Kardiyovasküler Yaş
Kardiyovasküler yaş, bir bireyin kardiyovasküler sisteminin sağlığını ve işlevsel durumunu kronolojik yaşına göre yansıtan bir ölçüttür. Bu, bir bireyin kalp krizi, inme ve kalp yetmezliği gibi kardiyovasküler hastalıklar (KVH’ler) geliştirme genel riskine dair sezgisel bir ölçüm sunar. Bir bireyin tahmini kardiyovasküler yaşı gerçek yaşından önemli ölçüde yüksek olduğunda, bu durum kalbinin ve kan damarlarının hızlanmış yaşlanmasını gösterir ve gelecekteki olumsuz kardiyak olaylar için artmış bir riske işaret eder.
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Kardiyovasküler yaşın biyolojik temelleri karmaşıktır ve genetik yatkınlıklar, çevresel faktörler ve yaşam tarzı seçimlerinin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Kapsamlı araştırmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla, çeşitli kardiyovasküler özelliklere katkıda bulunan çok sayıda genetik lokus ve tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlamıştır.[1] Bu özellikler arasında kan basıncı düzenlemesi, lipid metabolizması, subklinik aterosklerozun ilerlemesi, kalp yapısı ve fonksiyonu ile endotel sağlığı gibi faktörler bulunur ve bunların hepsinin kalıtsal olduğu gösterilmiştir.[1]Bu genetik belirteçleri büyük kohortlarda inceleyerek, araştırmacılar kalıtsal faktörlerin kardiyovasküler sistemin yaşlanma hızını ve hastalıklara yatkınlığını nasıl etkilediğini çözmeyi hedeflemektedir.
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Klinik açıdan bakıldığında, kardiyovasküler yaş, KVH riskini değerlendirmek ve hastaları bilgilendirmek için güçlü bir prognostik araç görevi görür. Bu, karmaşık risk faktörü bilgilerini geleneksel risk skorlarından daha anlaşılır ve etkili bir ölçüte dönüştürerek sağlık hizmeti sağlayıcıları ile bireyler arasında daha net bir iletişimi kolaylaştırır. “Daha yaşlı” bir kardiyovasküler yaşa sahip bireyleri belirlemek; yaşam tarzı değişiklikleri, farmakolojik tedaviler ve artırılmış izlemi içeren erken ve hedefe yönelik müdahalelere olanak tanıyarak KVH’lerin ilerlemesini yavaşlatmayı veya tersine çevirmeyi sağlar.[2]Framingham Kalp Çalışması kapsamında yürütülenler gibi çalışmalar, temel kardiyovasküler sağlık göstergelerinin genetik ve klinik korelasyonlarını kapsamlı bir şekilde karakterize etmiş, kişiselleştirilmiş önleme ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için değerli bilgiler sağlamıştır.[1]
Sosyal Önem
Section titled “Sosyal Önem”Kardiyovasküler yaş kavramı, halkın farkındalığını artırarak ve kardiyovasküler sağlıkta proaktif katılımı teşvik ederek önemli sosyal öneme sahiptir. Bu, bireylerin kardiyovasküler sistemlerinin sağlığının, günlük alışkanlıkları ve genetik yapıları tarafından etkilenerek kronolojik yaşlarından farklılık gösterebileceğini anlamalarını sağlar. Bu anlayış, daha sağlıklı davranışlar benimsemek için güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir, halk sağlığı girişimlerini bilgilendirebilir ve kardiyovasküler hastalıkların toplumsal yükünü azaltmayı amaçlayan politikaları yönlendirebilir.
Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”Kardiyovasküler yaş üzerine yapılan çalışmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) kullananlar, bulguların yorumlanmasını etkileyen doğal metodolojik ve istatistiksel kısıtlamalarla karşılaşmaktadır. Bazı kohortlardaki, Framingham Kalp Çalışması gibi, orta düzeydeki örneklem büyüklükleri, özellikle toplam fenotipik varyasyonun %4’ünden azını açıklayan genetik etkileri tespit etme konusunda sınırlı istatistiksel güce yol açabilir.[1] Ayrıca, önceki çalışmalarda 100K Affymetrix GeneChip’lerin kullanılması, array’de bulunmayan veya hedeflenen gen bölgeleri içindeki varyantlarla gerçek ilişkilendirmelerin potansiyel olarak gözden kaçırılmasına neden olarak sınırlı genomik kapsama sağlamıştır.[2] GWAS’ta doğal olarak bulunan kapsamlı çoklu test, aynı zamanda katı anlamlılık eşiklerini gerektirmekte, hem yanlış pozitif hem de yanlış negatif riskini artırmakta ve bağımsız kohortlarda replikasyonu kritik ancak çoğu zaman zorlu hale getirmektedir.[3] Nitekim, önceden bildirilen fenotip-genotip ilişkilendirmelerinin önemli bir kısmı, çalışmalar arasında tutarlı bir şekilde tekrarlanmamıştır, bu da daha fazla doğrulama ihtiyacını vurgulamaktadır.[3] Ek bir endişe, potansiyel kohort yanlılıklarıyla ilgilidir. Örneğin, katılımcıların genotipleme için DNA sağlayacak kadar uzun süre hayatta kalma gereksinimi, genotiplenen örneklemin genel popülasyondan daha sağlıklı olabileceği anlamına gelen bir sağkalım yanlılığına neden olabilir.[4] Dahası, bazı analizlerde kullanılan %80’lik orta düzey genotipleme çağrı oranı eşiği, kapsayıcı olması amaçlansa da, daha az sağlam ilişkilendirmelerin bildirilmesine katkıda bulunabilir.[1]Bu faktörler toplu olarak, bazı bulguların keşifsel niteliğini ve kardiyovasküler yaş ile genetik ilişkilendirmeleri doğrulamak için sağlam replikasyon ve daha derin genomik araştırma gerekliliğini vurgulamaktadır.[4]
Fenotip Değerlendirmesi ve Genellenebilirlik
Section titled “Fenotip Değerlendirmesi ve Genellenebilirlik”Kardiyovasküler fenotiplerin hassas karakterizasyonu ve bulguların genellenebilirliği, kardiyovasküler yaşı anlamada önemli sınırlamalar teşkil etmektedir. Ekokardiyografik özelliklerin bazen yirmi yıla yayılan uzun süreler boyunca ortalamasının alınması, geniş bir yaş aralığında tutarlı bir genetik ve çevresel etki olduğunu varsayar ki bu doğru olmayabilir ve yaşa bağlı gen etkilerini maskeleyebilir.[1] Bu tür uzun süreli ortalama alma, zamanla gelişen ekokardiyografik ekipmanlar nedeniyle potansiyel yanlış sınıflandırmaya da yol açmaktadır.[1] Bu strateji regresyon seyreltme sapmasını azaltmayı amaçlasa da, farklı ölçüm dönemleri ve teknolojilerdeki uygulaması dikkatli değerlendirmeyi gerektirmektedir.[1] Önemli bir genellenebilirlik endişesi, çalışma kohortlarının ağırlıklı olarak Avrupa kökenli beyaz bireylerden oluşmasından kaynaklanmaktadır.[1]Bu homojenlik, tanımlanan genetik ilişkilendirmelerin ve kardiyovasküler yaşa ilişkin genel anlayışın, diğer etnik veya ırksal kökenlerden gelen bireylere doğrudan uygulanamayabileceği anlamına gelmektedir.[1] Bazı analizlerde Avrupa dışı soyundan gelen bireylerin dışlanması, bu bulguların çeşitli küresel bir popülasyona daha geniş uygulanabilirliğini daha da sınırlandırmaktadır.[5]
Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkileşimler
Section titled “Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkileşimler”Mevcut araştırmalar, genetik ve çevre arasındaki karmaşık etkileşimi genellikle basitleştirmekte, bu da kardiyovasküler yaşın anlaşılmasında bilgi boşluklarının kalmasına yol açmaktadır. Kardiyovasküler yaş üzerine yapılanlar da dahil olmak üzere birçok çalışma, karmaşık özelliklerin kapsamlı bir şekilde anlaşılması için kritik öneme sahip olan gen-çevre etkileşimleri veya epistaz üzerine araştırmalar yapmamıştır.[1] Genetik varyantların fenotipleri bağlama özgü bir şekilde etkilediği, çevresel faktörlerin ise etkilerini potansiyel olarak modüle edebileceği bilinmektedir; örneğin, ACE ve AGTR2’nin sol ventrikül kütlesi ile ilişkilerinin diyet tuz alımına göre değiştiği gösterilmiştir.[1] Bu etkileşimlerin göz ardı edilmesi, genetik yatkınlıkların farklı çevresel koşullar altında nasıl ortaya çıktığına dair tam tablonun büyük ölçüde keşfedilmemiş kaldığı anlamına gelmektedir.[1]Bazı kardiyovasküler fenotipler önemli kalıtsallık gösterse de, tanımlanan genetik varyantlar genellikle toplam fenotipik varyansın sadece küçük bir kısmını açıklar; bu da “eksik kalıtsallığa” ve daha fazla keşfe olan ihtiyaca işaret etmektedir.[1]Mevcut bulgular, değerli olmakla birlikte, genellikle hipotez üreten nitelikte kabul edilmekte, bu da kardiyovasküler yaşa katkıda bulunan genetik ve çevresel faktörlerin eksiksiz ağı hakkında hala çok şey bilinmediğini göstermektedir. Gen-çevre etkileşimleri ve epistazın ayrıntılı analizlerini içeren gelecekteki araştırmalar, bu bilgi boşluklarını kapatmak ve kardiyovasküler sağlık ve yaşlanma hakkında daha incelikli bir anlayış sağlamak için elzem olacaktır.[4]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, bir bireyin kardiyovasküler hastalıklara yatkınlığını belirlemede ve kardiyovasküler yaşlanma hızını etkilemede kritik bir rol oynar. Birçok tek nükleotid polimorfizmi (SNP), temel kardiyak fonksiyonlar, vasküler bütünlük ve metabolik düzenlemede rol alan genlerle ilişkilidir. Bu varyantlar, Framingham Kalp Çalışması gibi büyük ölçekli genomik çalışmalarda aktif bir araştırma alanı olan kardiyovasküler sistemin yaşlanmasının altında yatan karmaşık genetik mimariye dair bilgiler sunar.[4]Kardiyak elektriksel aktiviteyi ve yapısal bileşenleri etkileyen varyantlar, kardiyovasküler sağlığın kritik belirleyicileridir. Örneğin,rs7373065 ve rs6773331 SNP’leri, SCN5A ve SCN10A genlerinin içinde veya yakınında bulunur. SCN5A, kalpte elektriksel impulsların başlatılması ve yayılması için gerekli olan kardiyak sodyum kanalının alfa alt birimini kodlar.SCN5A’daki varyasyonlar, kardiyak uyarılabilirliği değiştirebilir, bireyleri Brugada sendromu ve uzun QT sendromu dahil olmak üzere çeşitli aritmilere yatkın hale getirebilir, böylece ani kardiyak olay riskini artırarak kardiyovasküler yaşı hızlandırabilir.[6] Benzer şekilde, TTN geni, kardiyak ve iskelet kasının yapısal bütünlüğü ve pasif elastikiyeti için hayati önem taşıyan, bilinen en büyük insan proteini olan Titin’i kodlar. TTN veya onun antisens RNA’sı TTN-AS1’in içinde veya yakınında bulunan rs11902709 ve rs2042995 gibi varyantlar, kalp kası fonksiyonunu ve elastikiyetini etkileyebilir, dilate kardiyomiyopati gibi durumlara katkıda bulunabilir ve kalbin kanı verimli bir şekilde pompalamak için uzun vadeli yeteneğini etkileyerek kardiyovasküler yaşı etkileyebilir.[2] Ayrıca, genellikle TMEM270 yakınında bulunan ELN geni, kan damarlarına elastikiyet sağlayan bir protein olan elastini kodlar. Bu bölgedeki rs7795735 varyantı, vasküler yaşlanmanın önemli bir belirteci ve kardiyovasküler olayların bir öngörücüsü olan arteriyel sertliği etkileyebilir.
Hücre içi sinyal yolları ve hücresel düzenleme de genetik varyantlardan etkilenir ve kardiyovasküler yaşlanma üzerinde etkileri vardır.SIPA1L1 (Signal Induced Proliferation Associated 1 Like 1) içindeki rs35866366 varyantı önemlidir, çünkü SIPA1L1, vasküler yeniden şekillenme ve aterosklerozun ilerlemesi için kritik olan hücre göçü, yapışma ve sitoskeletal dinamikleri düzenleyen Rho GTPaz sinyalizasyonunda rol alır. Benzer şekilde, CAMK2D(Kalsiyum/Kalmodulin Bağımlı Protein Kinaz II Delta), kardiyak kontraktilite ve hipertrofi ve aritmilerin gelişimi için temel olan kalsiyum sinyalizasyonunda önemli bir rol oynar.CAMK2D’deki rs35430511 varyantı, kalsiyum işlenmesini veya aşağı akış sinyalizasyonunu modüle edebilir, kardiyak fonksiyonu etkileyerek hızlanmış kardiyovasküler yaşlanmaya katkıda bulunabilir.[2] Diğer önemli bir gen ise hücre büyümesi, farklılaşması ve inflamatuar yanıtlarda rol alan PLCE1 (Fosfolipaz C Epsilon 1) genidir. PLCE1’deki rs61886308 varyantı, vasküler düz kas hücre proliferasyonunu ve endotel fonksiyonunu etkileyerek ateroskleroz ve hipertansiyon gelişimini etkileyebilir.[7]Diğer varyantlar, metabolizma, doku gelişimi veya bağışıklık yanıtları üzerindeki daha geniş etkiler aracılığıyla kardiyovasküler yaşa katkıda bulunur.RNA5SP214 - VGLL2 bölgesinde yer alan rs6901720 varyantı, kas gelişiminde rol oynayan bir transkripsiyonel kofaktör olanVGLL2(Vestigial Like Family Member 2) genini içerir. Yetişkin kardiyovasküler yaşlanmaya doğrudan bağlantılar hala araştırılmakla birlikte, gelişimsel genler doku bakımı ve onarımı üzerinde uzun vadeli etkilere sahip olabilir.AGAP5 geni (ArfGAP With SH3 Domain, Ankyrin Repeat And PH Domain 5) ve rs147790633 varyantına sahip psödojeni BMS1P4, hücre içi trafik ve sinyalizasyonda rol alır, potansiyel olarak lipid metabolizmasını veya hücresel stres yanıtlarını etkileyebilir, bunlar kardiyovasküler yaşlanmanın temel itici güçleridir.[5] Son olarak, OR7E161P yakınında bulunan DEFB136(Defensin Beta 136), doğuştan gelen bağışıklığa katkıda bulunan defensin ailesinin bir parçasıdır. İnflamasyonun ateroskleroz ve kardiyovasküler yaşlanmanın kritik bir bileşeni olduğu göz önüne alındığında,rs4240678 varyantı, vaskülatür içindeki lokal inflamatuar yanıtları etkileyebilir, arteriyel hasara ve hızlanmış biyolojik yaşa katkıda bulunabilir.[3]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs35866366 | SIPA1L1 | cardiovascular age measurement |
| rs35430511 | CAMK2D | cardiovascular age measurement electrocardiography |
| rs6901720 | RNA5SP214 - VGLL2 | cardiovascular age measurement |
| rs7795735 | TMEM270 - ELN | aortic measurement cardiovascular age measurement |
| rs7373065 | SCN5A - SCN10A | atrial fibrillation T wave morphology measurement TPE interval measurement cardiovascular age measurement |
| rs147790633 | BMS1P4-AGAP5, AGAP5 | cardiovascular age measurement |
| rs61886308 | PLCE1 | cardiovascular age measurement |
| rs6773331 | SCN5A | cardiovascular age measurement |
| rs4240678 | OR7E161P - DEFB136 | cardiovascular age measurement left ventricular systolic function measurement left ventricular ejection fraction measurement left ventricular function |
| rs11902709 rs2042995 | TTN-AS1, TTN | acute myeloid leukemia cardiovascular age measurement QRS complex |
Kardiyovasküler Sağlığın Temel Göstergeleri
Section titled “Kardiyovasküler Sağlığın Temel Göstergeleri”Kardiyovasküler yaş, kavramsal olarak, çeşitli fizyolojik özelliklerin ve risk faktörlerinin kardiyovasküler sistem üzerindeki kümülatif etkisini temsil eder ve kronolojik yaşa göre fonksiyonel ve yapısal bütünlüğünü yansıtır. Kardiyovasküler sağlığı tanımlayan temel göstergeler arasında, sistolik kan basıncı (SBP) ve diyastolik kan basıncı (DBP) gibi kan basıncının hassas ölçümleri yer alır; hipertansiyon (HTN) klinik olarak SBP > 140 mmHg veya DBP > 90 mmHg olarak ya da yüksek kan basıncı tedavisi görüyor olmakla tanımlanır.[2]Metrekare başına kilogram (kg m⁻²) olarak hesaplanan Vücut Kitle İndeksi (BMI), vücut yağının temel bir antropometrik ölçüsü olarak hizmet eder ve kardiyovasküler sağlığın bilinen bir belirleyicisidir.[3], [8]Ayrıca, total kolesterolü (TC), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterolü, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolü ve trigliseridleri (TG) kapsayan kapsamlı lipid profilleri, oranlarıyla birlikte (örn. TC/HDL), metabolik sağlık ve aterosklerotik risk hakkında kritik bilgiler sağlar.[3], [8]Bu temel ölçümlerin ötesinde, diğer önemli faktörler kardiyovasküler sağlığın genel değerlendirmesine katkıda bulunur. Bunlar arasında diyabet durumu, sigara alışkanlıkları (günlük sigara sayısı ile ölçülen) ve kadınlarda menopozal durum ve hormon replasman tedavisi (HRT) gibi spesifik hormonal etkiler yer alır.[2]Alkol alımı gibi yaşam tarzı faktörleri de dikkate alınır. Ekokardiyografik boyutlar, özellikle sol ventrikül (LV) kütlesi ve sol atriyal (LA) boyut, kalbin doğrudan yapısal değerlendirmelerini sunar; ölçümler genellikle fizyolojik varyasyonları açıklamak için boy ve cinsiyete özgü referans limitleri kullanılarak kategorize edilir.[1] Bu çeşitli parametreler, genetik analizler için normalize edilmiş artıklar elde etmek amacıyla genellikle yaş ve cinsiyet gibi kovaryatlar için ayarlanır ve temel biyolojik özelliği demografik etkilerden etkili bir şekilde izole eder.[1], [2]
Kardiyovasküler Durumların ve Subklinik Aterosklerozun Sınıflandırması
Section titled “Kardiyovasküler Durumların ve Subklinik Aterosklerozun Sınıflandırması”Kardiyovasküler durumların sınıflandırması, başlıca klinik olaylardan aterosklerozun subklinik belirtilerine kadar uzanır. Başlıca koroner kalp hastalığı (CHD) olayları, tanımlanmış miyokard enfarktüsü, koroner yetmezlik ve KKH’ye atfedilebilen ölümü içerecek şekilde kategorize edilir.[6]Bunu genişleterek, başlıca aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (CVD) olayları, başlıca KKH olaylarını aterotrombotik inme ile birlikte kapsar.[6]Kalp Yetmezliği (HF) ve Atriyal Fibrilasyon (AF) gibi spesifik kardiyak durumlar da kardiyovasküler morbiditenin ayrı birer sınıflandırmasıdır.[6]Subklinik ateroskleroz, semptomatik hastalığın başlamasından önce arteriyel hasarın derecesini nicelendiren çeşitli görüntüleme tabanlı ölçümler aracılığıyla sınıflandırılır. Koroner arter kalsifikasyonu (CAC) ve abdominal aort kalsifikasyonu (AAC), multidedektörlü Bilgisayarlı Tomografi (MDCT) kullanılarak değerlendirilir ve kritik arteriyel bölgelerde kalsifiye plağın varlığını ve yükünü gösterir.[2] Ortak karotis arter, karotis arter bulbu ve internal karotis arterden alınan ölçümler dahil olmak üzere karotis intima-medya kalınlığı (IMT), arter duvarı kalınlığını ve erken aterosklerotik değişiklikleri yansıtan başka bir anahtar sınıflandırmadır.[2]Ayak Bileği-Brakiyal İndeks (ABI), periferik arter hastalığı için bir sınıflandırma görevi görür ve alt ekstremitelerde arteriyel stenoz veya oklüzyonu gösterir.[2]Bu sınıflandırmalar, genellikle yaş, cinsiyet ve diğer risk faktörlerine göre ayarlanarak, kardiyovasküler patolojinin ilerlemesini ve şiddetini anlamak için detaylı boyutsal bir yaklaşım sunar.
Operasyonel Tanımlar ve Ölçüm Metodolojileri
Section titled “Operasyonel Tanımlar ve Ölçüm Metodolojileri”Operasyonel tanımlar ve standardize edilmiş ölçüm metodolojileri, kardiyovasküler sağlık göstergelerinin tutarlı bir şekilde değerlendirilmesi için hayati öneme sahiptir. Kan basıncı tipik olarak, eğitimli hemşireler tarafından standardize edilmiş bir prosedür izlenerek cıvalı bir tansiyon aleti kullanılarak ölçülür ve tekrarlanan ölçümlerin ortalaması özellik değeri olarak kullanılır.[8] Kan basıncı ilacı kullanan bireyler için, ilaçsız değerleri tahmin etmek amacıyla sistolik kan basıncına 15 mmHg ve diyastolik kan basıncına 10 mmHg eklenerek ayarlanır.[2], [8] VKİ, boy ve kilo ölçümlerinden (kg m⁻²) doğrudan hesaplanır; trigliseritler (TG) ve C-reaktif protein (CRP) gibi lipid özellikleri ise ilişkilendirme analizleri için sıklıkla doğal logaritma dönüşümüne tabi tutulur.[8]Majör kardiyovasküler olayların tanısı, belirli klinik kriterlere dayanır. Miyokard enfarktüsü, üç kriterden en az ikisinin varlığıyla teşhis edilir: ECG üzerinde yeni tanısal Q dalgaları, uzamış iskemik göğüs rahatsızlığı ve yükselmiş miyokard nekrozu serum biyobelirteçleri.[6]Kalp yetmezliği tanısı, en az iki majör kriterin (örn., paroksismal noktürnal dispne, pulmoner raller, juguler venöz distansiyon, kalp boyutunda büyüme) veya bir majör ve iki minör kriterin varlığını gerektirir.[6]Subklinik ateroskleroz için, CAC ve AAC, modifiye Agatston skoru kullanılarak nicelendirilir; burada kalsifiye bir lezyon, BT atenüasyonu >130 Hounsfield Ünitesi olan en az üç bağlantılı piksel alanı olarak tanımlanır.[2] Karotis İMT ölçümleri, standardize edilmiş protokoller izlenerek, spesifik transdüserler (örn., ana karotis arter için 7,5 MHz) ile karotis ultrasonografisi kullanılarak yapılır.[2]
Kardiyovasküler Değerlendirmede Temel Terminoloji ve İlgili Kavramlar
Section titled “Kardiyovasküler Değerlendirmede Temel Terminoloji ve İlgili Kavramlar”Kardiyovasküler sağlığın anlaşılmasına ve incelenmesine hassas bir terminoloji temel oluşturur. Hipertansiyon (HTN), Vücut Kitle İndeksi (BMI) ve Total Kolesterol (TC), Yüksek Yoğunluklu Lipoprotein (HDL), Düşük Yoğunluklu Lipoprotein (LDL) ve Trigliseritler (TG) gibi çeşitli lipid bileşenleri gibi temel terimler, metabolik ve fizyolojik risk faktörleri için kelime dağarcığını oluşturur.[3]Subklinik ateroskleroz ile ilgili terimler arasında Koroner Arter Kalsifikasyonu (CAC), Abdominal Aort Kalsifikasyonu (AAC), Karotis İntima Medya Kalınlığı (IMT) ve Ayak Bileği-Brakiyal İndeks (ABI) yer alır ve her biri arteriyel sağlığın belirli bir ölçüsünü temsil eder.[2] Bu terimler, vaskülatürün yapısal bütünlüğünün değerlendirilmesinde ayrılmaz bir parçadır.
Klinik sonuçlar, Miyokard Enfarktüsü (MI), Kalp Yetmezliği (HF), Atriyal Fibrilasyon (AF) ve Aterotrombotik İnme gibi belirli hastalık sonlanım noktalarını ifade eden terimler kullanılarak tanımlanır.[6]“Tedaviye göre ayarlanmış sistolik kan basıncı” gibi ilgili kavramlar, ilaçların gözlemlenen değerler üzerindeki etkisini açıklamak ve altta yatan fizyolojik durumun daha doğru bir yansımasını sağlamak amacıyla araştırmalarda kullanılır.[2]Standartlaştırılmış terminolojiler ve “daha önce yayınlanmış kriterler”, Framingham Kalp Çalışması’nın kardiyovasküler olaylar için değerlendirme süreçlerinde örneklendiği gibi, çalışmalar arasında tanı ve ölçümde tutarlılığı sağlar.[6] Genetik analizler için, fenotipler genellikle kovaryat ayarlamasından sonra “cinsiyete özgü artıklar” veya “sıralanmış normalleştirilmiş sapmalar” haline dönüştürülür ve bu da bu karmaşık özellikler üzerindeki genetik etkilerin izole edilmesini sağlar.[1], [2]
Kardiyovasküler Yaşın Nedenleri
Section titled “Kardiyovasküler Yaşın Nedenleri”Kardiyovasküler sistemin sağlığı ve işlevi üzerindeki çeşitli faktörlerin kümülatif etkisini yansıtan bir gösterge olan kardiyovasküler yaş, genetik yatkınlıklar, yaşam tarzı seçimleri, çevresel maruziyetler ve daha geniş fizyolojik koşulların karmaşık bir etkileşiminden etkilenir. Bu nedenleri anlamak, kardiyovasküler sağlığı korumak ve olumsuz sonuçların riskini azaltmak için stratejiler geliştirmek açısından hayati öneme sahiptir.
Kardiyovasküler Özelliklere Genetik Yatkınlık
Section titled “Kardiyovasküler Özelliklere Genetik Yatkınlık”Bir bireyin kardiyovasküler yaşı, çeşitli kardiyovasküler durumlar ve risk faktörlerine yatkınlığı etkileyebilen kalıtsal genetik yapısı tarafından önemli ölçüde şekillenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) çok sayıda ilişki tanımlamıştır; örneğin, ekokardiyografik boyutlar, brakiyal arter endotel fonksiyonu ve,.[9] CNTN5 genindeki rs10501920 gibi belirli genetik varyantlar atriyal fibrilasyon ve kalp yetmezliği ile ilişkilendirilmişken, PHACTR1 yakınındaki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) (rs499818 , rs1512411 , rs507369 ) ise majör Kardiyovasküler Hastalık ve koroner kalp hastalığı ile korelasyon gösterir.[6] Tek genetik varyantların ötesinde, birçok yaygın varyantın kümülatif etkisini içeren poligenik risk, dislipidemi gibi durumlarda önemli bir rol oynar; burada 30 lokustaki yaygın varyantlar özelliğe katkıda bulunur.[10]Yeni tanımlanan lokuslar, lipid konsantrasyonlarını ve koroner arter hastalığı riskini de etkiler.[5], [7], [10]Ek olarak, cis-etkili düzenleyici varyantlar, C-reaktif protein konsantrasyonunu etkileyen CRP geni gibi genlerin ekspresyon seviyelerini etkileyerek, kardiyovasküler sağlıkta bireysel farklılıklara daha fazla katkıda bulunur.[3]
Çevresel ve Yaşam Tarzı Etkileri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Etkileri”Çevresel faktörler ve yaşam tarzı seçimleri, temel fizyolojik süreçleri ve risk faktörlerini düzenleyerek kardiyovasküler yaş üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Kardiyovasküler riskin başlıca etkenleri sigara kullanımı, diyabet, yüksek sistolik kan basıncı ve yüksek toplam kolesterol düzeyleridir.[6], [11]Beslenme alışkanlıkları da kritik bir rol oynar; antioksidan vitaminler ve mineraller gibi beslenme müdahalelerinin kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar mevcuttur.[12], [13]Diğer önemli yaşam tarzı ve çevresel faktörler şunlardır: vücut kitle indeksi (BMI), bel çevresi, trigliserit düzeyleri, alkol tüketimi ve kardiyovasküler fonksiyonu etkileyebilecek çeşitli maddelere maruz kalma.[3]Sağlanan bağlamda açıkça detaylandırılmamış olsa da, sosyoekonomik faktörler ve coğrafi etkiler genellikle sağlık hizmetlerine erişim, beslenme alışkanlıkları ve çevresel stres faktörlerine maruz kalma ile korelasyon göstererek kardiyovasküler sağlığı dolaylı yoldan etkiler. Bu değiştirilebilir faktörler, kardiyovasküler yaşı iyileştirmeye yönelik müdahalelerin potansiyelini ortaya koymaktadır.
Karmaşık Gen-Çevre Etkileşimleri
Section titled “Karmaşık Gen-Çevre Etkileşimleri”Bir bireyin genetik yatkınlığı ile çevresi arasındaki etkileşim, kardiyovasküler yaşı genellikle bağlama özgü bir şekilde önemli ölçüde şekillendirir. Genetik varyantlar, çevresel maruziyetlere bağlı olarak fenotipleri farklı şekilde etkileyebilir, yani Örneğin,ACE ve AGTR2gibi genlerin sol ventrikül kütlesi ile ilişkilerinin değiştiği bildirilmiştir.
Ayrıca, genetik etkiler yaşa bağlı olabilir, yani Bu dinamik etkileşim, bir kişinin kardiyovasküler seyrinin sadece doğumda belirlenmediğini, ancak genlerinin zamanla biriken çevresel maruziyetlere nasıl tepki verdiğinden etkilenen sürekli bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu karmaşık etkileşimleri anlamak, kişiselleştirilmiş önleme ve tedavi stratejileri için hayati öneme sahiptir.
Komorbiditeler ve Yaşla İlişkili Fizyolojik Değişiklikler
Section titled “Komorbiditeler ve Yaşla İlişkili Fizyolojik Değişiklikler”Genetik ve çevresel faktörlerin ötesinde, mevcut sağlık durumları ve doğal yaşlanma süreci kardiyovasküler yaşa önemli ölçüde katkıda bulunur. Diyabet ve hipertansiyon gibi komorbiditeler, kalp ve kan damarları üzerinde kronik stres oluşturarak kardiyovasküler yaşlanmayı hızlandıran iyi bilinen risk faktörleridir.[6]Bu durumların varlığı ve yönetimi, genellikle antihipertansif veya lipid düşürücü tedavileri içeren, kardiyovasküler sağlık sonuçlarını doğrudan etkiler.[3], [6]Kronolojik yaşlanma ile ilişkili fizyolojik değişiklikler de, diğer faktörlerden bağımsız olarak, kardiyovasküler yaşın ilerlemesinde doğrudan bir rol oynar. Bireyler yaşlandıkça, vasküler elastikiyetteki değişiklikler, miyokard fonksiyonu ve koroner arter ile aort kalsifikasyonu gibi subklinik ateroskleroz birikimi, daha az verimli bir kardiyovasküler sisteme katkıda bulunur.[14]Yaşlanmadan sorumlu mekanizmalar üzerine yapılan araştırmalar, sağlıklı kardiyovasküler fonksiyonu uzatma hedefiyle, orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde sağlığın geliştirilmesi için yolları belirlemeyi amaçlamaktadır.[4]
Kardiyovasküler Sağlık Üzerindeki Genetik Etkiler
Section titled “Kardiyovasküler Sağlık Üzerindeki Genetik Etkiler”Kardiyovasküler sağlık, bireyin genetik yapısı tarafından derinden şekillenir ve çok sayıda genetik varyant, kardiyovasküler hastalıkların riski ve ilerlemesine katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), karmaşık kardiyovasküler özellikler üzerinde mütevazı ancak önemli etkiler gösteren spesifik genetik lokusları tanımlamada etkili araçlardır.[1]Bu çalışmalar, sol ventrikül yeniden şekillenmesi, endotel fonksiyonu ve egzersiz performansı gibi fenotiplerin genetik temellerini keşfetmek için Framingham Kalp Çalışması gibi kapsamlı genotip verilerinden yararlanmaktadır.[1] Bu tür araştırmalar, uzun ömürlülüğe ve sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunan yeni biyolojik yollarla ilgili hipotezler üretmektedir.[4]Genetik mekanizmalar, başta lipid konsantrasyonları olmak üzere, temel kardiyovasküler risk faktörlerini düzenlemede kritik bir rol oynamaktadır. Yaklaşık 30 lokusta bulunan yaygın varyantların, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C) ve trigliserit düzeylerini etkileyerek poligenik dislipidemiye katkıda bulunduğu bilinmektedir.[10] Örneğin, HMG-CoA redüktazı kodlayan HMGCRgenindeki spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), LDL-C düzeyleri ile ilişkilendirilmiş ve ekson 13’ün alternatif eklenmesini etkilemektedir.[15] Ayrıca, PCSK9geninin allelleri, kardiyovasküler hastalık riski ile ikna edici bir şekilde ilişkilendirilmiştir ve bu durum, hastalık önlenmesinde genetik hedeflerin önemini vurgulamaktadır.[10]
Vasküler Fonksiyonun Moleküler ve Hücresel Düzenlenmesi
Section titled “Vasküler Fonksiyonun Moleküler ve Hücresel Düzenlenmesi”Moleküler ve hücresel yolların karmaşık dengesi, vasküler homeostazın sürdürülmesi ve erken kardiyovasküler yaşlanmanın önlenmesi için esastır. Lipid metabolizması, LDL-C, HDL-C ve trigliseridler gibi kritik biyomoleküllerin sıkı bir şekilde düzenlendiği, konsantrasyonlarının kardiyovasküler hastalıklar için yaygın olarak uygulanan öngörücüler olarak hizmet ettiği merkezi bir süreçtir.[7] Bu lipid seviyelerini etkileyen genlerden etkilenen genetik risk profilleri, varyanslarının önemli bir oranını, vücut kitle indeksi gibi geleneksel risk faktörleriyle karşılaştırılabilir düzeyde açıklayabilir.[5]Bu metabolik süreçlerdeki bozulmalar, sıklıkla genetik yatkınlıklarla tetiklenerek, kardiyovasküler gerilemeyi hızlandıran dislipidemi gibi durumlara yol açabilir.[10] Lipid metabolizmasının ötesinde, endotel sağlığı ve kardiyak elektriksel aktivite gibi hücresel fonksiyonlar kritiktir. Vasküler sağlığın bir ölçütü olan brakiyal arter endotel fonksiyonu, belirli genetik lokuslarla bağlantılı kalıtsal bir özelliktir.[1]Endotel disfonksiyonu, vasküler hasarın erken bir göstergesi olup, arteriyel sertliğe ve ateroskleroz gelişimine katkıda bulunur.[1] Benzer şekilde, kalp kasının elektriksel iyileşmesi olan kardiyak repolarizasyon, NOS1AP (CAPON) geninde bulunanlar gibi genetik varyantlardan etkilenir.[14]Bu moleküler ve hücresel mekanizmalar birbirine bağlıdır ve doğru işleyişleri genel kardiyovasküler bütünlük için hayati öneme sahiptir.
Kardiyovasküler Yaşlanmanın Patofizyolojik Süreçleri
Section titled “Kardiyovasküler Yaşlanmanın Patofizyolojik Süreçleri”Kardiyovasküler yaşlanma, kalp ve kan damarlarının yapısını ve işlevini kademeli olarak bozan bir dizi patofizyolojik süreçle karakterizedir. Birincil bir mekanizma, atardamarlarda plak birikimi ile karakterize bir hastalık olan aterosklerozdur. Subklinik ateroskleroz, karotis arter intima-medya kalınlığı (IMT), abdominal aort kalsifikasyonu (AAC) ve koroner arter kalsifikasyonu (CAC) gibi ölçümlerle nicelendirilebilir.[2] Bu kalsifik birikintiler ve arteriyel kalınlaşma, miyokard enfarktüsü ve inme için önemli risk faktörleri olup, vasküler morbidite ve mortalitenin güçlü belirleyicileridir.[2] Diğer bir kritik patofizyolojik süreç, kalbin boyutu, şekli ve işlevindeki değişiklikleri içeren sol ventrikül (LV) yeniden yapılanmasıdır. LV kütlesi (LVM), LV duvar kalınlığı (LVWT), LV diyastolik çapı (LVDD) ve LV sistolik çapı (LVSD) dahil olmak üzere ekokardiyografik boyutlar, bu değişiklikleri yansıtan ve kardiyovasküler hastalık sonuçları ile ilişkili kalıtsal özelliklerdir.[1]Bu yapısal değişiklikler, bozulmuş kalp fonksiyonuna yol açabilir ve konjestif kalp yetmezliği gibi durumlara katkıda bulunabilir.[1]Hipertansiyon ve diyabet gibi sistemik faktörler bu süreçleri önemli ölçüde şiddetlendirerek, metabolik sağlık ve kardiyovasküler bozulma arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır.[2]
Kardiyovasküler Hastalığın Sistemik Sonuçları ve Biyobelirteçleri
Section titled “Kardiyovasküler Hastalığın Sistemik Sonuçları ve Biyobelirteçleri”Kardiyovasküler yaşlanmanın etkisi sistemik olarak genişler, çeşitli organları etkiler ve genel hastalık yükünü yansıtan ölçülebilir biyobelirteçler aracılığıyla kendini gösterir.[10]Anormal lipid seviyeleri ile karakterize dislipidemi, kardiyovasküler sağlığı ve hastalık ilerlemesini geniş ölçüde etkileyen önemli bir sistemik risk faktörüdür.[10]Benzer şekilde, kronik hipertansiyon ve diyabet, vasküler hasarı hızlandıran, ateroskleroz ve diğer kardiyovasküler komplikasyonların gelişimine katkıda bulunan derin sistemik bozukluklardır.[2] Bu sistemik sonuçları anlamak, sağlıklı yaşlanmayı teşvik etmek için hedefe yönelik müdahaleler geliştirmek açısından çok önemlidir.
Biyomoleküller, kardiyovasküler sağlık ve hastalığın hayati göstergeleri olarak hizmet eder. Örneğin, beyin natriüretik peptit (BNP) ve C-reaktif protein (CRP), konsantrasyonları kendi genlerindeki cis-etkili düzenleyici varyantlardan etkilenebilen biyobelirteçlerdir.[3]Bunların ve diğer biyobelirteçlerin, lipid profilleriyle birlikte yüksek seviyeleri, kardiyovasküler yaş ve riski değerlendirmek için ayrılmaz bir parça olan sistemik inflamatuar durum ve kardiyak gerilim hakkında bilgiler sağlar.[3]Ayak bileği-kol indeksi (ABI), periferik arter hastalığını yansıtan ve gelecekteki kardiyovasküler sonuçların bir öngörücüsü olarak hizmet eden başka bir sistemik ölçümdür.[2]Bu sistemik belirteçler, bir bireyin kardiyovasküler sağlık durumu ve yaşlanma seyri hakkında kapsamlı bir görünüm sunar.
Lipid Metabolizması ve Dislipidemi
Section titled “Lipid Metabolizması ve Dislipidemi”Kardiyovasküler yaş, lipid metabolizmasının düzenlenmesinden önemli ölçüde etkilenir; bu düzenlemedeki dengesizlikler dislipidemiye yol açabilir ve aterosklerotik süreçleri hızlandırabilir. Temel metabolik yollar, çeşitli genetik ve moleküler mekanizmalarla sıkı bir şekilde kontrol edilen lipoproteinlerin sentezini, taşınmasını ve katabolizmasını içerir. Örneğin, kolesterol biyosentezinde hız sınırlayıcı bir enzim olan 3-hidroksi-3-metilglutaril-CoA redüktazı kodlayanHMGCRgenindeki yaygın genetik varyantların, ekson 13’ün alternatif eklenmesini (splicing) etkilediği ve böylece düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C) seviyelerini etkilediği gösterilmiştir.[15]Bu transkripsiyon sonrası düzenleyici mekanizma, önemli bir enzimin bulunabilirliğini ve aktivitesini doğrudan etkileyerek, gen düzenlemesinin kardiyovasküler sağlık için kritik olan metabolik akışı nasıl hassas bir şekilde ayarlayabileceğini vurgulamaktadır.
Sentezin ötesinde, lipidlerin katabolizması ve temizlenmesi de eşit derecede hayati öneme sahiptir ve sortilin/nörotensin reseptör-3 (SORT1) gibi proteinleri içerir. Bu reseptör, dolaşımdaki lipoproteinlerdeki trigliseritleri hidrolize etmek için gerekli bir enzim olan lipoprotein lipazın bağlanmasında ve degradasyonuna aracılık etmesinde rol oynar.[7]Bu tür katabolik yollardaki düzensizlik, kardiyovasküler hastalık için bilinen bir risk faktörü olan yüksek trigliserit seviyelerine yol açabilir.[7] Ayrıca, lipoproteinlerin birleşmesinde rol oynayan mikrozomal trigliserit transfer proteini (MTP), insan yaşam süresindeki potansiyel rolü açısından araştırılmıştır, ancak bazı çalışmalar haplotip’leri ile uzun ömürlülük arasında doğrudan bir ilişki olmadığını göstermektedir.[4]Topluca, bu detaylı metabolik ve düzenleyici mekanizmalar, bireyin kardiyovasküler yaşı için merkezi öneme sahip olan lipid profillerini belirleyen karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır.
Hücresel Sinyalleşme ve Vasküler Homeostaz
Section titled “Hücresel Sinyalleşme ve Vasküler Homeostaz”Kardiyovasküler yaşın kritik belirleyicileri olan vasküler homeostazın ve uygun kardiyak fonksiyonun sürdürülmesi, karmaşık hücresel sinyal yollarına ve düzenleyici mekanizmalara dayanır. Reseptör aktivasyonu, nitrik oksit sentaz 1 adaptör proteini (NOS1AP) gibi hücresel yanıtları düzenleyen hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır. NOS1AP’deki genetik varyantların, kalbin temel bir elektriksel süreci olan kardiyak repolarizasyonu modüle ettiği, böylece kardiyak ritmin korunmasında rol oynadığı ve potansiyel olarak aritmojenik riski etkilediği gösterilmiştir.[2] Bu durum, sinyal ağları içindeki spesifik protein etkileşimlerinin kalbin elektriksel stabilitesi üzerinde ne denli derin etkileri olabileceğini örneklemektedir.
Ayrıca, vasküler sistem karmaşık hormonal ve parakrin düzenlemeye tabidir. Örneğin, anjiyotensin II, vasküler düz kas hücrelerinde cGMP sinyalini antagonize ederek vasküler tonusu ve yapıyı etkileyebilir.[1]Renin-anjiyotensin sistemi ile nitrik oksit-cGMP yolu arasındaki bu yolak çapraz konuşması, kan basıncı düzenlemesi ve endotel fonksiyonu için hayati öneme sahiptir; bu yolaktaki bir düzensizlik hipertansiyona ve arteriyel sertliğe katkıda bulunarak hızlanmış kardiyovasküler yaşlanmanın belirleyici özelliklerini oluşturur.[1]Hücresel düzeydeki bu düzenleyici etkileşimler, kan basıncı ve endotel sağlığı gibi global fizyolojik parametreler üzerindeki etkileriyle birlikte, zaman içinde kardiyovasküler sistemin yapısal ve fonksiyonel bütünlüğüne topluca katkıda bulunur.
Metabolik Düzenleme ve Uzun Ömür Yolları
Section titled “Metabolik Düzenleme ve Uzun Ömür Yolları”Doğrudan lipid düzenlemesinin ötesinde, uzun ömürlülükle bağlantılı daha geniş metabolik düzenleyici mekanizmalar ve yollar, hücresel dayanıklılığı ve genel sistemik sağlığı etkileyerek kardiyovasküler yaşı önemli ölçüde etkiler. Sessiz bilgi düzenleyici Sir2’nin insan homologu olanSIRT3 geni, yaşlılarda sağkalım ile ilişkilendirilmiş olup, mitokondriyal fonksiyon, enerji metabolizması ve stres tepki yollarındaki rolüne işaret etmektedir.[4]Benzer şekilde, azalmış insülin/IGF-1 sinyalizasyonu insan uzun ömürlülüğü ile ilişkilendirilmiş olup, metabolik düzenlemeyi ve hücresel yaşlanma süreçlerini etkileyen korunmuş bir yolağı işaret etmektedir.[4] Bu yollar genellikle, enzim aktivitesini ve transkripsiyon faktörü düzenlemesini modüle eden, sirtuinler tarafından deasetilasyon gibi karmaşık geri bildirim döngüleri ve post-translasyonel modifikasyonlar içerir, böylece metabolik akışı ve hücresel yaşam süresini etkiler.
Endokrin sistemler de metabolik ve fizyolojik süreçler üzerindeki etkileri aracılığıyla kardiyovasküler yaşlanma üzerinde yaygın bir kontrol uygular. Örneğin, tiroid disfonksiyonu, yaşlı popülasyonlarda toplam kolesterol seviyeleriyle ilişkilendirilmiş olup, hormonal denge ile lipid profilleri arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu göstermektedir.[16]Endojen seks hormonlarının da erkeklerde kardiyovasküler hastalık insidansını etkilediği bilinmekte, kardiyovasküler sağlığın korunmasındaki düzenleyici rollerini vurgulamaktadır.[16]Dahası, genetik faktörlerden etkilenen yükselmiş serum ürik asit seviyeleri, çeşitli metabolik ve kardiyovasküler durumlarla ilişkili olup, bir biyobelirteç ve potansiyel olarak kardiyovasküler riskin bir aracısı olarak işlev görmektedir.[16]Bu endokrin ve metabolik yolların karmaşık etkileşimi, sağlıklı kardiyovasküler yaşlanma için bütünlüğü hayati önem taşıyan hiyerarşik bir düzenleme sistemini temsil etmektedir.
Sistemik Biyobelirteçler ve Hastalık İlerlemesi
Section titled “Sistemik Biyobelirteçler ve Hastalık İlerlemesi”Kardiyovasküler yaşın ilerlemesi, çeşitli sistemik yolaklardaki disregülasyon ile karakterizedir ve bu durum, hasar birikimine ve hastalıkla ilişkili mekanizmaların ortaya çıkmasına yol açar. C-reaktif protein (CRP) gibi enflamatuar belirteçler, yeni inme, koroner kalp hastalığı ve tüm nedenlere bağlı ölüm için güçlü bir şekilde öngörücüdür; bu da kronik düşük dereceli enflamasyonun hızlanmış kardiyovasküler yaşlanmanın merkezi bir bileşeni olduğunu göstermektedir.[3]Bu enflamatuar kaskadlar, karmaşık ağ etkileşimlerini içerir ve çeşitli uyaranlar tarafından tetiklenebilir; endotel disfonksiyonuna ve vasküler yaşlanmanın temel bir mekanizması olan ateroskleroz gelişimine katkıda bulunur.[2]Enflamasyonun ötesinde, diğer sistemik biyobelirteçler, kardiyovasküler yaşlanmanın ortaya çıkan özellikleri ve potansiyel tedavi hedefleri hakkında içgörüler sunmaktadır. Natriüretik peptidler, hepatik fonksiyon belirteçleri ve vitamin düzeyleri, kardiyovasküler hastalık riski ve ölüm ile ilişkilendirilmiş olup, yaşlanmanın organ fonksiyonları üzerindeki yaygın sistemik etkisini yansıtmaktadır.[3]Örneğin, hipertansiyonda gözlemlenen matriks birikimi ve glomerüloskleroz mekanizmaları, bir sistemdeki (renal) kronik stres ve disregülasyonun daha geniş kardiyovasküler patolojiye nasıl katkıda bulunabileceğini göstermektedir.[16]Bu tür biyobelirteçlerin ve bunların temelindeki yolak disregülasyonlarının tanımlanması, erken müdahale ve kardiyovasküler yaşın ilerlemesini hafifletmeyi amaçlayan kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için fırsatlar sunmaktadır.
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Bir bireyin “kardiyovasküler yaşını” anlamak, kronolojik yaşın ötesinde kardiyovasküler sağlığına dair kritik bilgiler sağlar ve hastalık riski ile ilerlemesi hakkında daha incelikli bir bakış açısı sunar. Bu kavram, genetik yatkınlıklar ve geleneksel risk faktörlerinin yanı sıra çeşitli fizyolojik ve anatomik belirteçleri birleştirerek, klinik karar verme için kapsamlı bir değerlendirme sunar.
Kardiyovasküler Morbidite ve Mortalitenin Prognostik Göstergeleri
Section titled “Kardiyovasküler Morbidite ve Mortalitenin Prognostik Göstergeleri”Çeşitli belirteçler, bir bireyin kardiyovasküler yaşını belirlemede ve gelecekteki olumsuz olayları tahmin etmede önemli katkı sağlamaktadır. Koroner arter kalsifikasyonu (CAC) ve abdominal aort kalsifikasyonu (AAC) ile kanıtlanan subklinik ateroskleroz, vasküler morbidite ve mortalitenin güçlü bir belirleyicisi olarak tanımlanmıştır.[17] Benzer şekilde, karotis arter intima-media kalınlığı (IMT), yaşlı yetişkinlerde miyokard enfarktüsü ve inme için bir risk faktörüdür.[18]Ayak bileği-kol indeksi (ABI) de gelecekteki kardiyovasküler sonuçları tahmin etmede hassasiyet ve özgüllük göstermektedir.[19]Arter sağlığının ötesinde, sol ventrikül kütlesi gibi kardiyak yapısal değişiklikler, yaşlı kohortlarda inme riskinin önemli belirleyicileridir.[20]Ekokardiyografik ölçümler ayrıca, koroner kalp hastalığı, inme, konjestif kalp yetmezliği ve mortalitenin altı ila yedi yıllık insidansını tahmin ederek prognostik değer sağlamaktadır.[21]Bu belirteçler, bir bireyin kardiyovasküler riskinin daha doğru bir şekilde tahmin edilmesine topluca katkıda bulunarak, şiddetli kardiyovasküler hastalık geliştirme veya olumsuz sonuçlar yaşama olasılığı daha yüksek olan hastaları belirlemedeki faydalarını vurgulamaktadır.
Risk Tabakalandırmasını ve Kişiselleştirilmiş Önleme Stratejilerini Geliştirmek
Section titled “Risk Tabakalandırmasını ve Kişiselleştirilmiş Önleme Stratejilerini Geliştirmek”Kardiyovasküler yaşın değerlendirilmesi, gelişmiş belirteçleri ve genetik içgörüleri entegre ederek geleneksel risk tabakalandırmasını geliştirir ve daha kişiselleştirilmiş bir tıp yaklaşımına doğru ilerler. C-reaktif protein (CRP) gibi inflamatuar belirteçler, natriüretik peptidler ve hepatik fonksiyon göstergeleri dahil olmak üzere biyobelirteçler, kardiyovasküler hastalık ve mortalite riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir;CRPise özellikle yeni gelişen inme, koroner kalp hastalığı ve tüm nedenlere bağlı mortaliteyi tahmin etmektedir.[3] Bu biyobelirteçler, bireylerin prognoz ve potansiyel müdahale için riskini tabakalandırmaya yardımcı olabilir ve “öngörücü, önleyici, kişiselleştirilmiş tıp” hedefiyle uyumludur.[3]Genetik risk profilleri, özellikle lipid düzeyleriyle ilişkili olanlar, yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi gibi geleneksel faktörlerin ötesinde, hiperkolesterolemi ve koroner kalp hastalığı gibi durumların daha iyi tahminini sunar.[5]Örneğin, bir total kolesterol (TC) genetik risk skoru, intima media kalınlığı (IMT) ile anlamlı düzeyde ilişkilendirilmiş ve hiperkolesterolemi tahminini geliştirmiştir.[5]Bu tür genetik içgörüler, dislipidemilerin ve ilişkili kardiyovasküler risklerin erken teşhisini kolaylaştırarak, yüksek riskli gruplar için hedefe yönelik önleyici stratejilerin uygulanmasını sağlar.[5]
Kardiyovasküler Bakımda Tanısal Fayda ve Terapötik Rehberlik
Section titled “Kardiyovasküler Bakımda Tanısal Fayda ve Terapötik Rehberlik”Kardiyovasküler yaşın kapsamlı değerlendirilmesi, klinik faydasını tanısal değerlendirme ve terapötik müdahalelere rehberlik etme alanlarına genişletmektedir. Çeşitli subklinik ateroskleroz ölçümleri ve kardiyak yeniden şekillenme göstergeleri, sadece prognostik araçlar olarak değil, aynı zamanda asemptomatik bireylerde kardiyovasküler hastalık yükünün boyutunu karakterize etmeye yardımcı olan tanısal yardımcılar olarak da hizmet eder. Bu tanısal fayda, yüksek kan basıncı, diyabet, obezite ve dislipidemi gibi geleneksel kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisi göz önünde bulundurulduğunda özellikle önemlidir; bu faktörlerin tümü, kardiyovasküler sağlık belirteçlerini değerlendiren çalışmalarda sıklıkla ayarlanır.[1]Ayrıca, kardiyovasküler yaşı anlamak, tedavi seçimi ve izleme stratejilerine yön verebilir. Örneğin, çalışmalar, hipertansiyonda kardiyovasküler morbidite ve mortalite üzerindeki etkileri açısından kalsiyum antagonistleri ile diüretikler ve beta-blokerler gibi farklı terapötik yaklaşımları karşılaştırmıştır.[10]Gelişmiş kardiyovasküler belirteçlerin klinik pratiğe entegrasyonu, hastalık ilerlemesinin ve müdahalelerin etkinliğinin daha hassas bir şekilde izlenmesine olanak tanır, böylece tedavi planlarının bireyin spesifik kardiyovasküler risk profiline ve hastalık seyrine göre uyarlanmasını sağlar.
References
Section titled “References”[1] Vasan RS et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.
[2] O’Donnell CJ et al. “Genome-wide association study for subclinical atherosclerosis in major arterial territories in the NHLBI’s Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.
[3] Benjamin EJ et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, 2007.
[4] Lunetta KL et al. “Genetic correlates of longevity and selected age-related phenotypes: a genome-wide association study in the Framingham Study.” BMC Med Genet, 2007.
[5] Aulchenko YS et al. “Loci influencing lipid levels and coronary heart disease risk in 16 European population cohorts.”Nat Genet, 2008.
[6] Larson MG et al. “Framingham Heart Study 100K project: genome-wide associations for cardiovascular disease outcomes.” BMC Med Genet. 2007. PMID: 17903304.
[7] Willer CJ et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, 2008.
[8] Sabatti, C. et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet, vol. 41, no. 1, 2009, pp. 35-46.
[9] Pilia G et al. “Heritability of cardiovascular and personality traits in 6,148 Sardinians.” PLoS Genet. 2006. PMID: 16934002.
[10] Kathiresan S et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.
[11] Kannel WBDT, Kagan A, Revotskie N, Stokes JI. “Factors of risk in the development of coronary heart disease-six year follow-up experience. The Framingham Study.” Ann Intern Med. 1961. PMID: 13751193.
[12] Hercberg S et al. “The SU.VI.MAX Study: a randomized, placebo-controlled trial of the health effects of antioxidant vitamins and minerals.” Arch Intern Med. 2004.
[13] Hercberg S et al. “A primary prevention trial using nutritional doses of antioxidant vitamins and minerals in cardiovascular diseases and cancers in a general population: the SU.VI.MAX study–design, methods, and participant characteristics.”
[14] Post W et al. “Associations between genetic variants in the NOS1AP (CAPON) gene and cardiac repolarization in the old order Amish.” Hum Hered, 2007.
[15] Burkhardt R et al. “Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol, 2008.
[16] Hwang, Shih-Jen, et al. “A genome-wide association for kidney function and endocrine-related traits in the NHLBI’s Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S10.
[17] Wilson, P. W., et al. “Abdominal aortic calcific deposits are an important predictor of vascular morbidity and mortality.”Circulation, vol. 103, no. 11, 2001, pp. 1529-1534.
[18] O’Leary, D. H. et al. “Carotid-artery intima and media thickness as a risk factor for myocardial infarction and stroke in older adults. Cardiovascular Health Study Collaborative Research Group.”N Engl J Med, vol. 340, no. 1, 1999, pp. 14-22.
[19] Doobay, A. V., and S. S. Anand. “Sensitivity and specificity of the ankle-brachial index to predict future cardiovascular outcomes: a systematic review.”Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, vol. 25, no. 7, 2005, pp. 1463-1469.
[20] Bikkina, M., et al. “Left ventricular mass and risk of stroke in an elderly cohort. The Framingham Heart Study.”JAMA, vol. 272, no. 1, 1994, pp. 33-36.
[21] Gardin, J. M. et al. “M-mode echocardiographic predictors of six- to seven-year incidence of coronary heart disease, stroke, congestive heart failure, and mortality in an elderly cohort (the Cardiovascular Health Study).”Am J Cardiol, vol. 87, no. 9, 2001, pp. 1051-1057.