endometriosis.”J Minim Invasive Gynecol, vol. 20, no. 6, 2013, pp. 783–789.

[11] Estes, S. J. et al. “Depression, anxiety, and self-directed violence in women with endometriosis: a retrospective matched-cohort study.”Am J Epidemiol, vol. 190, no. 5, 2021, pp. 843–852.

[12] Stefansson, H., et al. “Genetic factors contribute to the risk of developing endometriosis.”Human Reproduction, vol. 17, no. 3, 2002, pp. 555–559.