İçeriğe geç

Farenks Bozukluğu

Farenks bozukluğu, genellikle boğaz olarak bilinen farenksin yapısını veya işlevini etkileyen herhangi bir durumu ifade eder. Farenks, kafatasının tabanından yemek borusuna kadar uzanan, hem hava hem de yiyecek için hayati bir geçit görevi gören kaslı bir tüptür. Karmaşık anatomisi, nefes alma, yutma ve ses çıkarma dahil olmak üzere temel vücut fonksiyonlarına olanak tanır.

Farenks rahatsızlıkları yaygındır ve akut, kendi kendini sınırlayan durumlardan kronik, zayıflatıcı hastalıklara kadar değişebilir. Bunlar, farenjit (boğaz ağrısı) gibi inflamatuar durumlar, yapısal anormallikler, yutmayı etkileyen nörolojik bozukluklar (disfaji) ve çeşitli neoplastik süreçler dahil olmak üzere geniş bir yelpazede sorunları kapsar. Bu durumları anlamak, günlük yaşam üzerindeki etkileri ve ciddi komplikasyon potansiyelleri nedeniyle çok önemlidir.

Farenks üç ana bölüme ayrılır: nazofarenks (burun arkası), orofarenks (ağız arkası) ve laringofarenks (gırtlak arkası). Duvarları kas, bağ dokusu ve mukoza zarlarından oluşur. Bozukluklar çeşitli biyolojik mekanizmalardan kaynaklanabilir. Enfeksiyonlar (viral, bakteriyel, fungal) iltihabın sık görülen bir nedenidir. Yapısal sorunlar konjenital (örn. farenkse uzanan yarık damak) veya edinsel (örn. tonsiller hipertrofi, tümörler) olabilir. Nörolojik bozukluklar, yutma için gerekli olan koordineli kas kasılmalarını bozarak aspirasyon risklerine yol açabilir. Genetik faktörlerin, belirli enfeksiyonlara yatkınlıkta, farengeal dokuları etkileyen otoimmün durumlarda veya gelişimsel anomalilerde rol oynadığı giderek daha fazla kabul edilmektedir.

Klinik olarak, farengeal bozukluklar boğaz ağrısı, yutma güçlüğü veya ağrısı (disfaji veya odinofaji), seste değişiklikler, horlama, obstrüktif uyku apnesi veya boğazda bir yumru hissi gibi çeşitli semptomlarla kendini gösterir. Tanı genellikle boğazın görsel muayenesini de içeren bir fizik muayeneyi, bazen endoskopi, görüntüleme tetkikleri (röntgen, BT, MRI) veya özel yutma değerlendirmeleri ile desteklenir. Tedavi, altta yatan nedene bağlı olarak büyük ölçüde farklılık gösterir; bakteriyel enfeksiyonlar için antibiyotikler, antienflamatuar ilaçlar, disfaji için konuşma terapisi veya yapısal sorunlar ve tümörler için cerrahi müdahalelere kadar uzanır. Hava yolu tıkanıklığı, malnütrisyon veya enfeksiyonun yayılması gibi komplikasyonları önlemek için erken tanı ve uygun yönetim hayati öneme sahiptir.

Farinks bozuklukları, yaygınlıkları ve yaşam kalitesi üzerindeki etkileri nedeniyle önemli sosyal öneme sahiptir. Farenjit gibi yaygın durumlar, kaybedilen okul günlerine ve iş verimliliğine yol açabilir. Disfaji veya obstrüktif uyku apnesi gibi daha şiddetli veya kronik bozukluklar, bir bireyin yeme, uyuma ve iletişim kurma yeteneğini derinden etkileyerek sosyal izolasyon, anksiyete ve depresyona yol açabilir. Ekonomik yük; sağlık hizmeti maliyetlerini, ilaç giderlerini ve kaybedilen üretkenlikten kaynaklanan dolaylı maliyetleri içerir. Halk sağlığı girişimleri genellikle faringeal inflamasyona neden olan enfeksiyöz ajanların yayılmasını önlemeye odaklanırken, genetik yatkınlıklar ve yeni tedaviler üzerine yapılan araştırmalar bu çeşitli durumların anlaşılmasını ve yönetimini geliştirmeye devam etmektedir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Genetik ilişkilendirme çalışmaları, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bulguların yorumlanabilirliğini ve genellenebilirliğini sınırlayabilen çalışma tasarımına ve istatistiksel değerlendirmelere doğası gereği hassastır. Gerçek genetik ilişkilendirmeleri tespit etme gücü, özellikle küçük etki büyüklüklerine sahip karmaşık özellikler için, genellikle örneklem büyüklüğü ile sınırlıdır ve potansiyel olarak yanlış negatiflere veya başlangıçta pozitif bulunan bulgularda etkilerin abartılmasına yol açabilir. Çoklu testleri hesaba katanlar gibi titiz istatistiksel eşikler, Tip I hatalarını azaltmak için çok önemlidir; ancak iyi güçlendirilmiş çalışmalar bile başlangıçtaki ilişkilendirmeleri doğrulamak ve yanıltıcı sonuçlara karşı korunmak için bağımsız replikasyon kohortlarına ihtiyaç duyar [1]. Yeterli replikasyon olmadan, başlangıçtaki keşifler abartılmış etki büyüklüklerini veya şans eseri bulguları temsil edebilir, bu da bozukluğa katkıda bulunan sağlam genetik varyantların tanımlanmasını engeller.

Ayrıca, allel frekanslarının hastalık ilişkisinden ziyade soy farklılıkları nedeniyle vaka ve kontrol grupları arasında farklılık gösterdiği popülasyon tabakalaşması gibi sorunlar önemli yanlılık yaratabilir. Çok boyutlu ölçekleme analizi gibi yöntemler bu tür tabakalaşmayı belirlemek ve ayarlamak için kullanılsa da, kalıntı yanlılıklar sonuçları yine de etkileyebilir[2]. Uygun istatistiksel modellerin seçimi ve potansiyel karıştırıcı faktörlerin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, gözlemlenen ilişkilendirmelerin geçerliliğini sağlamak ve genetik sinyallerin yanlış yorumlanmasını önlemek için hayati öneme sahiptir.

Farenks bozuklukları gibi özellikleri tanımlamanın ve ölçmenin karmaşıklığı, tanı kriterleri veya fenotipik değerlendirmelerin değişkenlik gösterebilmesi nedeniyle önemli bir sınırlama teşkil eder ve bu da çalışma kohortları içinde heterojeniteye katkıda bulunur. Bu tür bir değişkenlik, genetik sinyalleri seyreltebilir ve bu da hastalığın belirli alt tipleri veya klinik görünümleriyle ilişkili olabilecek spesifik duyarlılık lokuslarını tanımlamayı zorlaştırır. Dahası, bulguların genellenebilirliği, birçok büyük ölçekli GWAS’ın ağırlıklı olarak Avrupalı atalara sahip bireyleri barındırması nedeniyle çalışma popülasyonlarının atasal bileşimi tarafından sıklıkla kısıtlanmıştır [3]. Bu durum, tanımlanan genetik belirteçlerin diğer popülasyonlara doğrudan uygulanabilirliğini sınırlar ve daha geniş bir genetik varyasyon yelpazesini yakalamak ve küresel popülasyonlar arasında eşit bir anlayış sağlamak için çeşitli kohortlara duyulan gerekliliğin altını çizer.

“Kayıp kalıtım” fenomeni de önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir; bu durumda tanımlanan yaygın genetik varyantlar, kompleks özellikler için tahmini kalıtımın yalnızca küçük bir kısmını açıklayabilmektedir. Bu boşluk, mevcut GWAS’ların genetik mimariyi tam olarak yakalayamayabileceğini, nadir varyantlardan, yapısal varyasyonlardan veya standart genotipleme dizileri tarafından iyi kapsanmayan kompleks epistatik etkileşimlerden gelen katkıları potansiyel olarak göz ardı ettiğini düşündürmektedir [1]. Sonuç olarak, önemli lokuslar tanımlanabilse de, hastalığın genetik temellerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması, bu daha az keşfedilmiş genomik bölgelere yönelik daha fazla araştırma gerektirmektedir.

Farenks bozuklukları, birçok karmaşık insan rahatsızlığı gibi, yalnızca genetik faktörler tarafından belirlenmez; aynı zamanda sayısız çevresel maruziyetten ve bunların bir bireyin genetik yapısıyla etkileşimlerinden de etkilenir. Mevcut genetik çalışmalar, genetik risk faktörlerinin penetransını önemli ölçüde karıştırabilen veya değiştirebilen bu karmaşık gen-çevre (GxE) etkileşimlerini kapsamlı bir şekilde yakalama ve doğru bir şekilde modellemede genellikle sınırlamalarla karşılaşır. Bu etkileşimleri göz ardı etmek, etiyolojinin eksik bir resmini ortaya çıkarma riskini taşır ve etkilerini yalnızca belirli çevresel koşullar altında gösteren belirli genetik varyantların gerçek etkisini potansiyel olarak gizleyebilir.

Sonuç olarak, genetik yatkınlıkların yaşam tarzı, çevresel toksinler veya diğer dış faktörlerle hastalığın başlangıcını ve ilerlemesini etkilemek üzere etkileşime girdiği kesin mekanizmalar hakkında önemli bir bilgi boşluğu devam etmektedir. Gelecekteki araştırmalar, bu karmaşık etkileşimi çözmek ve böylece yalnızca ilişkileri tanımlamanın ötesine geçerek hastalığa yol açan dinamik yolları anlamak için sağlam çevresel maruziyet verilerini yüksek çözünürlüklü genomik analizlerle entegre etmelidir. Bu entegre yaklaşım, daha hedefe yönelik önleme stratejileri ve kişiselleştirilmiş müdahaleler geliştirmek için esastır.

Genlerin içinde veya yakınında bulunan genetik varyantlar, farinks üzerindeki potansiyel etkiler de dahil olmak üzere çeşitli sağlık durumlarına bireysel yatkınlıkta önemli bir rol oynamaktadır. Bu varyantlar, gen işlevini, protein aktivitesini veya düzenleyici yolları etkileyerek, faringeal bölgedeki doku gelişimini, bağışıklık tepkilerini ve hücresel bakımı etkileyebilir.

Bağışıklık düzenlemesi ve enflamatuar süreçlerde yer alan çeşitli genler farinks sağlığını etkileyebilir. Örneğin, TNFRSF13B (Tümör Nekroz Faktörü Reseptör Süperailesi Üyesi 13B), diğer adıyla TACI genindeki rs573841223 varyantı, bağışıklık sisteminin kritik bileşenleri olan B hücresi aktivasyonu ve antikor üretimi ile ilişkilidir. Buradaki değişiklikler, farinksin enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini etkileyebilir veya kronik enflamasyona yol açabilir. Benzer şekilde, LTBR (Lenfotoksin Beta Reseptörü) genindeki rs10849448 varyantı, bağışıklık hücresi işlevini ve lenfoid doku organizasyonunu etkiler; bu da bu varyantın farinksin bağışıklık savunma mekanizmalarını ve enflamatuar tepkilerini etkileyebileceğini düşündürmektedir [4]. NFKB1 (Nükleer Faktör Kappa B Alt Birimi 1) geni, rs4648051 varyantıyla, enflamatuar genlerin merkezi bir düzenleyicisidir. NFKB1’deki varyasyonlar, tekrarlayan enfeksiyonlardan kalıcı tahrişe kadar çeşitli faringeal bozukluklarda yaygın bir faktör olan düzensiz enflamatuar yanıtlara yol açabilir. Ayrıca, IL17REL (İnterlökin 17 Reseptörü E Benzeri) yakınında bulunan rs1019689682 varyantı, mukozal bağışıklık ve enflamasyon için kritik bir yolakla ilişkilidir; bu da faringeal enflamatuar durumların yatkınlığında ve şiddetinde potansiyel bir rol oynadığını göstermektedir [4].

Diğer varyantlar, hücre kimliği ve işlevi için temel olan gen ekspresyonunu ve epigenetik düzenlemeyi etkiler. Uzun kodlamayan bir RNA olan MIR4435-2HG genindeki rs1045267 varyantı, gen aktivitesini kontrol eden düzenleyici ağları bozarak, potansiyel olarak hücresel gelişimi veya faringeal dokuların genel sağlığını etkileyebilir. rs5860793 varyantı, gen ekspresyonunu kontrol eden epigenetik modifikasyonlar için gerekli bir enzim olan TET2 (Tet Metilsitozin Dioksijenaz 2) yakınında bulunur. TET2 işlevindeki değişiklikler, bağışıklık hücresi farklılaşmasını veya doku onarımını etkileyerek, potansiyel olarak farinksin kronik enflamasyona veya anormal hücre büyümesine karşı savunmasızlığını artırabilir [4]. rs713875 varyantını içeren HORMAD2 - LIF-AS1lokusu, enflamasyon ve doku rejenerasyonu için önemli bir sitokin olan LIF’i düzenleyebilen bir antisense RNA içerir. Bu,rs713875 ’nin faringeal dokulardaki iyileşme süreçlerini veya enflamatuar durumu etkileyebileceğini düşündürmektedir. Ek olarak, bir transkripsiyon faktörü olan ZNF417 (Çinko Parmak Proteini 417) genindeki rs774674736 varyantı, çok sayıda hedef genin ekspresyonunu değiştirerek, faringeal gelişimi, hücresel bütünlüğü veya bağışıklık tepkilerini geniş ölçüde etkileyebilir, zira genetik varyantların çeşitli kompleks bozukluklara yatkınlığı etkilediği yaygın olarak kabul edilmektedir [5].

Varyantlar ayrıca, normal faringeal işlev için hayati öneme sahip olan hücre yapısı, sinyalizasyon ve taşımada yer alan genleri de etkiler. ADAM23 (ADAM Metallopeptidaz Alanı 23) genindeki rs189411872 varyantı, hücre adezyonu ve göçü için kritik bir genle ilişkilidir; bunlar faringeal dokuların yapısal bütünlüğünü korumak ve yutma ve seslendirme için gerekli nöronal kontrol için temel süreçlerdir. Buradaki bozukluklar yapısal anormalliklere veya fonksiyonel bozukluklara katkıda bulunabilir. Bir iyon taşıyıcısı olan SLC12A8 (Çözünen Taşıyıcı Ailesi 12 Üyesi 8) genindeki rs1980080 varyantı, farinkste kas kasılması, sinir sinyalizasyonu ve sıvı düzenlemesi için gerekli olan hücre zarları arasındaki iyon dengesini etkileyebilir. Dahası,rs1019689682 varyantı ayrıca hücre sağkalımını ve proliferasyonunu destekleyen bir gen olan PIM3(Pim-3 Proto-Onkogen, Serin/Treonin Kinaz)‘ı da kapsar.PIM3’teki varyasyonlar faringeal hücrelerin normal döngüsünü ve onarımını etkileyerek, potansiyel olarak anormal doku büyümesi veya bozulmuş iyileşme içeren durumlara katkıda bulunabilir. Çalışmalar, yaygın genetik varyantların enflamatuar ve nörolojik durumlar da dahil olmak üzere çeşitli hastalık riskine katkıda bulunabileceğini tutarlı bir şekilde göstermektedir[1].

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs573841223 TNFRSF13Bplatelet crit
Üst Solunum Yolu Hastalığı
tonsillitis
Farenks Bozukluğu
rs10849448 LTBRgranulocyte percentage of myeloid white cells
monocyte percentage of leukocytes
mosaic loss of chromosome Y measurement
systemic juvenile idiopathic arthritis
polyarticular juvenile idiopathic arthritis
rheumatoid factor negative
oligoarticular juvenile idiopathic arthritis
tonsillectomy risk measurement
rs1045267 MIR4435-2HGerythrocyte volume
platelet count
mean reticulocyte volume
mean corpuscular hemoglobin
lymphocyte percentage of leukocytes
rs713875 HORMAD2 - LIF-AS1Crohn Hastalığı
disease progression measurement
body height
cup-to-disc ratio measurement
tonsillitis
rs189411872 ADAM23Üst Solunum Yolu Hastalığı
tonsillitis
Farenks Bozukluğu
rs5860793 RNU6-351P - TET2Üst Solunum Yolu Hastalığı
tonsillitis
Farenks Bozukluğu
sexual dimorphism measurement
Zorlu Ekspiratuvar Volüm
25-hydroxyvitamin D3 measurement
rs1980080 SLC12A8tonsillectomy risk measurement
Üst Solunum Yolu Hastalığı
tonsillitis
peritonsillar abscess
Farenks Bozukluğu
rs1019689682 PIM3 - IL17RELFarenks Bozukluğu
rs4648051 NFKB1Üst Solunum Yolu Hastalığı
Farenks Bozukluğu
rs774674736 ZNF417Farenks Bozukluğu

Sunulan araştırma çalışmaları, farenks bozukluklarına ilişkin biyolojik arka plan, moleküler ve hücresel yollar, genetik mekanizmalar, patofizyolojik süreçler, anahtar biyomoleküller veya doku ve organ düzeyindeki biyoloji hakkında spesifik bilgi içermemektedir.

Sunulan bağlamda ‘farenks bozukluğu’ hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Farenks Rahatsızlığı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Farenks Rahatsızlığı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak farenks rahatsızlığının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Babamın hep boğaz sorunları vardı. Bende de olacak mı?

Section titled “1. Babamın hep boğaz sorunları vardı. Bende de olacak mı?”

Mümkün, çünkü genetik faktörler, özellikle boğazı etkileyen gelişimsel sorunlar veya otoimmün durumlar olmak üzere, belirli farenks bozukluklarına yatkınlığınızı etkileyebilir. Her durum doğrudan kalıtsal olmasa da, aile öyküsü artan bir yatkınlığa işaret edebilir. Ancak, çevresel faktörler ve yaşam tarzı seçimleri de bu durumların gelişip gelişmeyeceğinde önemli bir rol oynamaktadır.

2. Benim boğazım neden bu kadar kolay ağrıyor da ev arkadaşımın hiç ağrımıyor?

Section titled “2. Benim boğazım neden bu kadar kolay ağrıyor da ev arkadaşımın hiç ağrımıyor?”

Genetik yapınız, bağışıklık sisteminizin boğaz ağrısına neden olan enfeksiyonlara karşı ne kadar duyarlı olduğunu etkileyebilir. Bazı insanlar, diğerlerine kıyasla onları iltihaplanmaya daha yatkın hale getiren veya yaygın virüsler ve bakterilerle savaşmada daha az etkili kılan genetik varyantlara doğal olarak sahiptir. Çevresel maruziyetler ve yaşam tarzı farklılıkları da duyarlılıktaki bu bireysel varyasyonlara katkıda bulunur.

3. Yediklerim yutma problemlerimi etkiler mi, yoksa sadece kötü şans mı?

Section titled “3. Yediklerim yutma problemlerimi etkiler mi, yoksa sadece kötü şans mı?”

Yedikleriniz, özellikle temelde yatan hassasiyetleriniz veya rahatsızlıklarınız varsa, yutma problemlerini kesinlikle etkileyebilir. Genetik yatkınlıklar sizi belirli sorunlara daha yatkın hale getirebilse de, beslenme gibi çevresel faktörler genlerinizle etkileşime girerek semptomları etkileyebilir. Örneğin, farenksinizi etkileyen otoimmün bir rahatsızlığınız varsa, belirli gıdalar iltihabı tetikleyebilir veya semptomları kötüleştirebilir.

4. Yutma sorunlarım varsa, çocuklarım da yemek yemekte zorlanacak mı?

Section titled “4. Yutma sorunlarım varsa, çocuklarım da yemek yemekte zorlanacak mı?”

Bir olasılık var, özellikle de yutma sorunlarınız, genetik bileşenleri olabilen farinksin belirli konjenital veya gelişimsel anomalilerinden kaynaklanıyorsa. Ancak, tüm yutma sorunları kalıtsal değildir ve birçoğu başka faktörlere bağlı olarak edinilmiştir. Endişeleriniz varsa, aile öykünüzü bir doktorla görüşmek çocuklarınız için riski değerlendirmeye yardımcı olabilir.

5. Sürekli boğaz iltihabım, otoimmün hastalığım gibi genetik bir şey olabilir mi?

Section titled “5. Sürekli boğaz iltihabım, otoimmün hastalığım gibi genetik bir şey olabilir mi?”

Evet, bu çok olasıdır. Genetik faktörlerin, farenks dokularını etkileyebilen ve kronik iltihaplanmaya yol açan otoimmün rahatsızlıkların gelişiminde rol oynadığı bilinmektedir. Genetik yatkınlığınızın çevresel tetikleyicilerle birleşmesi, sürekli boğaz sorunlarınıza katkıda bulunuyor olabilir. Özellikle otoimmün hastalık geçmişiniz göz önüne alındığında, bunu bir sağlık uzmanıyla araştırmanız önemlidir.

6. Ben Avrupalı değilim; kökenim boğaz sorunları riskimi değiştirir mi?

Section titled “6. Ben Avrupalı değilim; kökenim boğaz sorunları riskimi değiştirir mi?”

Evet, atalarınızdan gelen kökeniniz, bazı farengeal bozukluklar da dahil olmak üzere belirli sağlık durumları için genetik riskinizi etkileyebilir. Büyük ölçekli genetik araştırmaların çoğu ağırlıklı olarak Avrupa kökenli bireylere odaklanmıştır; yani farklı popülasyonlar benzersiz genetik belirteçlere veya yatkınlıklara sahip olabilir. Bu farklılıkları anlamak, küresel popülasyonlar arasında adil bir sağlık anlayışı için çok önemlidir.

7. Boğaz sorunları ailemde yaygın olsa bile bunları önleyebilir miyim?

Section titled “7. Boğaz sorunları ailemde yaygın olsa bile bunları önleyebilir miyim?”

Genlerinizi değiştiremezseniz de, boğaz sorunları ailenizde yaygın olsa bile riskinizi azaltmak için kesinlikle adımlar atabilirsiniz. Birçok faringeal bozukluk, genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonundan etkilenir. Sağlıklı bir yaşam tarzına odaklanmak, bilinen tahriş edicilerden kaçınmak ve diğer sağlık durumlarını yönetmek, bu sorunların şiddetini önlemede veya hafifletmede önemli ölçüde yardımcı olabilir.

8. Bir DNA testi neden kronik boğaz sorunlarım olduğunu söyleyebilir mi?

Section titled “8. Bir DNA testi neden kronik boğaz sorunlarım olduğunu söyleyebilir mi?”

Şu anda, standart bir DNA testi, bu durumların karmaşıklığı nedeniyle kronik boğaz sorunlarınız için size eksiksiz bir yanıt vermeyebilir. Genetik faktörler kabul edilmekle birlikte, nadir varyantlar ve gen-çevre etkileşimleri dahil olmak üzere birçok faktörün katkıda bulunması nedeniyle spesifik genetik belirteçleri tanımlamak zorlayıcı olabilir. Araştırmalar devam etmekle birlikte, durumunuzun kapsamlı bir şekilde anlaşılması genellikle daha geniş bir tanısal yaklaşım gerektirir.

9. Stres boğaz sorunlarımı kötüleştirir mi, yoksa bu bir efsane mi?

Section titled “9. Stres boğaz sorunlarımı kötüleştirir mi, yoksa bu bir efsane mi?”

Bu bir efsane değil; stres gerçekten de boğaz sorunlarınızı kötüleştirebilir. Stres gibi çevresel faktörler, genetik yatkınlıklarınızla etkileşime girerek, bağışıklık sisteminizin tepkisini potansiyel olarak etkileyebilir ve farenksinizdeki enflamasyonun artmasına veya semptomların kötüleşmesine yol açabilir. Stresi etkili bir şekilde yönetmek, kronik boğaz sorunlarını ele almanın önemli bir parçası olabilir.

Evet, genetik faktörlerin obstrüktif uyku apnesi gibi durumlara yatkınlıkta rol oynadığı bilinmektedir. Yaşam tarzı ve anatomik faktörler de önemli olmakla birlikte, ailede uyku apnesi öyküsü olması kişisel riskinizi artırabilir. Bu durum, bazı genetik yatkınlıkların hastalığa yol açan farenksin yapısal veya işlevsel özelliklerini etkileyebileceğini göstermektedir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Wellcome Trust Case Control Consortium. “Genome-wide association study of 14,000 cases of seven common diseases and 3,000 shared controls.” Nature, vol. 447, 2007, pp. 661–678.

[2] Cichon, S., et al. “Genome-wide association study identifies genetic variation in neurocan as a susceptibility factor for bipolar disorder.” Am J Hum Genet, vol. 88, no. 3, 2011, pp. 372–381.

[3] Smith, E. N., et al. “Genome-wide association study of bipolar disorder in European American and African American individuals.” Mol Psychiatry, 2009.

[4] Ligthart, L., et al. “Meta-analysis of genome-wide association for migraine in six population-based European cohorts.” Eur J Hum Genet, vol. 19, no. 7, 2011, pp. 797-802.

[5] Scott, L.J., et al. “Genome-wide association and meta-analysis of bipolar disorder in individuals of European ancestry.” Proc Natl Acad Sci U S A, vol. 106, no. 18, 2009, pp. 7501-7506.