Katarakt
Katarakt, gözün doğal merceğinin ilerleyici bulanıklaşmasıyla karakterize edilen, bulanık görmeye, gece görmede zorluğa ve nihayetinde görme kaybına yol açabilen yaygın bir göz rahatsızlığıdır[1]. Genç bireylerde konjenital veya pediatrik katarakt olarak bilinen bir gelişimsel bozukluk şeklinde ortaya çıkabilse de, en sık yaşa bağlı bir hastalık olarak gözlenir[1]. Küresel olarak katarakt, körlüğün önde gelen nedenidir ve Amerika Birleşik Devletleri’nde görme kaybının birincil nedenidir[2].
Kataraktın biyolojik temeli, kristal merceğin opasifikasyonunu içerir. Genetik faktörler, bir bireyin katarakta yatkınlığında önemli bir rol oynar; ikiz ve aile çalışmalarına göre kalıtsallık %35 ila %58 arasında tahmin edilmektedir [1]. Araştırmalar, katarakt ile bağımsız bir özellik olarak bağlantılı birden fazla genetik lokus tanımlamıştır ve çocukluk çağı kataraktında rol oynayan genler, yaşa bağlı formlar için de olası adaylar olarak kabul edilmektedir[2]. Çok etnisiteli Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS) dahil olmak üzere son büyük ölçekli genetik çalışmalar, yeni risk lokusları ortaya çıkarmış ve cinsiyete özgü genetik etkiler göstermiştir [1]. Örneğin, bir meta-analiz, kataraktla ilişkili 54 önde gelen tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlamıştır[1]. Poligenik Risk Skorları (PRS) gibi araçların geliştirilmesi, özellikle farklı popülasyonlarda katarakt tahminini iyileştirme konusunda umut vaat etmektedir[3].
Klinik olarak katarakt, popülasyonun önemli bir kısmını etkiler; tahminler, 40 yaş ve üzeri Amerikalıların %17,2’sinin en az bir gözünde katarakt olduğunu ve %5,1’inin katarakt ameliyatı geçirdiğini göstermektedir[2]. Bu durum, sağlık hizmetleri için önemli sonuçlar doğurur ve görme ile ilgili Medicare maliyetlerinin yaklaşık %60’ını oluşturmaktadır [2]. Görme bozukluğunun ötesinde, katarakt düşme riskinin artmasıyla ve potansiyel olarak artan mortalite ile ilişkilendirilmiştir[2]. Kadınlar, erkeklere göre katarakt geliştirme ve katarakt ameliyatı geçirme riski açısından biraz daha yüksek eğilimdedir[2].
Toplumsal bir bakış açısıyla, artan küresel yaşam beklentisi, önümüzdeki yıllarda katarakt vakalarının ve ameliyatlarının sayısında çarpıcı bir artışa işaret etmektedir[2]. Bu eğilim, bu yaygın durumun halk sağlığı ve ekonomik yükünü hafifletmek için etkili birincil önleme stratejilerine acil ihtiyacın altını çizmektedir [2].
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Katarakt yatkınlığının genetik temellerini anlamak karmaşık bir çabadır ve mevcut araştırmalar, bazı doğal sınırlamalar bağlamında yorumlanmalıdır. Bu zorluklar, fenotipin nasıl tanımlandığından, bulguların farklı popülasyonlar arası genellenebilirliğine ve altyatan biyolojik mekanizmaların tam olarak aydınlatılmasına kadar uzanmaktadır.
Fenotip Tanımı ve Ölçümünde Zorluklar
Section titled “Fenotip Tanımı ve Ölçümünde Zorluklar”Katarakt araştırmalarındaki önemli bir sınırlama, katarakt fenotipinin farklı çalışma kohortlarında nasıl değerlendirildiğindeki değişkenlikten kaynaklanmaktadır. Bazı çalışmalar elektronik sağlık kayıtlarına (ESK’ler) ve Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) kodlarına dayanırken, diğerleri kendiliğinden bildirilen verilere bağlıdır. Fenotipleme yöntemlerindeki bu heterojenlik, vaka ve kontrol gruplarının potansiyel yanlış sınıflandırılmasına yol açabilir; bu da genetik ilişkilendirme sinyallerinin doğruluğunu ve bulguların genel yorumlanabilirliğini etkileyebilir[1]. Ayrıca, çalışmalar sıklıkla katarakt cerrahisine birincil fenotip olarak odaklanmaktadır; bu da henüz ameliyat olmamış erken evre kataraktı olan bireylerin yanlışlıkla kontrol gruplarına dahil edilebileceği anlamına gelir. ESK verilerinin, sıklıkla sınırlı veya eksik kodlanmış bilgiler gibi, spesifik oftalmik durumlara yönelik doğal sınırlamaları, sofistike fenotipleme stratejilerinin geliştirilmesini de gerektirmekte ve kesin ve tutarlı katarakt tanımları elde etmedeki zorlukları vurgulamaktadır[1].
Farklı Popülasyonlarda Genellenebilirlik
Section titled “Farklı Popülasyonlarda Genellenebilirlik”Son dönemdeki büyük ölçekli genetik çalışmalar çok etnikli kohortları dahil etme çabaları göstermiş olsa da, tanımlanan genetik lokusların tüm farklı etnik kökenlerde katarakt riskine nasıl katkıda bulunduğuna dair kapsamlı bir anlayış devam eden bir zorluk olmaya devam etmektedir. Tarihsel genetik araştırmaların çoğu ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır; bu durum, bulguların diğer soy gruplarına doğrudan aktarılabilirliğini sınırlamakta ve potansiyel olarak popülasyona özgü genetik varyantları veya etki modifikasyonlarını gözden kaçırmaktadır. Farklı soy gruplarında mevcut olan değişen genetik mimariler ve çevresel maruziyetler, bir popülasyondan elde edilen bulguların evrensel olarak uygulanamayabileceği anlamına gelmektedir; bu da risk tahmininde potansiyel eşitsizliklere ve hedeflenmiş önleme veya tedavi stratejilerinin geliştirilmesine yol açmaktadır[1]. Bu durum, adil sağlık sonuçları sağlamak amacıyla daha geniş bir küresel popülasyon yelpazesinde devam eden araştırmaların kritik önemini vurgulamaktadır.
Genetik Mimari ve Çevresel Faktörlerin Eksik Anlayışı
Section titled “Genetik Mimari ve Çevresel Faktörlerin Eksik Anlayışı”Kataraktla ilişkili genetik lokusların belirlenmesinde önemli ilerlemelere rağmen, altında yatan moleküler mekanizmalar da dahil olmak üzere, insan genomu ile katarakt gelişimi arasındaki karmaşık etkileşimin kapsamlı bir anlayışı hala ortaya çıkmaktadır. Katarakt için eksik kalıtılabilirliğin tam boyutu henüz aydınlatılamamıştır; bu da özelliği etkileyen genetik varyansın önemli bir kısmının henüz keşfedilmediğini göstermektedir. Ayrıca, çevresel faktörlerin ve karmaşık gen-çevre etkileşimlerinin katarakt duyarlılığına kesin katkısı henüz tam olarak karakterize edilmemiştir; bu durum, hastalığın etiyolojisine bütünsel bir bakışı sınırlayan önemli bir bilgi boşluğunu temsil etmektedir[1]. Doğrulama çabaları bulguların geçerliliği için kritik öneme sahip olsa da, farklı kohortlar arasında tanımlanan tüm lokusların tutarlı bağımsız replikasyonu devam eden bir zorluk olmaya devam etmektedir; katarakt için daha önce bildirilen bazı genetik ilişkilendirmeler bağımsız doğrulamadan yoksundur[1]. Kalan bu bilgi boşluklarını doldurmak, karmaşık insan genom-fenom ilişkilerini çözmek, daha doğru tahmin modelleri geliştirmek ve nihayetinde katarakt için birincil önleme stratejilerini ve hedefe yönelik tedavileri ilerletmek için hayati önem taşımaktadır.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, gözün doğal merceğinin bulanıklaşmasıyla karakterize edilen yaygın bir göz rahatsızlığı olan katarakta bir bireyin yatkınlığını belirlemede önemli bir rol oynar. Tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) olarak bilinen bu varyasyonlar, mercek gelişimi, bakımı ve hücresel fonksiyonda yer alan genlerin içinde veya yakınında meydana gelebilir ve mercek şeffaflığını korumak için kritik olan yolları etkiler.
SLC24A3 geni içindeki, rs4814857 ve rs6046142 gibi varyantlar, mercek bozukluklarıyla ilişkileri nedeniyle özellikle dikkat çekicidir. SLC24A3 veya Solute Carrier Family 24 Member 3, retina hastalıklarında rol oynadığı düşünülen bir proteini kodlar ve bu da göz sağlığında daha geniş bir rol üstlendiğini düşündürmektedir. Normalde şeffaf olan bu merceğin bulanıklaşması, küresel olarak körlüğün önde gelen nedeni ve Amerika Birleşik Devletleri’nde görme kaybının birincil nedenidir [2]. İlgili terminoloji, daha önce katarakt cerrahisi geçirmiş olma durumunu ifade eden ve durumun bir geçmişini gösteren “psödofaki” veya “afaki” terimlerini içerir[2]. “Katarakt ekstraksiyonu” terimi, opak merceği çıkarmak için yapılan cerrahi prosedürü tanımlamak için kullanılır; bu, durumun yüksek prevalansı göz önüne alındığında yaygın bir müdahaledir.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs17172647 | ZNF619P1 - HMGN1P19 | Katarakt |
| rs4814857 rs6046142 | SLC24A3 | Katarakt Göz Hastalığı |
| rs150648223 rs79721202 rs148920596 | SMIM38 - MYEOV | Katarakt retinal layer thickness |
| rs9895741 rs112364254 rs71373084 | NPLOC4 | Katarakt amblyopia |
| rs12593 | COQ8A | Katarakt neutrophil count lymphocyte count monocyte count leukocyte quantity |
| rs10663094 rs9842371 rs113439088 | SOX2-OT | Katarakt corneal topography |
| rs9038 | SEPTIN9 | Hypermetropia Hypermetropia Miyopi Katarakt corneal resistance factor refractive error |
| rs10500355 rs7184522 | RBFOX1 | Abnormality of refraction Miyopi Katarakt refractive error age at onset Miyopi |
| rs2274224 | PLCE1, PLCE1-AS1 | body fat percentage brain connectivity attribute calcium measurement brain physiology trait Katarakt |
| rs73015318 | QKI | Katarakt |
Sınıflandırma ve Alt Tipler
Section titled “Sınıflandırma ve Alt Tipler”Kataraktlar, etiyolojilerine ve başlangıç yaşlarına göre geniş ölçüde sınıflandırılır. Bunlar, genç hastalarda konjenital veya pediyatrik kataraktlar olarak bilinen gelişimsel bir bozukluk şeklinde ortaya çıkabilir, ancak daha yaygın olarak yaşlanma ile ilişkili, yaşa bağlı katarakt olarak adlandırılan bir hastalık olarak görülürler[1]. Yaşa bağlı kataraktlar içinde, lensteki opasifikasyonun konumuna göre spesifik alt tipler tanınır: nükleer katarakt, kortikal katarakt ve posterior subkapsüler (PSC) katarakt[2]. Bu sınıflandırmalar, her bir tiple ilişkili farklı klinik prezentasyonları ve potansiyel genetik veya çevresel risk faktörlerini anlamak için çok önemlidir; ailesel kümelenme çalışmaları, katarakt duyarlılığında genetik faktörlerin önemli bir rolünü desteklemektedir.
Tanı ve Ölçüm Yaklaşımları
Section titled “Tanı ve Ölçüm Yaklaşımları”Kataraktın tanı ve ölçümü hem klinik kriterleri hem de araştırmaya özgü metodolojileri içerir. Klinik olarak, katarakt, genellikle yarık lamba muayenesi veya lens fotoğrafçılığı yoluyla şiddetin boyutlu bir değerlendirmesine olanak tanıyan Lens Opasiteleri Sınıflandırma Sistemi III (LOCS III) veya Wisconsin derecesi gibi standardize sistemler kullanılarak derecelendirilebilir[4]. Araştırma amacıyla, katarakt durumu kategorik olarak (varlık veya yokluk) veya bu derecelendirme sistemlerinden belirli eşikler kullanılarak tanımlanabilir; örneğin, LOCS III 4. derece veya üzeri, ya da Wisconsin 3. derece veya üzeri[4]. Büyük çalışmalarda vaka tanımlaması için operasyonel tanımlar, Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD9 veya ICD10) tanı kodlarının varlığını, katarakt ekstraksiyon cerrahisine dair kanıtı veya elektronik sağlık kayıtlarındaki çoklu tanı girişlerini içerir; bunlar bazen klinik notların doğal dil işlenmesi ile desteklenir[1]. Kontroller genellikle uygun yaş aralığındaki (örn. 50 yaş veya üzeri) ve katarakt için tanı kodu veya cerrahi geçmişi olmayan bireyler olarak tanımlanır[2].
Belirtiler ve Semptomlar
Section titled “Belirtiler ve Semptomlar”Katarakt, göz merceğinin opaklaşması ile karakterize olup, ilerleyici görme kaybına yol açar ve küresel olarak ve Amerika Birleşik Devletleri’nde birincil görme bozukluğu nedenidir. Sıklıkla yaşlanma ile ilişkilendirilse de, gelişimsel bir bozukluk olarak da ortaya çıkabilir[1]. Etiyolojisi karmaşıktır ve genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve çeşitli fizyolojik faktörlerin bir kombinasyonunu içerir.
Genetik Yatkınlık
Section titled “Genetik Yatkınlık”Katarakt gelişimi, genetik faktörlerden önemli ölçüde etkilenmekte olup, ikiz ve aile çalışmaları kalıtsallığın %35 ila %58 arasında değiştiğini göstermektedir[1], [5]. Çocukluk çağı kataraktında rol oynayan genlerin, yaşa bağlı katarakt için makul adaylar olduğu varsayılmaktadır[6]. Belirli genetik varyantlar farklı katarakt tiplerine katkıda bulunur; örneğin, kanıtlar kortikal katarakt için ana genlere işaret etmektedir[7]. Galaktokinaz, apolipoprotein E, glutatyon S-transferaz, N-asetiltransferaz 2 ve EPHA2 dahil olmak üzere çeşitli aday genler, katarakt yatkınlığı ile ilişkilendirilmiştir[2].
Tek gen etkilerinin ötesinde, birden fazla genetik varyasyonun kümülatif etkisi bir bireyin genel riskine katkıda bulunur. Çok sayıda genetik lokusun etkilerini bir araya getiren poligenik risk skorlarının, özellikle farklı popülasyonlarda katarakt tahminini iyileştirdiği gösterilmiştir[3]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), yeni risk lokusları tanımlamış ve çeşitli etnik gruplarda katarakt yatkınlığı üzerinde cinsiyete özgü genetik etkileri ortaya koymuştur[1], [8]. Dahası, konjenital katarakttaki rolleriyle bilinen SOX-2 gibi genlerdeki yaygın varyantlar, yaşa bağlı nükleer katarakta da katkıda bulunur ve L45P ve Y46D gibi belirli mutasyonlar, doğrudan γC-kristalin gibi lens proteinlerinin agregasyonuna yol açarak opaklaşmaya neden olabilir [4], [9].
Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri”Çevresel maruziyetler ve yaşam tarzı tercihleri, katarakt oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. Güneş ışığına uzun süreli maruz kalma, özellikle ultraviyole B (UVB) radyasyonu, lens opasiteleri için bilinen bir risk faktörüdür[10], [11]. Sigara içmek gibi yaşam tarzı alışkanlıkları da güçlü bir şekilde ilişkilendirilmektedir ve kataraktın ailesel kümelenmesine katkıda bulunmaktadır; çalışmalar, sigarayı bırakmanın riskin azalmasına yol açabileceğini göstermektedir[12], [13].
Genler ve Çevre Arasındaki Etkileşimler
Section titled “Genler ve Çevre Arasındaki Etkileşimler”Katarakt gelişimi, genellikle bir bireyin genetik yapısı ile çevresi arasındaki karmaşık etkileşimlerin bir sonucudur. Araştırma çabaları, genetik yatkınlıkların dış faktörler tarafından modüle edilebileceğini veya tetiklenebileceğini kabul ederek, bu gen-çevre etkileşimlerini çözmeye odaklanmıştır[2]. Örneğin, poligenik etkiler ve sigara içmenin birleşik etkisi, gözlemlenen kataraktın ailesel kümelenmesinin bir kısmını açıklar [12]. Ek olarak, örneğin FTO gibi obezite ile ilişkili spesifik genler, obezitenin kendisi o belirli katarakt alt tipiyle doğrudan ilişkili olmasa bile, belirli Asya popülasyonlarında nükleer katarakt ile ilişkilendirilmiştir[14].
Yaş, Komorbiditeler ve Gelişimsel Etkiler
Section titled “Yaş, Komorbiditeler ve Gelişimsel Etkiler”Yaş, katarakt için en belirgin risk faktörüdür ve bu durum ağırlıklı olarak bir yaşlanma hastalığı olarak ortaya çıkar[1]. Kronolojik yaşın ötesinde, çeşitli komorbiditeler ve ilaçlar lens opasifikasyonuna katkıda bulunabilir veya bu süreci hızlandırabilir. Daha yüksek vücut kitle indeksi (BMI) gibi sistemik durumlar, kortikal ve posterior subkapsüler katarakt riskini artırır ve tip 2 diyabet, bu komorbiditeye bağlı spesifik tek nükleotid polimorfizmleri ile artan duyarlılıkla ilişkilidir[2], [15]. Özellikle kortikosteroidler olmak üzere bazı ilaçların da katarakt oluşumunu teşvik ettiği bilinmektedir[16].
Katarakt, konjenital veya pediyatrik katarakt olarak bilinen gelişimsel bir bozukluk olarak da ortaya çıkabilir; bu da erken yaşam faktörlerinin ve genetik mutasyonların lens gelişimindeki rolünü vurgulamaktadır[1]. Bir örnek, konjenital katarakt ile ilişkilendirilen fruktoz intoleransını içerir[17]. METTL3 tarafından düzenlenen N6-metiladenozin (m6A) modifikasyonları gibi epigenetik mekanizmaların, diyabetik kataraktta lens epitel hücrelerinin proliferasyonunu ve apoptozunu modüle ettiği gözlemlenmiştir; bu da düzenleyici yolların gen ekspresyonu üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır [18]. Ayrıca, 8-oksoguanin DNA glikozilaz geni Ser326Cys gibi DNA onarım genlerindeki polimorfizmler, yaşa bağlı katarakt ile ilişkilidir ve lens sağlığında genomik bütünlüğün korunmasının önemini vurgulamaktadır[19].
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Katarakt, gözün optik sisteminin kritik bir bileşeni olan göz merceğinin opaklaşmasıyla karakterize edilen yaygın bir göz rahatsızlığıdır[3]. Merceğin bu ilerleyici bulanıklaşması, bulanık görme ve parlamadan tam körlüğe kadar değişen görme bozukluğuna yol açarak, küresel çapta önde gelen bir görme kaybı nedeni haline gelmektedir [3]. Kataraktlar, genç bireylerde doğuştan veya pediatrik kataraktlar olarak bilinen gelişimsel bir bozukluk olarak ortaya çıkabilse de, daha yaygın olarak yaşlanmayla ilişkili bir hastalıktır [1]. Katarakt oluşumunun altında yatan karmaşık biyolojik mekanizmaları anlamak, cerrahi müdahalenin ötesinde etkili önleme ve tedavi stratejileri geliştirmek için hayati öneme sahiptir.
Kristal Lens: Yapı ve Normal Fonksiyon
Section titled “Kristal Lens: Yapı ve Normal Fonksiyon”Kristal lens, irisin arkasında yer alan, ışığı birleştirmek ve net görüntüleri retinaya odaklamak için temel olan şeffaf, bikonveks bir yapıdır [3]. Dikkat çekici şeffaflığı, özelleşmiş uzamış hücrelerin yüksek düzeyde düzenli bir dizilimi ve ışık saçılımını en aza indirmek için hassas bir şekilde paketlenmiş olan kristalin adı verilen yüksek konsantrasyonda çözünür proteinler tarafından korunur [3]. Lens avasküler bir organdır; besin maddesi tedariki ve atık uzaklaştırma için çevresindeki aköz hümora bağımlıdır, bu da hücrelerini metabolik bozukluklara ve oksidatif strese karşı özellikle savunmasız hale getirir. Bu hassas homeostatik dengedeki veya bileşenlerinin yapısal bütünlüğündeki herhangi bir bozulma, şeffaflığın kaybına yol açarak katarakt oluşum sürecini başlatabilir[3].
Opasifikasyonun Moleküler ve Hücresel Mekanizmaları
Section titled “Opasifikasyonun Moleküler ve Hücresel Mekanizmaları”Kataraktogenez, temelde lens proteinlerinin, başlıca kristalinlerin yanlış katlanması ve agregasyonunu içerir; bu da sonuç olarak retinaya ışık iletimini bozar [9]. γC-kristalini etkileyenler gibi genetik mutasyonlar, bu yapısal proteinler içindeki karmaşık hidrojen bağı ağlarını doğrudan bozarak, agregasyonlarını teşvik edebilir ve lens opasitesine yol açabilir [9]. Doğrudan genetik kusurların ötesinde, lens epitel hücrelerindeki hücresel fonksiyonlar da kritiktir; burada proliferasyon ve apoptoz gibi süreçler, örneğin METTL3 tarafından N6-metiladenozin (m6A) modifikasyonu gibi epigenetik mekanizmalarla modüle edilebilir ve diyabetik katarakt gibi durumlara katkıda bulunur[18]. Ayrıca, genellikle bozulmuş metabolik süreçler ve reaktif oksijen türlerinin birikimi ile bağlantılı olan oksidatif stres, lens proteinlerine ve DNA’ya zarar vermede önemli bir rol oynar; OGG1 gibi 8-oksoguanin DNA glikozilaz DNA onarım enzimlerindeki genetik polimorfizmler ise yaşa bağlı katarakt duyarlılığı ile ilişkilidir[19]. Lens ayrıca, UVB ışınımı gibi çevresel stres faktörlerine karşı hücresel yanıtlar sergiler; bu da lens epitel hücrelerinde demir metabolizmasını ve ferritin alt birimlerinin ekspresyonunu etkileyerek oksidatif dengeyi daha da etkileyebilir[11].
Genetik Temel ve Düzenleyici Ağlar
Section titled “Genetik Temel ve Düzenleyici Ağlar”Genetik faktörler katarakt yatkınlığında önemli bir rol oynamaktadır; ikiz ve aile kümelenme çalışmaları kalıtımı %35 ila %58 arasında tahmin etmektedir[1]. Kapsamlı bir literatür çocukluk çağı kataraktının genetiğini ele alsa da, bu genlerin çoğu yaşa bağlı katarakt için de makul adaylar olarak kabul edilmektedir[2]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), katarakt ile ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır; bunlar arasında çeşitli hücresel fonksiyonlarda ve düzenleyici ağlarda görev alan belirli genler de bulunmaktadır[1]. Örneğin, 21. kromozomda yer alan ETS transkripsiyon faktörü ERG, genç bireylerdeki kataraktlarla ilişkilendirilmiş olup, lens gelişimi ve korunmasında düzenleyici elementlerin rolünü vurgulamaktadır [3]. Dahası, fare modellerinde yapılan çalışmalar, lens biyolojisi için hayati öneme sahip olan Maf, Notch2, E2f ve Brg1 gibi genlerdeki bozuklukların katarakt oluşumuna yol açabileceğini ve bu modellerde birçok aday genin gen ekspresyonunda önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur[1]. Başlıca obezite ile ilişkisiyle bilinen FTO geni, belirli popülasyonlarda nükleer katarakt ile de ilişkilendirilmiş olup, sistemik durumlarla karmaşık genetik etkileşimi düşündürmektedir[2].
Sistemik ve Çevresel Risk Faktörleri
Section titled “Sistemik ve Çevresel Risk Faktörleri”Genetik yatkınlıkların yanı sıra, çok sayıda sistemik ve çevresel faktör katarakt gelişimine katkıda bulunmaktadır. Yaş, en belirgin risk faktörüdür; yaşlı popülasyonlarda katarakt prevalansı önemli ölçüde artmaktadır[2]. Yaşam tarzı ve sağlık koşulları da kritik bir rol oynamaktadır; örneğin, yüksek vücut kitle indeksi (BMI) kortikal ve posterior subkapsüler katarakt riskinin artmasıyla ilişkilidir[2]. Kronik güneş ışığına (UVB) maruz kalma gibi çevresel maruziyetler, lens opasiteleri için bilinen risk faktörleridir [10]. Sigara içmek, önemli başka bir değiştirilebilir risk faktörüdür; yapılan çalışmalar sigarayı bırakmanın katarakt cerrahisi riskini azaltabileceğini göstermektedir[13]. Ayrıca, bazı ilaçların, özellikle kortikosteroidlerin, katarakt oluşumunu etkilediği gösterilmiştir[16]. Kadınlar genellikle erkeklerden biraz daha yüksek katarakt geliştirme riski göstermekte olup, bu durum hastalık duyarlılığında potansiyel cinsiyete özgü etkilere işaret etmektedir[1]. Bu çeşitli faktörler, bir bireyin genetik yapısıyla sıklıkla etkileşime girerek, lens opasifikasyonuna yol açan genel patofizyolojik süreçleri etkiler [20].
Yolaklar ve Mekanizmalar
Section titled “Yolaklar ve Mekanizmalar”Genetik Belirleyiciler ve Lens Gen İfadesi Kontrolü
Section titled “Genetik Belirleyiciler ve Lens Gen İfadesi Kontrolü”Katarakt gelişimi genetik faktörlerden önemli ölçüde etkilenir; kapsamlı araştırmalarla sayısız yatkınlık lokusu tanımlanmıştır. SOX-2 gibi genlerdeki yaygın genetik varyantların yaşa bağlı nükleer katarakta katkıda bulunduğu ve spesifik genetik yatkınlıkların rolünü vurguladığı bilinmektedir[4]. Büyük ölçekli çok etnikli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), kataraktın altında yatan karmaşık bir genetik mimariyi ortaya koymuş, yeni risk lokuslarını belirlemiş ve cinsiyete özgü etkileri göstererek, kalıtsal faktörlerin lens sağlığı üzerindeki kritik etkisini topluca vurgulamıştır [1]. Bu genetik bilgiler, lens hücreleri içindeki gen ifadesinin hassas düzenlenmesinin şeffaflığı korumak ve opaklaşmayı önlemek için hayati öneme sahip olduğunu göstermektedir.
Lensin bütünlüğü, anahtar düzenleyici moleküller tarafından orkestrelenen genlerin sıkı bir şekilde kontrol edilen ifadesine dayanır. SOX-2, MAFG ve MAFK dahil olmak üzere transkripsiyon faktörleri, uygun lens gelişimi ve fonksiyonu için gerekli gen ifadesi programlarını yönlendirmek için esastır; bunların düzensizliği katarakt oluşumunda doğrudan rol oynamaktadır[4]. Benzer şekilde, E2F transkripsiyon faktörleri ailesi (E2F1, E2F2, E2F3) kritik bir rol oynamaktadır; bu genlerin kombine lense özgü nakavtları olan farelerde katarakt gelişimi ile kanıtlandığı üzere[1]. Transkripsiyon faktörlerinin ötesinde, BRG1 tarafından aracılık edilenler gibi kromatin yeniden şekillenmesi de gen erişilebilirliğini ve ifadesini etkiler; lenste BRG1’in dominant negatif ifadesinin katarakta yol açması, lens bütünlüğünde epigenetik düzenlemenin önemini vurgulamaktadır [1].
Hücresel İletişim ve Gelişimsel Yollar
Section titled “Hücresel İletişim ve Gelişimsel Yollar”Göz merceğinin benzersiz yapısını ve şeffaflığını korumak, karmaşık hücresel iletişim ve hassas şekilde düzenlenen gelişimsel sinyal yollarına bağlıdır. NOTCH sinyal yolu, mercek gelişimi ve devam eden homeostaz için doğru işlevinin vazgeçilmez olduğu böylesine kritik bir sistemin örneğidir [1]. Farelerde Notch2’nin merceğe özgü koşullu nakavtı gibi spesifik bozulmalar, doğrudan katarakt oluşumuna yol açarak, yolun mercek opasifikasyonunu önlemedeki temel katılımını göstermektedir[1].
Bu yolun karmaşık reseptör aktivasyonu ve ardından gelen hücre içi sinyal kaskatları, mercek içindeki hücre kaderi belirlemesi, proliferasyon ve farklılaşma dahil olmak üzere temel hücresel süreçleri yönetmek için çok önemlidir. Bu temel sinyal olaylarının herhangi bir bozulması veya düzensizliği, merceğin yapısal bütünlüğü ve işlevsel netliği için gerekli olan hassas dengeyi bozabilir. Bu tür bozulmalar, durumun hem doğuştan hem de yaşa bağlı formlarını etkileyerek katarakt patolojisine katkıda bulunur.
Metabolik Homeostazi ve Oksidatif Stres Yanıtları
Section titled “Metabolik Homeostazi ve Oksidatif Stres Yanıtları”Metabolik yollar, lens sağlığı için merkezi öneme sahiptir; gerekli enerjiyi sağlayarak ve şeffaflık için gereken hassas ozmotik dengeyi koruyarak. Bu yollardaki bozukluklar, katarakt etiyolojisinde önemli bir mekanizma teşkil eder. Tip 2 diyabet gibi sistemik durumlar, katarakt ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve kalıcı hiperglisemi gibi kronik metabolik düzensizliğin doğrudan lens opasifikasyonunu tetikleyebileceğini göstermektedir[2]. Bu ilişki, lens hücreleri içindeki değişmiş enerji metabolizmasının ve potansiyel olarak artan oksidatif stresin katarakt gelişimine katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.
Dahası, fruktoz intoleransı gibi spesifik kalıtsal metabolik bozukluklar, konjenital katarakt ile doğrudan ilişkilendirilmiş olup, temel karbonhidrat katabolizmasındaki dengesizliklerin lens şeffaflığını nasıl tehlikeye atabileceğini göstermektedir[2]. Lens, avasküler bir doku olduğundan, enerji gereksinimleri için öncelikli olarak anaerobik glikolize dayanır; bu nedenle, metabolik düzenlemede veya akış kontrolünde herhangi bir bozulma, ozmotik olarak aktif maddelerin veya reaktif oksijen türlerinin birikmesine yol açabilir ve nihayetinde protein agregasyonuna ve lensin karakteristik bulanıklığına neden olabilir.
Katarakt Etiyolojisinde Entegre Ağ Düzensizliği
Section titled “Katarakt Etiyolojisinde Entegre Ağ Düzensizliği”Katarakt gelişimi nadiren tek bir izole yolak yetmezliğinden kaynaklanır; daha ziyade, birden fazla etkileşimli biyolojik ağın karmaşık, entegre düzensizliğinden ortaya çıkar. Yolaklar arası çapraz konuşma, 3p14.1-3p14.2 kromozomu üzerindeki belirli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ile katarakt ile birlikte tip 2 diyabete duyarlılık arasındaki ilişkide belirgindir; bu, genetik faktörlerin sistemik metabolik sağlığı nasıl etkileyebileceğini ve dolayısıyla lens bütünlüğünü nasıl etkileyebileceğini göstermektedir[2]. Bu etkileşim, genellikle bireyin genetik yapısından etkilenen daha geniş sistemik metabolik durumların, lokalize lens patolojisine yol açabilen hiyerarşik bir düzenlemeyi vurgulamaktadır.
Kataraktın multifaktöriyel doğası, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve sistemik sağlık koşulları arasındaki karmaşık etkileşimle vurgulanmaktadır. Büyük ölçekli genetik analizler, kataraktın bir dizi başka hastalık ve özellikle genetik korelasyonlarını da ortaya koymaktadır; bu da hastalık duyarlılığına katkıda bulunan paylaşılan temel biyolojik ağları ve ortaya çıkan özellikleri düşündürmektedir[1]. Bu ağ etkileşimlerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması ve yolak düzensizliğinin kritik noktalarının belirlenmesi, katarakt için etkili birincil önleme stratejileri ve potansiyel tedavi hedefleri geliştirmek adına temel bilgiler sağlamaktadır.
Popülasyon Çalışmaları
Section titled “Popülasyon Çalışmaları”Katarakt, göz merceğinin opaklaşmasıyla karakterize edilen, dünya genelinde körlüğün önde gelen nedeni ve Amerika Birleşik Devletleri’nde görme kaybının birincil nedeni olarak önemli bir küresel sağlık sorunudur. Yaygın etkisi aynı zamanda önemli sağlık harcamalarına yol açmakta, Medicare’in görmeyle ilgili maliyetlerinin yaklaşık %60’ını oluşturmaktadır[2]. Popülasyon çalışmaları, kataraktın prevalansını, risk faktörlerini ve genetik temellerini anlamak, halk sağlığı stratejilerine ve potansiyel birincil korunma çabalarına yön vermek için kritik öneme sahiptir.
Küresel Yük ve Demografik Modeller
Section titled “Küresel Yük ve Demografik Modeller”Epidemiyolojik çalışmalar, katarakt için popülasyonlar arasında önemli prevalans modellerini ve demografik ilişkileri ortaya koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, özet tahminler, 40 yaş ve üzeri yetişkinlerin %17,2’sinin en az bir gözünde katarakt olduğunu, ek olarak %5,1’inin ise daha önce katarakt ameliyatı geçirdiğini göstermektedir[21]. Katarakt insidansı yaşla güçlü bir şekilde ilişkilidir, genellikle bir yaşlanma hastalığı olarak ortaya çıkar ve gelişimi tipik olarak 40 yaş ve üzeri bireylerde başlar[1]. Ayrıca, kadınlar erkeklerden biraz daha yüksek katarakt geliştirme riski taşımaktadır[21], [1]. Katarakt, görme bozukluğunun ötesinde, düşme riskinde artış ve daha yüksek mortalite oranları dahil olmak üzere diğer olumsuz sağlık sonuçlarıyla tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir, bu durum muhtemelen ilişkili sistemik koşullardan kaynaklanmaktadır[2], [22]. Küresel yaşam beklentisinin artmasıyla birlikte, katarakt vakalarının ve buna bağlı ameliyatların toplam sayısının önemli ölçüde artması beklenmekte, bu da etkili birincil önleme stratejilerine olan acil ihtiyacın altını çizmektedir[2].
Farklı Popülasyonlarda Genetik Epidemiyoloji
Section titled “Farklı Popülasyonlarda Genetik Epidemiyoloji”Büyük ölçekli genomik araştırmalar, başlıca popülasyon kohortlarını ve biyobanka çalışmalarını kullanarak, katarakt yatkınlığının anlaşılmasını önemli ölçüde ilerletmiş, yeni genetik risk lokusları tanımlamış ve popülasyona özgü etkileri göstermiştir. Yetişkin Sağlığı ve Yaşlanmasında Genetik Epidemiyoloji Araştırması (GERA) ve UK Biobank (UKB) gibi kohortlardan elde edilen verileri birleştiren ve 23andMe araştırma kohortunda tekrarlanan kapsamlı çok etnisiteli bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) meta-analizi, katarakt için yeni risk lokusları ve cinsiyete özgü genetik etkiler tanımlamıştır[1]. Bu kapsamlı çalışma; Latin, Doğu Asyalı, Güney Asyalı ve Afrika kökenli Amerikalı popülasyonlar gibi çeşitli etnik grupları içermiş, hastalığın genetik mimarisini çözmede popülasyonlar arası karşılaştırmaların önemini vurgulamıştır [1]. Benzer şekilde, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli bireylere odaklanan Elektronik Tıbbi Kayıtlar ve Genomik (eMERGE) ağı, kataraktı ve tanı yaşını araştırmak için GWAS’ler yürütmüş, Illumina 660W-Quad veya 1M-Duo Beadchips’ten elde edilen genotipik verileri kullanarak çeşitli potansiyel yatkınlık lokusları tanımlamıştır [2]. Çok etnisiteli Asya popülasyonlarında GWAS’lerin meta-analizi gibi ileri araştırmalar da yaşa bağlı nükleer katarakt ile ilişkili spesifik lokusları saptamış, popülasyona özgü genetik çalışmaların değerini göstermiştir[8]. Doğu Asya popülasyonlarında poligenik risk skoru geliştirme dahil bu büyük ölçekli çabalar, katarakt yatkınlığında genetik faktörlerin karmaşık etkileşimini vurgulamakta ve tahmine dayalı modelleri iyileştirmeyi hedeflemektedir[3].
Popülasyon Çalışmalarında Metodolojik Yaklaşımlar ve Değerlendirmeler
Section titled “Popülasyon Çalışmalarında Metodolojik Yaklaşımlar ve Değerlendirmeler”Katarakt üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, bulguların temsiliyetini ve genellenebilirliğini etkileyen, her birinin kendine özgü güçlü yönleri ve sınırlamaları olan çeşitli metodolojiler kullanır. Birçok çalışma, katılımcıları genellikle büyük sağlık sistemlerinden veya biyobankalardan alan vaka-kontrol tasarımlarını kullanır. Örneğin, eMERGE ağı, katarakt vakalarını katarakt ekstraksiyonu geçiren veya birden fazla tanı koduna sahip bireyler olarak tanımlarken, kontrol grubunu elektronik sağlık kayıtları ve doğal dil işleme yoluyla katarakt tanısı olmayan yaşa göre eşleştirilmiş bireyler oluşturmuştur[2]. Bu yaklaşım zengin klinik veriler sağlasa da, katarakt fenotiplerinin tanımı farklılık gösterebilir; örneğin, Choquet ve arkadaşları tarafından yapılan çok etnisiteli GWAS meta-analizi, katarakt fenotiplerinin kohortlar arasında farklı değerlendirildiğini, bazılarının elektronik sağlık kayıtlarına ve ICD kodlarına (örn., GERA) güvenirken, diğerlerinin kendi bildirdiği verilere (örn., UKB ve 23andMe) dayandığını belirtmiştir[1]. Fenotip belirlemesindeki bu heterojenite, potansiyel yanlış sınıflandırmaya yol açabilir, ancak SNP etki tahminlerinin tutarlılığı ve kohortlar arasında başarılı replikasyon genellikle bu endişeleri hafifletmektedir [1]. Bu çalışmalardaki örneklem büyüklükleri, eMERGE ağının birkaç bin katılımcısı gibi bireysel kohortlardaki binlerden, bir Doğu Asya poligenik risk skoru çalışması için keşif setindeki 20.335 ve doğrulama setindeki 7993 birey gibi meta-analizlerdeki on binlere kadar değişmektedir [3]. Bu tür büyük ölçekli çalışmalar, ince genetik ilişkilendirmeleri tespit etmek ve yaş, cinsiyet, diyabet ve vücut kitle indeksi dahil olmak üzere karıştırıcı demografik ve klinik faktörleri ayarlamak için kritik öneme sahiptir [3].
Katarakt Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Katarakt Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak kataraktın en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ebeveynlerimin ikisinde de katarakt vardı. Bende de kesinlikle gelişecek mi?
Section titled “1. Ebeveynlerimin ikisinde de katarakt vardı. Bende de kesinlikle gelişecek mi?”Mutlaka öyle olacak diye bir şey yok, ancak riskiniz daha yüksek. Katarakt yatkınlığında genetik faktörler önemli bir rol oynamaktadır; kalıtımın %35 ila %58 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Aile öykünüz şansınızı artırsa da, onları kesinlikle geliştireceğinizi garanti etmez, çünkü başka faktörler de işin içindedir.
2. Kardeşim neden katarakt oldu da ben olmadım?
Section titled “2. Kardeşim neden katarakt oldu da ben olmadım?”Aynı aile içinde bile genetik yatkınlıklar farklılık gösterebilir. Genetik önemli bir faktör olmakla birlikte, kalıtım derecesi %58’e kadar çıkarken, siz ve kardeşiniz riski etkileyen genetik varyantların farklı kombinasyonlarını kalıttınız. Çevresel maruziyetler ve yaşam tarzı seçimleri de bu bireysel farklılıklara katkıda bulunur; bu da bir kardeşin katarakt geliştirebilirken diğerinin neden geliştirmeyebileceğini açıklar.
3. Kadınların katarakt geliştirme olasılığı erkeklerden daha mı yüksek?
Section titled “3. Kadınların katarakt geliştirme olasılığı erkeklerden daha mı yüksek?”Evet, araştırmalar kadınların erkeklere kıyasla katarakt geliştirme ve katarakt ameliyatı geçirme riskinin biraz daha yüksek olduğunu göstermektedir. Büyük ölçekli genetik çalışmalar, bu farka katkıda bulunan cinsiyete özgü genetik etkileri bile belirlemiştir.
4. Bir DNA testi katarakt riskimi tahmin edebilir mi?
Section titled “4. Bir DNA testi katarakt riskimi tahmin edebilir mi?”Evet, Poligenik Risk Skorları (PRS) gibi araçlar katarakt riskini öngörmede umut vaat etmektedir. Bu skorlar, bireysel yatkınlığınızı tahmin etmek için genomunuzdaki çok sayıda genetik varyasyonu analiz eder. Gelişimi devam etmekle birlikte, özellikle farklı popülasyonlarda önemli bilgiler sunabilirler.
5. Etnik kökenim katarakt riskimi etkiler mi?
Section titled “5. Etnik kökenim katarakt riskimi etkiler mi?”Evet, etnik kökeniniz katarakt riskinizi etkileyebilir. Tarihsel araştırmaların çoğu Avrupa popülasyonlarına odaklanmış olsa da, çok etnisiteli çalışmalar popülasyona özgü genetik varyantları ve farklı risk faktörlerini ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, bir gruptan elde edilen bulguların diğerlerine tam olarak uygulanamayabileceği anlamına gelmekte ve çeşitli araştırmaların önemini vurgulamaktadır.
6. Ailemde katarakt varsa, kataraktı önlemek için ne yapabilirim?
Section titled “6. Ailemde katarakt varsa, kataraktı önlemek için ne yapabilirim?”Kalıtsal genetik riskinizi değiştiremeseniz de, yaşam tarzı seçimleri önleme açısından hala önemlidir. Çevresel maruziyetleri sınırlamak ve sağlıklı alışkanlıklar edinmek, riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir. Araştırmalar gen-çevre etkileşimlerinin tam kapsamını hala incelemektedir, ancak birincil önleme stratejileri hayati öneme sahiptir.
7. Yaşam tarzım ailemin göz geçmişinin üstesinden gerçekten gelebilir mi?
Section titled “7. Yaşam tarzım ailemin göz geçmişinin üstesinden gerçekten gelebilir mi?”Aile öykünüz olsa bile, yaşam tarzınız riskinizi önemli ölçüde etkileyebilir. Genetik faktörler yatkınlığın %35-58’ini oluştururken, çevresel faktörler ve karmaşık gen-çevre etkileşimleri de rol oynamaktadır. Genetik yatkınlığınız olsa bile, önleyici stratejiler benimsemek genel riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir.
8. Daha gencim ama görüşüm bulanık. Katarakt olabilir mi?
Section titled “8. Daha gencim ama görüşüm bulanık. Katarakt olabilir mi?”Kataraktlar yaşla birlikte en sık görülse de, daha genç bireylerde konjenital veya pediatrik kataraktlar olarak bilinen gelişimsel bir bozukluk olarak ortaya çıkabilirler. Eğer genç yaşta bulanık görme yaşıyorsanız, doğru bir tanı için bir göz sağlığı uzmanına danışmanız önemlidir.
9. Kataraktların düşme riskimi artırabileceği doğru mu?
Section titled “9. Kataraktların düşme riskimi artırabileceği doğru mu?”Evet, bu doğru. Sadece görme bozukluğunun ötesinde, kataraktlar artan düşme riskiyle ilişkilendirilmiştir. Bu durum muhtemelen, azalmış görüşün derinlik algısını ve engel kaçınmayı etkileyerek günlük aktiviteleri daha tehlikeli hale getirmesinden kaynaklanmaktadır.
10. Bazı insanlar yaşlılıklarında bile neden hiç katarakt olmaz?
Section titled “10. Bazı insanlar yaşlılıklarında bile neden hiç katarakt olmaz?”Bazı yaşlı bireylerde kataraktın olmaması, muhtemelen olumlu genetik faktörler ve koruyucu çevresel etkilerin bir kombinasyonundan kaynaklanmaktadır. Birçok genetik lokus katarakt riskiyle ilişkili olsa da, bazı bireyler ömür boyu süren faydalı yaşam tarzı seçimleriyle birlikte, direnç sağlayan genetik profillere sahip olabilir.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Choquet H, et al. “A large multiethnic GWAS meta-analysis of cataract identifies new risk loci and sex-specific effects.”Nat Commun, vol. 12, 2021, p. 3595.
[2] Ritchie MD, et al. “Electronic medical records and genomics (eMERGE) network exploration in cataract: several new potential susceptibility loci.”Mol Vis, vol. 20, 2014, pp. 1281-1295.
[3] Hsu CC, et al. “Polygenic Risk Score Improves Cataract Prediction in East Asian Population.”Biomedicines, vol. 10, no. 9, 2022, p. 2056.
[4] Yonova-Doing, E. “Common variants in SOX-2 and congenital cataract genes contribute to age-related nuclear cataract.”Commun Biol, vol. 3, no. 1, 11 Dec. 2020, p. 764. PMID: 33311586.
[5] Hammond, C.J. et al. “The heritability of age-related cortical cataract: The twin eye study.”Investig. Ophthalmol. Vis. Sci., 2001, 42:601–605.
[6] Moore, A.T. “Understanding the molecular genetics of congenital cataract may have wider implications for age related cataract.”Investig. Ophthalmol. Vis. Sci., 2004, 45:2505-2510.
[7] Heiba, I.M. et al. “Evidence for a major gene for cortical cataract.”Investig. Ophthalmol. Vis. Sci., 1995, 36:1284-1290.
[8] Liao J, et al. “Meta-analysis of genome-wide association studies in multiethnic Asians identifies two loci for age-related nuclear cataract.”Hum Mol Genet, vol. 23, no. 22, 2014, pp. 6119-6128.
[9] Fu, C. et al. “Cataract-causing mutations L45P and Y46D promote γC-crystallin aggregation by disturbing hydrogen bonds network in the second Greek key motif.”Int. J. Biol. Macromol., 2021, 167:470–478.
[10] West, S.K. et al. “Sunlight exposure and risk of lens opacities in a population-based study: The Salisbury Eye Evaluation project.” JAMA, 1998, 280:714–718.
[11] Goralska, M. et al. “Overexpression of H-and L-ferritin subunits in lens epithelial cells: Fe metabolism and cellular response to UVB irradiation.”Investig. Ophthalmol. Vis. Sci., 2001, 42:1721–1727.
[12] Klein, A.P. et al. “Polygenic effects and cigarette smoking account for a portion of the familial aggregation of.” Investig. Ophthalmol. Vis. Sci., 2005, 46:4425-4430.
[13] Lindblad, B.E. et al. “Smoking cessation and the risk of cataract: A prospective cohort study of cataract extraction among men.”JAMA Ophthalmol., 2014, 132:253–257.
[14] Lim, L.S. et al. “Relation of age-related cataract with obesity and obesity genes in an Asian population.”Am J Epidemiol, 2009, 170:463-470.
[15] Lin, H-J. et al. “Single-nucleotide polymorphisms in chromosome 3p14.1- 3p14.2 are associated with susceptibility of type 2 diabetes with cataract.”Mol Vis, 2010, 16:1206-14.
[16] Skalka, H.W. et al. “Effect of corticosteroids on cataract formation.”Arch Ophthalmol, 1980, 98:1773–1777.
[17] Sitadevi, C. et al. “Fructose intolerance associated with congenital cataract. Report of a case.”Indian J Ophthalmol, 1991, 39:133-134.
[18] Yang, J. et al. “N6-methyladenosine METTL3 modulates the proliferation and apoptosis of lens epithelial cells in diabetic cataract.”Mol. Ther. Nucleic Acids, 2020, 20:111–116.
[19] Liu, X-C. et al. “Association between the 8-oxoguanine DNA glycosylase gene Ser326Cys polymorphism and age-related cataract: A systematic review and meta-analysis.”Int Ophthalmol, 2018, 38:1451–1457.
[20] Hodge, W. G., et al. “Risk factors for age-related cataracts.” Epidemiologic Reviews, vol. 17, 1995, pp. 336–346.
[21] Congdon N, et al. “Prevalence of cataract and pseudophakia/aphakia among adults in the United States.”Archives of Ophthalmology, vol. 122, no. 3, 2004, pp. 420-426.
[22] Clemons TE, et al. “Associations of mortality with ocular disorders and an intervention of high-dose antioxidants and zinc in the Age-Related Eye Disease Study: AREDS Report No. 13.”Arch Ophthalmol, vol. 122, no. 5, 2004, pp. 716-24.