Kalsiyum Oksalat Nefrolitiyazisi
Kalsiyum okzalat nefrolitiyazis, yaygın olarak böbrek taşı hastalığı olarak bilinen, böbreklerde katı kitlelerin oluşumuyla karakterize yaygın bir tıbbi durumdur. Yaygın bir rahatsızlıktır [1], Japonya’da %4-9 ve Amerika Birleşik Devletleri’nde %8 olarak tahmin edilen yaşam boyu prevalansa sahiptir [2]. Bu durum sıklıkla tekrarlar; ABD’de bir yıl sonra %14, beş yıl sonra %35’e varan oranlarda ve Japonya’da hastaların yaklaşık %60’ında on yıl içinde nüks görülmektedir [2].
Böbrek taşı oluşumunun biyolojik temeli, temel olarak idrarda tuzların kristalleşmesini içerir. Böbrek taşlarının çoğu, yaklaşık %80’i, kalsiyum okzalat veya kalsiyum fosfat kristallerinden oluşur[2]. Taş oluşumu, idrarın bu tuzlarla aşırı doygun hale gelmesi ve sitrat, magnezyum, pirofosfat, üromodulin ve osteopontin gibi doğal inhibitörlerin konsantrasyonlarının düşük olması durumunda meydana gelir[2]. İdrarda aşırı doygunluğa katkıda bulunan faktörler arasında hiperkalsiüri (idrarda aşırı kalsiyum), idrar yolu enfeksiyonları ve alkalin idrar bulunur [1]. Hem diyet gibi çevresel faktörler hem de genetik özellikler, taş oluşum mekanizmasında rol oynar[2]. Güçlü bir genetik bileşen belirgindir, zira böbrek taşı aile öyküsü olan bireyler önemli ölçüde daha yüksek risk altındadır; çalışmalar, taş oluşturan bireylerin %65’ine kadarının ailesel yatkınlığa sahip olduğunu tahmin etmektedir [2]. İkiz ve soy ağacı çalışmaları, böbrek taşı hastalığının güçlü kalıtsallığını daha da desteklemektedir [3] ve genetik faktörlerin idrar kalsiyum atılımını etkilediği bilinmektedir [4].
Klinik olarak, kalsiyum okzalat nefrolitiyazis şiddetli akut sırt ağrısına neden olabilir ve bazı durumlarda piyelonefrit veya akut böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir[1]. Yüksek prevalans ve nüks oranları, sağlık sistemleri üzerinde önemli bir yük oluşturmakta [2], ürolitiyazisin maliyetini ve genel prevalansını etkilemektedir [3]. Bu durum aynı zamanda kronik böbrek hastalığı riskinin artmasıyla da ilişkilidir[3]. Yaygın görülme sıklığı, şiddetli ağrı ve komplikasyon potansiyeli ve önemli sağlık hizmeti maliyetleri göz önüne alındığında, kalsiyum okzalat nefrolitiyazis önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir.
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Kalsiyum oksalat nefrolitiazisinin genetik temellerini anlamak karmaşık bir çabadır ve mevcut araştırma, bulguları yorumlarken dikkatli değerlendirme gerektiren çeşitli sınırlamalarla karşı karşıyadır. Bu sınırlamalar; metodolojik zorlukları, genellenebilirlik sorunlarını ve genetik ile çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimini içermektedir.
Metodolojik ve İstatistiksel Hususlar
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Hususlar”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi üzerine yapılan çalışmalar, genetik bulguların yorumlanmasını etkileyebilecek çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla karşı karşıyadır. Bazı analizler, özellikle belirli idrar özelliklerinin genetik belirleyicilerini araştıranlar, nispeten mütevazı örneklem büyüklükleriyle kısıtlanmıştır; bu durum, kalsiyum atılımı gibi temel risk faktörleri için anlamlı genetik ilişkilendirmeleri saptama gücünü potansiyel olarak sınırlamaktadır.[4] Ayrıca, çeşitli ilgisiz tıbbi durumları olan bireyleri içeren bazı genom çapında ilişkilendirme çalışmalarındaki kontrol kohortlarının bileşimi, kohort yanlılığına yol açabilir ve genetik etkilerin spesifik olarak nefrolitiyazise atfedilmesini karmaşıklaştırabilir. [1]
Fenotipik karakterizasyon da zorluklar sunmaktadır, zira ilgili tüm idrar risk faktörlerine ait kantitatif veriler kohortlar arasında tutarlı bir şekilde mevcut değildir ve taş oluşumuna bilinen bir çevresel katkıda bulunan faktör olan kritik diyet öyküsü sıklıkla eksiktir.[4]İdrar atılımlarını etkileyen ilaçların (örn. tiyazidler, allopurinol) veya değişken kemik döngüsünün biyobelirteç seviyeleri üzerindeki potansiyel etkisi, ölçülmemiş bir karıştırıcı faktörü temsil etmektedir.[4] Dahası, doğrudan fizyolojik ölçümler yerine formüllerden türetilen tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) gibi tahmini ölçümlere güvenilmesi, fenotipik değerlendirmede değişkenlik ve potansiyel yanlışlıklar ortaya çıkarmaktadır. [1]
Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite
Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite”Önemli bir sınırlama, bulguların çeşitli popülasyonlar arasında genellenebilirliğidir. Birçok büyük ölçekli genetik ilişkilendirme çalışması, Japon popülasyonu gibi belirli atasal gruplara ağırlıklı olarak odaklanmıştır; bu da tanımlanan genetik lokusların farklı genetik arka planlara sahip popülasyonlara tam olarak aktarılamayacağı anlamına gelir. [1] Trans-etnik meta-analizler ortaya çıkmakta olsa da, bu çalışmalar bazen popülasyonlar arasındaki genetik etkilerde önemli bir heterojenite ortaya koymuştur; bu da genetik risk faktörlerinin tüm yelpazesini küresel olarak yakalamak için daha çeşitli kohortlara olan ihtiyacın altını çizmektedir. [3] Bu geniş atasal temsil eksikliği, mevcut genetik bilgilerin dünya çapındaki hasta popülasyonuna uygulanabilirliğini sınırlamaktadır.
Çevresel ve Gen-Çevre Etkileşimleri
Section titled “Çevresel ve Gen-Çevre Etkileşimleri”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisin etiyolojisini tam olarak aydınlatmada, genetik yatkınlık ile diyet ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşim önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Düşük sıvı alımı, düşük diyet kalsiyumu ve yüksek diyet tuzu gibi çevresel faktörlerin hastalık riskini etkilediği bilinse de,[1]birçok kohortta kapsamlı kantitatif diyet öyküsünün bulunmaması, gen-çevre etkileşimlerinin derinlemesine değerlendirilmesini engellemektedir.[4]Bazı diyet müdahale çalışmalarında nüksü azaltmada gözlemlenen başarısızlık, altta yatan mekanizmaların mevcut anlayışımızdan daha karmaşık olduğunu düşündürmekte ve bu faktörlerin taş oluşumuna topluca nasıl katkıda bulunduğuna dair kalan bir bilgi boşluğunu vurgulamaktadır.[1]
Böbrek taşı hastalığının ve ilişkili biyokimyasal özelliklerinin kalıtsallığına dair güçlü kanıtlara rağmen, genetik varyansın önemli bir kısmı açıklanamamış kalmaktadır. Çalışmalar, taş riskiyle ilişkili birçok özelliğin güçlü bir kalıtsal bileşene sahip olmasına rağmen, spesifik idrar özelliklerine yönelik genetik belirleyicilerin hala büyük ölçüde tanımlanamamış olduğunu belirtmiştir. [4] Örneğin, önemli bir risk faktörü olmasına rağmen, idrar kalsiyum atılımına yönelik kapsamlı genetik ilişkilendirmeler bazı meta-analizlerde tespit edilememiştir. [4] Bu “kayıp kalıtsallık”, mevcut genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) yaklaşımlarının nadir varyantların, karmaşık epistatik etkileşimlerin veya diğer genetik mimarilerin katkılarını tam olarak yakalayamayabileceğini düşündürmekte ve gelecekteki keşifler için önemli bir alan bırakmaktadır.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”MIR4455, bir mikroRNA ve LINC02437, uzun intergenik kodlamayan bir RNA, hücresel ve fizyolojik dengeyi, böbrek fonksiyonu da dahil olmak üzere sürdürmek için hayati öneme sahip gen ekspresyonunda kritik düzenleyici roller oynayan geniş kodlamayan transkriptomun ayrılmaz bileşenleridir. Bu kodlamayan RNA’lar, hücre proliferasyonu ve farklılaşmasından stres yanıtlarına kadar çeşitli biyolojik süreçleri etkileyebilir; bunların hepsi böbrek sağlığı için önemlidir. Böbrek taşı oluşumunun, özellikle kalsiyum oksalat nefrolitiyazisinin karmaşık etiyolojisinin, böbreğin iyon ve çözünen maddeleri işleme şeklini etkileyen çok sayıda genetik faktörden etkilendiği bilinmektedir[2]. Bu tür kodlamayan RNA’ları içeren düzenleyici ağları anlamak, genellikle kalsiyum-fosfat metabolizmasındaki dengesizliklerle karakterize olan bu yaygın bozukluğa genetik yatkınlık hakkında ışık tutabilir[1].
Tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs56193428 , MIR4455 veya LINC02437 genlerinin içinde veya yakınında yer alıyorsa, bunların ekspresyonunu, stabilitesini veya işlenmesini önemli ölçüde etkileyebilir. Kodlamayan bölgelerdeki SNP’ler, transkripsiyon faktörü bağlanma bölgelerini, mikroRNA bağlanma bölgelerini veya RNA ikincil yapılarını değiştirerek gen regülasyonunu değiştirme yetenekleriyle giderek daha fazla tanınmaktadır. Bu tür genetik varyasyonlar, böbrek fizyolojisinde ince ama derin değişikliklere yol açarak, böbreğin uygun sıvı ve elektrolit dengesini koruma kapasitesini potansiyel olarak etkileyebilir. Örneğin, epitelyal sıkı bağlantılardaki iyonların sıkı bir şekilde düzenlenen paraselüler taşınmasındaki bozulmalar, böbrek taşı gelişiminde kritik faktörlerdir [2]. Bu nedenle, rs56193428 , serum fosforu veya tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) gibi parametreleri etkileyerek, bu temel hücresel süreçleri etkileyerek bir bireyin nefrolitiyazis riskini modüle edebilir [1].
rs56193428 , MIR4455 ve LINC02437’nin kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi için potansiyel etkileri, mineral homeostazı ve böbrek fonksiyonunda yer alan yolları düzensizleştirme kapasitelerinde yatmaktadır. Bu kodlamayan RNA’ların, muhtemelenrs56193428 aracılığıyla değişen aktivitesi, kalsiyum taşınımını, oksalat metabolizmasını veya idrar kristalizasyon inhibitörlerinin üretimini düzenleyen genlerin ekspresyonunu etkileyebilir. Bu düzensizlik, böbrek tübüllerinde kalsiyum oksalat kristal oluşumu ve agregasyonu için uygun bir ortama yol açabilir. Genetik çalışmalar, böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemek için uygun iyon homeostazı ve kalsiyum-fosfat metabolizmasının sürdürülmesinin önemini sürekli olarak vurgulamaktadır[2]. Dolayısıyla, bu varyantlar ve kodlamayan RNA’lar, böbrek sağlığı için gerekli olan hassas dengeyi etkileyerek, tekrarlayan böbrek taşı hastalığına genetik yatkınlığa potansiyel katkıda bulunanları temsil etmektedir [1].
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs56193428 | MIR4455 - LINC02437 | Kalsiyum Okzalat Nefrolitiyazis |
Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji
Section titled “Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji”Kalsiyum Okzalat Nefrolitiyazisinin Tanımı ve Temel Terminolojisi
Section titled “Kalsiyum Okzalat Nefrolitiyazisinin Tanımı ve Temel Terminolojisi”Nefrolitiyazis, halk arasında böbrek taşı hastalığı olarak bilinen, üriner sistemde katı kütlelerin oluşumu ile karakterize edilen yaygın bir tıbbi durumdur. [1]Bu taşlar şiddetli akut sırt ağrısına neden olabilir ve piyelonefrit veya akut böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir.[1]Kalsiyum okzalat nefrolitiyazisi, böbrek taşlarının esas olarak kalsiyum okzalat kristallerinden oluştuğu alt tipi ifade eder; bu kristaller, kalsiyum fosfat ile birlikte, tüm böbrek taşlarının çoğunluğunu (yaklaşık %80) oluşturur.[2]
“Nefrolitiyazis” ve “böbrek taşı” terimleri, bu rahatsızlığı tanımlamak için birbirinin yerine kullanılır. [1] Klinik ve araştırma ortamlarında, nefrolitiyazis tanısı, araştırmaya dahil eden hekimler tarafından doğrulanabilir veya ICD-10 ve OPCS kodları gibi standartlaştırılmış kodlar kullanılarak tıbbi kayıtlardan ya da kişinin kendi bildirdiği böbrek taşı ameliyatı öyküsü ile tespit edilebilir. [3]Genetik ilişkilendirme çalışmaları için, operasyonel tanımlar genellikle mesane taşı olan hastalar veya ilaçlar, hiperparatiroidizm ya da üriner sistemin doğuştan anomalileri nedeniyle oluşan sekonder nefrolitiyazis gibi belirli dışlamaları içerir.[3], [1]
Nefrolitiyazisin Sınıflandırılması ve Katkıda Bulunan Faktörler
Section titled “Nefrolitiyazisin Sınıflandırılması ve Katkıda Bulunan Faktörler”Böbrek taşları, birincil olarak kimyasal bileşimlerine göre sınıflandırılır; kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat en yaygın tipleridir.[5], [2]Tanınan diğer taş bileşimleri arasında strüvit, sistin, amonyum asit ürat ve ürik asit taşları bulunur; bunlar daha yaygın formlara odaklanan çalışmalarda sıklıkla dışlanır.[1] Bileşimin ötesinde, nefrolitiyazis geniş ölçüde primer (idiyopatik) ve sekonder formlara ayrılabilir; sekonder vakalar ise spesifik ilaçlar, hiperparatiroidizm veya üriner sistemin anatomik anormallikleri gibi tanımlanabilir nedenlerden kaynaklananlardır. [1]Spesifik bir alt tip olan hiperürikozürik kalsiyum oksalat nefrolitiyazis, metabolik özelliklere göre de tanınmaktadır.[6]
Taş oluşumuna yönelik kavramsal çerçeve, idrarın kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfat gibi taş oluşturan tuzlarla aşırı doygun olduğu bir durum olan üriner süpersatürasyon üzerinde yoğunlaşmaktadır.[1], [2]Bu süpersatürasyon, sıklıkla hiperkalsiüri, idrar yolu enfeksiyonları veya alkali idrar gibi faktörler tarafından indüklenir ve sitrat, magnezyum, pirofosfat, üromodulin ve osteopontin gibi doğal taş inhibitörlerinin konsantrasyonları düşük olduğunda kötüleşir.[1], [2]Hem çevresel faktörler, diyet dahil (örn. düşük sıvı alımı, düşük diyet kalsiyumu, yüksek diyet tuzu, Batı tarzı diyet, obezite, dehidrasyon), hem de genetik yatkınlıklar taş oluşumu riskine katkıda bulunur.[2], [1]
Tanı ve Risk Değerlendirme Kriterleri
Section titled “Tanı ve Risk Değerlendirme Kriterleri”Şiddetli akut sırt ağrısının klinik görünümü, nefrolitiazisin önemli bir göstergesidir. [1]Taş riskini kapsamlı bir şekilde anlamak ve yönetime rehberlik etmek amacıyla, çeşitli biyokimyasal parametreler değerlendirilir. Bunlar arasında kalsiyum, magnezyum, ürik asit ve idrar hacminin 24 saatlik idrarla atılımı bulunur; bunlar idrar süpersatürasyonunun kritik belirleyicileridir.[4]Ek olarak, fosfor, kalsiyum ve üratın serum düzeyleri, tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) ve vücut kitle indeksi (BMI) ile birlikte, böbrek taşı riskiyle ilişkili sistemik faktörleri ve metabolik özellikleri temsil ettikleri için değerlendirilir.[1]
Örneğin, eGFR, kan testi sonuçları, yaş ve cinsiyetten türetilen hesaplanmış bir ölçümdür ve böbrek fonksiyonunun bir değerlendirmesini sağlar. [1]Kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat için idrar doygunluğunun hesaplanması, kristal oluşum eğilimini ölçmek amacıyla genellikle özel bilgisayar programları kullanılarak yapılan önemli bir ölçümdür.[7]Magnezyum, kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat kristalizasyonunun bilinen bir inhibitörüdür ve idrar magnezyum konsantrasyonu hesaplanan süpersatürasyonu etkilemektedir.[8], [7]Taş bileşiminin doğrudan ölçümü kalsiyum oksalat alt tipini tanımlarken, devam eden araştırmalar ayrıca kalsiyum ve magnezyum atılımı gibi idrar özelliklerinin genetik belirleyicilerini de araştırmaktadır; bunların güçlü kalıtsal bileşenini ve taş oluşumu için daha yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemedeki biyobelirteç rolünü kabul etmektedir.[4]
Kalsiyum oksalat nefrolitiazisi, genellikle böbrek taşı hastalığı olarak bilinen, üriner sistem içinde kalsiyum oksalat kristallerinin oluşumuyla karakterize yaygın bir durumdur. Hastalık, akut semptomlar ve yüksek tekrarlama eğilimi nedeniyle önemli morbiditeye yol açabilir ve sıklıkla tıbbi müdahale gerektirir[1] [2].
Klinik Bulgular ve Semptomatoloji
Section titled “Klinik Bulgular ve Semptomatoloji”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisinin en tipik ve belirgin semptomu, sıklıkla renal kolik olarak adlandırılan şiddetli akut sırt ağrısıdır[1]. Bu ağrının şiddeti, rahatsız ediciden dayanılmaz olana kadar önemli ölçüde değişebilir ve klinik seyri genellikle akut ve zayıflatıcıdır. Ağrının ötesinde, bu durum piyelonefrit gibi ciddi bir böbrek enfeksiyonu veya akut böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açarak, geniş bir klinik fenotip spektrumu ve şiddet aralığı potansiyelini vurgulamaktadır[1]. Hastalık ayrıca yüksek bir nüks oranı ile karakterizedir; çalışmalar, hastaların yaklaşık %60’ının ilk taş epizodundan sonraki 10 yıl içinde nüks yaşadığını ve bazı popülasyonlarda bir yıl sonra %14, beş yıl sonra ise %35 oranlarında nüks görüldüğünü göstermekte, bu da hastalığın kronik doğasını vurgulamaktadır[1] [2].
Tanısal Değerlendirme ve Biyokimyasal Göstergeler
Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Biyokimyasal Göstergeler”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi için tanısal yaklaşımlar esas olarak idrar bileşimini ve metabolik faktörleri değerlendirmeyi içerir. Ölçüm yöntemleri, taş oluşumunda kritik bir faktör olan ve genellikle EQUIL2 gibi belirli bilgisayar programları kullanılarak hesaplanan kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfat ile idrar süpersatürasyonunu değerlendirmeyi içerir[2] [4]. İdrarda kalsiyumun artmış atılımı olan hiperkalsiüri, önemli bir objektif ölçüt ve taş gelişimine katkıda bulunan birincil metabolik anormalliktir [1] [4]. Ek olarak, tanısal araçlar, sitrat, magnezyum, pirofosfat, üromodulin ve osteopontin gibi doğal taş inhibitörlerinin idrar düzeylerini nicelendirmek için 24 saatlik idrar toplama işlemlerini içerir, çünkü bu maddelerin düşük konsantrasyonları artmış taş riski ile ilişkilidir[2] [4]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) dahil olmak üzere genetik çalışmalar, belirli genetik lokusları (örneğin, Japon popülasyonunda 5q35.3, 7p14.3 ve 13q14.1) ve böbrek taşı riski ile idrar kalsiyum atılımı ile ilişkili CLDN14 ve CASR gibi genleri tanımlamış, potansiyel biyobelirteçler ve bireysel duyarlılığa dair içgörüler sağlamaktadır [1] [9] [10] [11] [12].
Değişkenlik, Risk Faktörleri ve Nüks
Section titled “Değişkenlik, Risk Faktörleri ve Nüks”Kalsiyum oksalat nefrolitiazisinin klinik tablosu ve riski, hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenerek, belirgin bireyler arası farklılık ve heterojenite göstermektedir. Güçlü bir genetik yatkınlık, önemli bir prognostik göstergedir; taş oluşturanların %65’e kadarında rahatsızlığın aile öyküsü bulunmakta ve ikiz ile soybilim çalışmaları kalıtsallığını doğrulamaktadır[2]. Demografik gruplar arasında da fenotipik çeşitlilik gözlenmektedir; örneğin, İzlanda’da 70 yaş üstü bireylerdeki prevalans oranları erkeklerde %10,1’e karşılık kadınlarda %4,2 göstermekte ve cinsiyet idrar hacmi ve ozmolalite gibi üriner özellikleri önemli ölçüde etkilemektedir [2] [4]. Diyet, obezite ve dehidratasyon dahil olmak üzere çevresel faktörler, taş oluşumuna elverişli üriner ortama katkıda bulunan bilinen risk faktörleridir[1] [2]. Başlangıçtaki tedaviye rağmen yüksek nüks oranları, hedefe yönelik önleyici stratejiler uygulamak ve uzun vadeli hasta sonuçlarını iyileştirmek için bu çeşitli risk faktörlerini tanımlamanın önemini vurgulamaktadır [1] [2].
Yaygın olarak böbrek taşı hastalığı olarak bilinen kalsiyum oksalat nefrolitiazisi, üriner solütlerin hassas dengesini bozan genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşiminden kaynaklanır. Esas olarak kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfattan oluşan bu taşların oluşumu, idrarın bu tuzlarla aşırı doygunluğunu ve doğal kristalizasyon inhibitörlerinde bir eksikliği içerir[2]. Çok yönlü nedenleri anlamak, önleme ve tedavi için çok önemlidir.
Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Özellikler
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Özellikler”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisine karşı bireysel yatkınlıkta genetik faktörler önemli bir rol oynamaktadır; aile, ikiz ve soy ağacı çalışmalarında güçlü bir kalıtsal bileşen açıkça görülmektedir[13]; [14]; [3]; [15]; [16]; [17]; [18]; [19]; [20]. Böbrek taşı oluşturan bireylerin yüzde 65’e kadarı durumun aile öyküsünü bildirmekte, bu da kalıtsal riski vurgulamaktadır [2]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), Japonlar gibi popülasyonlarda 5q35.3, 7p14.3 ve 13q14.1 bölgeleri dahil olmak üzere çeşitli duyarlı lokusları ve böbrek taşları ile kemik mineral yoğunluğuyla ilişkiliCLDN14 gibi genlerdeki dizi varyantlarını tanımlamıştır [1]; [9].
Spesifik genetik varyantlar, kalsiyum ve magnezyum homeostazını etkileyerek üriner atılımı ve taş oluşumunu etkiler. Örneğin, kalsiyum algılayıcı reseptör (CASR) geni yakınındaki yaygın ve nadir varyantlar serum kalsiyum konsantrasyonları ile ilişkilidir ve CASR gen polimorfizmleri, taş oluşturan hastalarda üriner kalsiyum atılımını etkileyebilir [10]; [11]; [12]. Ek olarak, böbreğe özgü ekspresyon gösteren genlerdeki kodlama dizisi varyantları, bir Na/Pi kotransporterı (NP*003043.3:p.Tyr489Cys) ve bir Ca kanalı (NP_062815.2:p.Leu530Arg) gibi, böbrek taşları ve tekrarlayan böbrek taşları ile ilişkilendirilmiştir [2]. Magnezyum taşınımında görevliTRPM6 genindeki mutasyonlar, hipomagnezemiye ve buna bağlı hipokalsemiye yol açarak taş riskine dolaylı olarak katkıda bulunabilir [4]. Kalsiyum ve magnezyum atılımı ve hatta idrar hacmi gibi önemli üriner özelliklerin kalıtsallığı, bu durumun poligenik doğasını daha da vurgulamaktadır[4]; [21].
Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri”Kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu, idrar ortamına, özellikle de taş oluşturan tuzlarla aşırı doygunluk derecesine oldukça bağlıdır. Bu aşırı doygunluk, idrardaki kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfat konsantrasyonlarının yüksek olması ya da sitrat, magnezyum, pirofosfat, üromodulin ve osteopontin gibi doğal taş oluşumu inhibitörlerinin seviyelerinin düşük olması durumunda meydana gelir[2]. Daha fazla idrar kalsiyum atılımı ve değişmiş ürik asit atılımı bilinen risk faktörleridir; magnezyum ise bir kalsiyum oksalat kristalizasyon inhibitörü olarak işlev görür ve daha yüksek idrar magnezyum atılımı taş riskini potansiyel olarak azaltabilir[4].
Yaşam tarzı ve diyet seçimleri bu idrar parametrelerini önemli ölçüde etkiler. “Batılılaşmış diyet”, obezite ve dehidrasyon nefrolitiyazis ile güçlü bir şekilde ilişkilidir[1]. Özellikle obezite ve kilo alımı böbrek taşları için risk faktörleri olarak tanımlanmıştır[22]. Daha yüksek toplam idrar hacmini sürdürmek, taş oluşturan çözünen maddeleri seyrelttiği ve aşırı doygunluğu azalttığı için koruyucu bir faktördür [4]. Diyet değişiklikleri de dahil olmak üzere toplumsal değişiklikler, ürolitiyazisin değişen modellerine katkıda bulunur[23].
Karmaşık Etkileşimler ve Diğer Modülatörler
Section titled “Karmaşık Etkileşimler ve Diğer Modülatörler”Kalsiyum oksalat nefrolitiazisi, sıklıkla bireyin genetik yatkınlığının belirli çevresel ve yaşam tarzı faktörleri tarafından tetiklendiği veya şiddetlendiği karmaşık gen-çevre etkileşimlerinden kaynaklanır. İkiz çalışmaları, genetik ve diyetin nefrolitiazis riski üzerindeki birleşik etkisini vurgulamıştır[13]; [2]. Örneğin, genetik faktörler idrar kalsiyum atılımını etkilerken, bu faktörler taş oluşturanlar ile kontroller arasında farklılık gösterebilir; bu da genetik etkinin hastalık durumu ve diğer çevresel maruziyetler tarafından modüle edildiğini düşündürmektedir[4].
Genetik ve çevrenin ötesinde, başka birçok faktör taş oluşumuna katkıda bulunur. Hiperkalsiüri, idrar yolu enfeksiyonları ve alkali idrar gibi komorbiditeler, idrarın aşırı doygunluğunu ve taş oluşumunu doğrudan teşvik eder [1]. Obezite, bir komorbidite olarak, riski de önemli ölçüde artırır[22]; [1]. Ayrıca, tiyazidler ve allopurinol dahil olmak üzere bazı ilaçlar, ilgili çözünen maddelerin idrarla atılımını etkileyerek bir bireyin taş oluşumu riskini değiştirebilir [4]. Böbrek taşlarının prevalansı yaşla birlikte artma eğilimindedir ve yaşlı popülasyonlarda oranlar daha yüksektir [2].
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi, böbrek taşı hastalığı olarak da bilinen, idrar yollarında katı kütlelerin oluşumu ile karakterize edilen yaygın bir hastalıktır. Ağırlıklı olarak kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfat kristallerinden oluşan bu taşlar, şiddetli akut sırt ağrısına ve piyelonefrit veya akut böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir ,[10]. Paratiroid bezleri ve böbrekler gibi dokularda CASR’nin aktivasyonu, paratiroid hormonunun (PTH) salgılanmasını ve renal kalsiyum geri emilimini modüle eden hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır, böylece dolaşımdaki kalsiyum seviyelerini stabilize etmek için kritik bir geri bildirim döngüsü oluşturur [24].
Nefrolitiyazis bağlamında, CASR sinyalizasyonundaki veya bunun aşağı akış efektörlerindeki en ufak bozukluklar bile, idrarda aşırı kalsiyum atılımı ile karakterize edilen hiperkalsiüriye katkıda bulunabilir [2]. Oksalat ile birleşen bu yüksek idrar kalsiyum konsantrasyonu, kalsiyum oksalat kristal çekirdeklenmesi ve büyümesi için birincil bir ön koşul olan idrarın aşırı doygunluğunu tetikler[2]. Bu nedenle, 24 saatlik idrar kalsiyum atılımını etkileyenler de dahil olmak üzere, bu renal düzenleyici yollardaki düzensizlik, bir bireyin taş oluşumuna yatkınlığını doğrudan etkiler [4].
Taş Riskinin Genetik ve Proteomik Belirleyicileri
Section titled “Taş Riskinin Genetik ve Proteomik Belirleyicileri”Genetik yatkınlık, güçlü kalıtım ve böbrek taşları ile ilişkili biyokimyasal özelliklerle bağlantılı yaygın ve nadir genetik varyantların tanımlanmasıyla kanıtlandığı üzere, kalsiyum oksalat nefrolitiyazis riskini önemli ölçüde etkiler[2]. Bu genetik varyasyonlar, gen regülasyonunu değiştirerek renal iyon taşınımı, kristal oluşumu veya kristalizasyon inhibitörlerinin aktivitesi gibi kritik süreçlerde yer alan proteinlerin ekspresyon seviyelerini etkileyebilir. Ayrıca, fosforilasyon veya glikozilasyon gibi post-translasyonel modifikasyonlar, protein aktivitesini ve stabilitesini modüle edebilir, böylece karmaşık renal ortamdaki fonksiyonel rollerini etkileyebilir.
Sistem düzeyinde entegrasyon, genetik varyasyonların hastalık riskini etkilemek üzere proteom ile nasıl birleştiğini vurgulamaktadır. Genetik riski hastalık sonlanım noktalarına bağlayan araştırmalar, spesifik protein kantitatif özellik lokuslarının (pQTL’ler) dolaşımdaki protein seviyelerini nasıl etkileyebileceğini göstererek insan kan plazması proteomunu kullanmıştır[25], [26]. Bu proteo-genomik yakınsama, genetik varyantların değişmiş protein fonksiyonuna veya bolluğuna nasıl dönüştüğüne dair bilgiler sunarak, idrar kompozisyonunu veya kristal-hücre etkileşimlerini modüle eden proteinleri etkileyerek kalsiyum oksalat nefrolitiyazise bireysel yatkınlığı potansiyel olarak açıklayabilir[27].
Metabolik Akı ve İnhibitör Dengesi
Section titled “Metabolik Akı ve İnhibitör Dengesi”Kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu, hem taş oluşturan iyonların hem de doğal inhibitörlerin idrar konsantrasyonlarını düzenleyen metabolik yolların dengesine kritik olarak bağlıdır. Bu taşların birincil bileşeni olan oksalat, metabolizmanın bir son ürünüdür ve fizyolojik seviyeleri sürdürmek için biyosentezi ile katabolizması sıkı bir şekilde düzenlenir[2]. Artmış endojen oksalat üretimi veya bozulmuş yıkım gibi metabolik akıdaki düzensizlik, doğrudan hiperoksalüriye katkıda bulunarak taş oluşumu riskini önemli ölçüde artırır[2].
Oksalatın ötesinde, sitrat, magnezyum ve pirofosfat gibi doğal taş inhibitörlerinin idrar konsantrasyonları kritik koruyucu faktörlerdir[2]. Bu inhibitörlerin düşük seviyeleri, metabolik düzensizlik, değişmiş renal işleme veya diyet etkileri nedeniyle olsun, idrarın kristal çekirdeklenmesini, büyümesini ve agregasyonunu önleme kapasitesini azaltır. Metabolik GWAS çalışmaları, taş oluşumuyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere çeşitli metabolitler üzerindeki genetik etkileri tanımlamaya başlamıştır; bu da metabolik düzenleme ve akı kontrolündeki kalıtsal farklılıkların, bir bireyin kalsiyum oksalat nefrolitiyazisine yatkınlığını belirlemede önemli bir rol oynadığını düşündürmektedir[28], [29].
Entegre Moleküler Ağlar Litogenezde
Section titled “Entegre Moleküler Ağlar Litogenezde”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi, basit aşırı doygunluğun ötesine geçerek çeşitli hücresel ve sistemik süreçler arasındaki karmaşık ağ etkileşimlerini ve çapraz konuşmayı içeren birden fazla moleküler yolağın karmaşık etkileşiminden kaynaklanır. Örneğin, böbrek kalsiyum işlenmesini düzenleyen sinyal yolakları, oksalat veya sitrat atılımını etkileyen metabolik yolakları etkileyebilir ve bir sistemdeki değişikliklerin diğerlerine yayıldığı hiyerarşik bir düzenlemeyi gösterir[2]. Bu ağ etkileşimleri izole değildir, aksine genetik yatkınlıkların çevresel faktörlerle birleşerek bir bireyin litojenik riskini tanımlayan ortaya çıkan özellikler yarattığı entegre bir sistem oluşturur.
Bu entegre moleküler ağlar içindeki disregülasyon, nihayetinde taş oluşumunu destekleyen patolojik koşullara yol açar. Telafi edici mekanizmalar başlangıçta dengesizlikleri giderebilse de, nihai başarısızlıkları kronik taş hastalığına katkıda bulunur. Birden fazla yolağın birleştiği veya ayrıldığı bu ağlar içindeki kritik düğümleri belirlemek, terapötik müdahale için umut vadeden yollar sunar [2]. Örneğin, idrar homeostazını sürdürmede veya kristal agregasyonunu önlemede merkezi rol oynayan belirli taşıyıcıları, enzimleri veya reseptörleri hedeflemek, kalsiyum oksalat nefrolitiyazisinin ilerlemesini hafifletebilir.
Popülasyon Çalışmaları
Section titled “Popülasyon Çalışmaları”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, hastalığın küresel yükünü, demografik örüntülerini ve karmaşık genetik ve çevresel temellerini aydınlatmıştır. Kohort çalışmaları ve biyobank analizleri de dahil olmak üzere geniş çaplı epidemiyolojik araştırmalar, farklı popülasyonlardaki prevalans, rekürrens ve risk faktörleri hakkında kritik içgörüler sunarken, aynı zamanda kapsamlı bir anlayış için gerekli metodolojik yaklaşımların da altını çizmektedir.
Epidemiyolojik Görünüm ve Popülasyon Demografisi
Section titled “Epidemiyolojik Görünüm ve Popülasyon Demografisi”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi, farklı popülasyonlarda önemli prevalans ve nüks oranlarına sahip yaygın bir hastalıktır. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşam boyu prevalansın %8 olduğu tahmin edilmekte olup, bir yıl sonra %14 ve beş yıl sonra %35 gibi yüksek bir nüks oranına sahiptir[2]. Japonya, %4 ila %9 arasında değişen bir yaşam boyu prevalans bildirmektedir; burada hastaların yaklaşık %60’ı ilk tedaviyi takiben 10 yıl içinde nüks yaşamaktadır [1]. Epidemiyolojik bulgular, Batı tarzı diyet, obezite ve dehidrasyon gibi demografik faktörlerin nefrolitiyazis riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir[1].
Prevalans ve insidansta coğrafi farklılıklar da gözlemlenmektedir. Örneğin, İzlanda’da 70 yaş üstü bireyler arasında prevalans, kadınlara (%4,2) kıyasla erkeklerde (%10,1) belirgin şekilde daha yüksektir [2]. Bu popülasyona özgü modeller, genetik yatkınlıkların yanı sıra çevresel faktörlerin de gözlemlenen hastalık yükü farklılıklarına katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Araştırmalar ayrıca, toplumsal değişimlerin ürolitiyazis paternlerini etkileyebileceğini ve bu epidemiyolojik eğilimlerin dinamik doğasını vurguladığını göstermektedir[1].
Genetik Belirleyiciler ve Kalıtılabilirlik
Section titled “Genetik Belirleyiciler ve Kalıtılabilirlik”Genetik faktörler, kalsiyum oksalat nefrolitiyazisine yatkınlıkta önemli bir rol oynamakta olup, çeşitli popülasyonlarda güçlü kalıtılabilir bir bileşen tanımlanmıştır. Araştırmalar, böbrek taşı oluşturan bireylerin %65’ine kadarının bu durumun aile öyküsüne sahip olduğunu göstermektedir[2]. Vietnam Dönemi İkiz Kaydı’ndan (Vietnam Era Twin Registry) ve daha güncel analizlerden elde edilenler gibi ikiz çalışmaları, böbrek taşı hastalığı için tutarlı bir şekilde güçlü kalıtılabilirlik bildirmiş, böbrek fonksiyonuna ve elektrolit dengesine genetik katkıyı vurgulamıştır [17]. Genetik şecere çalışmalarından ve İsveç gibi popülasyonlardaki analizlerden elde edilen ek kanıtlar, ürolitiyazis için önemli ailesel riskleri de doğrulamaktadır [15].
Büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), nefrolitiyazis ve ilgili biyokimyasal özelliklerle ilişkili spesifik genetik lokusları tanımlamıştır. Japon popülasyonunda, bir GWAS 5q35.3, 7p14.3 ve 13q14.1’de yeni duyarlı lokuslar tanımlamıştır [1]. Benzer şekilde, çalışmalar, CLDN14 genindeki varyantlar da dahil olmak üzere yaygın ve nadir varyantları böbrek taşı riski ve kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilendirmiştir[2]. Serum kalsiyum konsantrasyonları için GWAS meta-analizleri, kalsiyum homeostazisi için kritik olan kalsiyum algılayıcı reseptör (CASR) gibi genlerin yakınında önemli ölçüde ilişkili tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) de belirlemiştir[10]. Dahası, böbrek taşı riski için kritik olan kalsiyum, magnezyum ve ürik asit atılımı gibi idrar özelliklerinin genetik belirleyicileri, büyük kohortların meta-analizleri aracılığıyla incelenmiş ve kendi kalıtılabilir bileşenlerini ortaya koymuştur[4].
Popülasyon Düzeyinde Araştırmalarda Metodolojik Yaklaşımlar
Section titled “Popülasyon Düzeyinde Araştırmalarda Metodolojik Yaklaşımlar”Kalsiyum oksalat nefrolitiyazisi üzerine popülasyon düzeyinde araştırmalar, karmaşıklıklarını ortaya çıkarmak için çeşitli ve güçlü metodolojiler kullanır. Büyük ölçekli kohort çalışmaları temeldir; yaklaşık 500.000 adet 40 ila 69 yaş arası bireyi içeren prospektif bir kohort çalışması olan Birleşik Krallık Biyobankası buna örnektir. Bu kaynak, tüm genom genotipleme verilerini tıbbi kayıtlarla birleştirerek, tanı kodlarına ve kendi bildirdikleri cerrahi öyküye dayanarak binlerce vakanın tanımlanmasını sağlar[3]. Benzer şekilde, BioBank Japonya, binlerce nefrolitiyazis hastasından DNA örnekleri sağlamıştır ve bu örnekler, JPHC (Japonya Halk Sağlığı Merkezi) temelli prospektif çalışma ve J-MICC gibi popülasyon temelli kohortlardan alınan kontrollerle birleştirilmiştir [3].
Bu çalışmalar genellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler kullanarak, istatistiksel gücü artırmak ve genellenebilirliği genişletmek için birden fazla kohorttan gelen verileri birleştirir. Örneğin, GENOA, Hemşireler Sağlık Çalışması (NHS), NHS II, Sağlık Uzmanları Takip Çalışması (HPFS) ve PRE-VEND dahil olmak üzere çeşitli büyük kohortların bir meta-analizi, kalsiyum, magnezyum ve ürik asidin 24 saatlik idrarla atılımının genetik belirleyicilerini araştırmıştır[4]. Bu tür çalışmalar paha biçilmez bilgiler sağlasa da, metodolojik hususlar arasında örnek popülasyonların temsil edilebilirliği yer almaktadır. Örneğin, bazı analizler karışık Avrupa kökenli kohortları içerir ve araştırmacılar, kalsiyum atılımıyla ilişkili genetik özelliklerin, bu popülasyonlarda İzlanda popülasyonu gibi daha homojen gruplara kıyasla farklılık gösterebileceğini kabul etmektedir [4]. Ayrıca, idrar kalsiyum atılımıyla ilgili genetik faktörleri taş oluşturanlar ve kontroller arasında ayırt etmek, sürekli araştırma gerektiren bir alan olmaya devam etmektedir [4].
Kalsiyum Oksalat Nefrolitiazisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Kalsiyum Oksalat Nefrolitiazisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak kalsiyum oksalat nefrolitiazisinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Babamda böbrek taşları vardı; bende de gelişir mi?
Section titled “1. Babamda böbrek taşları vardı; bende de gelişir mi?”Evet, ailenizde böbrek taşı öyküsü varsa önemli ölçüde daha yüksek risk altındasınız. Çalışmalar, taş oluşturan bireylerin %65’ine varan bir kısmının ailesel yatkınlığa sahip olduğunu göstermektedir. Bu güçlü genetik bileşen, taş oluşumuna katkıda bulunan eğilimlerden bazılarını muhtemelen miras aldığınız anlamına gelir.
2. Taşım oldu; kesinlikle başka bir taşım daha olacak mı?
Section titled “2. Taşım oldu; kesinlikle başka bir taşım daha olacak mı?”Başka bir taş deneyimleme olasılığınız yüksektir. Nüks oranları önemli olup, çalışmalar bir yıl sonra %14, beş yıl sonra %35 ve on yıl içinde neredeyse %60 gibi yüksek oranlar göstermektedir. Hem genetik faktörler hem de yaşam tarzı seçimleri bu yüksek nükse katkıda bulunmaktadır.
3. Kardeşimde taş oluşuyor, bende ise yok; fark neden?
Section titled “3. Kardeşimde taş oluşuyor, bende ise yok; fark neden?”Bu, hem genetik yapınızın hem de bireysel yaşam tarzı faktörlerinin karmaşık bir etkileşimidir. Taş oluşumuna güçlü bir genetik yatkınlık olmasına rağmen, diyet, sıvı alımı ve diğer çevresel faktörlerdeki ince farklılıklar, aile üyeleri arasında bile farklı sonuçlara yol açabilir. Genleriniz, idrarla kalsiyum atılımı gibi özellikleri etkiler, ancak günlük alışkanlıklarınız da kritik bir rol oynar.
4. Ailemde taş öyküsü varsa beslenmem gerçekten önemli mi?
Section titled “4. Ailemde taş öyküsü varsa beslenmem gerçekten önemli mi?”Kesinlikle, beslenmeniz büyük önem taşımaktadır. Hem genetik özellikler hem de beslenme gibi çevresel faktörler, taş oluşumunu önemli ölçüde etkiler. Düşük sıvı alımı, düşük diyet kalsiyumu veya yüksek diyet tuzu içeren bir diyetle beslenmek, genetik yatkınlığınız olsa bile riskinizi artırabilir.
5. Bir DNA testi böbrek taşı olup olmayacağımı söyleyebilir mi?
Section titled “5. Bir DNA testi böbrek taşı olup olmayacağımı söyleyebilir mi?”Bir DNA testi, genetik risk faktörleriniz hakkında bilgi sağlayabilir, ancak kesin bir “evet” ya da “hayır” yanıtı veremez. Genetik çalışmalar, taş riski ve ilgili üriner özelliklerle bağlantılı varyantları tanımlamıştır, ancak genetik etkilerin önemli bir kısmı (“kayıp kalıtsallık” olarak bilinir) hala araştırılmaktadır. Yaşam tarzı ve beslenme de taş oluşumunda önemli bir rol oynar.
6. Çocuklarım taş oluşturma eğilimimi miras alacak mı?
Section titled “6. Çocuklarım taş oluşturma eğilimimi miras alacak mı?”Evet, çocuklarınızın böbrek taşlarına karşı bir yatkınlığı miras alma olasılığı oldukça yüksektir. Bu durumun önemli bir kalıtsal bileşeni vardır; genetik faktörler, idrarla kalsiyum atılımı gibi temel risk özelliklerini etkilemektedir. Bu, çocuklarınızın genel popülasyona kıyasla daha yüksek bir başlangıç riskine sahip olacağı anlamına gelir.
7. Çok su içmek gerçekten tüm taşları önler mi?
Section titled “7. Çok su içmek gerçekten tüm taşları önler mi?”Bol su içmek son derece önemli ve birincil bir önleyici tedbir olsa da, herkes için tüm taşları önleyemez. Düşük sıvı alımı önemli bir risk faktörüdür, çünkü idrarın taş oluşturan tuzlarla aşırı doymuş hale gelmesini engellemeye yardımcı olur. Ancak genetik, diğer beslenme faktörleri ve idrarınızdaki doğal inhibitörlerin seviyeleri de rol oynar; bu da bazı kişilerin iyi hidrasyona rağmen hala taş oluşturabileceği anlamına gelir.
8. Bazı insanlar ne olursa olsun neden asla taş geliştirmez?
Section titled “8. Bazı insanlar ne olursa olsun neden asla taş geliştirmez?”Bu durum genellikle genetik yapılarının ve bireysel fizyolojilerinin şanslı bir kombinasyonundan kaynaklanır. Bazı bireylerde, doğal taş inhibitörlerinin (sitrat gibi) daha yüksek seviyelerine veya daha düşük idrar kalsiyum atılımına yol açan genetik profiller bulunabilir, bu da onları taş oluşumuna daha az yatkın hale getirir. Genel yaşam tarzları ve beslenme alışkanlıkları da, bu konuda açıkça “katı” görünmeseler bile katkıda bulunur.
9. Ailemin geçmişi taş riskimi etkiler mi?
Section titled “9. Ailemin geçmişi taş riskimi etkiler mi?”Evet, genetik kökeniniz belirli taş riskinizi etkileyebilir. Birçok büyük ölçekli genetik çalışma, Japonlar gibi belirli popülasyonlara odaklanmıştır ve bulgular, çeşitli etnik gruplar arasında genetik etkilerde önemli farklılıklar gösterebilir. Bu, sizin belirli geçmişinizin farklı genetik risk faktörleriyle ilişkili olabileceği anlamına gelir.
10. Ailemdeki taş geçmişini diyetle yenebilir miyim?
Section titled “10. Ailemdeki taş geçmişini diyetle yenebilir miyim?”Güçlü bir aile öykünüz olsa bile taş geliştirme riskinizi önemli ölçüde azaltabilirsiniz, ancak bu, tamamen “yenmekten” ziyade yönetmekle ilgilidir. Genetik bir yatkınlık sağlarken, diyet gibi çevresel faktörler de aynı derecede önemlidir. Yeterli sıvı alımı, dengeli kalsiyum ve daha az tuz içeren sağlıklı bir diyet benimsemek, birçok genetik eğilimi etkili bir şekilde dengeleyebilir ve taş oluşumunu önlemeye yardımcı olabilir.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Urabe, Y. “A genome-wide association study of nephrolithiasis in the Japanese population identifies novel susceptible Loci at 5q35.3, 7p14.3, and 13q14.1.” PLoS Genet, vol. 8, no. 3, 2012, p. e1002541.
[2] Oddsson A et al. “Common and rare variants associated with kidney stones and biochemical traits.” Nat Commun, vol. 6, 2015, 7579. PMID: 26272126.
[3] Howles, S. A. et al. “Genetic variants of calcium and vitamin D metabolism in kidney stone disease.”Nat Commun, vol. 10, no. 1, 2019, 5174. PMID: 31729369.
[4] Ware EB et al. “Genome-wide Association Study of 24-Hour Urinary Excretion of Calcium, Magnesium, and Uric Acid.”Mayo Clin Proc Innov Qual Outcomes, vol. 3, no. 4, 2019, pp. 448-460. PMID: 31993563.
[5] Coe, F. L., et al. “Kidney stone disease.”J Clin Invest, vol. 115, no. 10, 2005, pp. 2598–2608.
[6] Coe, F. L. “Hyperuricosuric calcium oxalate nephrolithiasis.”Adv Exp Med Biol, vol. 128, 1980, pp. 439-450.
[7] Werness, P. J., et al. “EQUIL2: a BASIC computer program for the calculation of urinary saturation.” J Urol, vol. 134, no. 6, 1985, pp. 1242-1244.
[8] Li, M. K., et al. “Effects of magnesium on calcium oxalate crystallization.”J Urol, vol. 133, no. 1, 1985, pp. 123-125.
[9] Thorleifsson, G. et al. “Sequence variants in the CLDN14 gene associate with kidney stones and bone mineral density.”Nat Genet, vol. 41, no. 9, 2009, pp. 926-930.
[10] Kapur K et al. “Genome-wide meta-analysis for serum calcium identifies significantly associated SNPs near the calcium-sensing receptor (CASR) gene.” PLoS Genet, vol. 6, no. 7, 2010, e1001035. PMID: 20661308.
[11] O’Seaghdha CM et al. “Meta-analysis of genome-wide association studies identifies six new Loci for serum calcium concentrations.” PLoS Genet, vol. 9, no. 9, 2013, e1003796. PMID: 24068962.
[12] Vezzoli, G. et al. “Influence of calcium-sensing receptor gene on urinary calcium excretion in stone-forming patients.” J Am Soc Nephrol, vol. 13, no. 10, 2002, pp. 2517-2523.
[13] Goldfarb, D. S., Fischer, M. E., Keich, Y., & Goldberg, J. “A twin study of genetic and dietary influences on nephrolithiasis: a report from the Vietnam Era Twin (VET) Registry.” Kidney Int, vol. 67, no. 3, 2005, pp. 1053-1061.
[14] Edvardsson, Vidar O., et al. “Familiality of kidney stone disease in Iceland.”Scandinavian Journal of Urology and Nephrology, vol. 43, no. 5, 2009, pp. 420-424.
[15] Hemminki, K. et al. “Familial risks in urolithiasis in the population of Sweden.” BJU Int., vol. 121, 2018, pp. 479–485.
[16] Hunter, D. J. et al. “Genetic contribution to renal function and electrolyte balance: a twin study.” Clin. Sci., vol. 103, 2002, pp. 259–265.
[17] Goldfarb, D. S. et al. “A twin study of genetic influences on nephrolithiasis in women and men.” Kidney Int. Rep., vol. 4, 2019, pp. 535–540.
[18] Curhan, G. C., Willett, W. C., Rimm, E. B., & Stampfer, M. J. “Family history and risk of kidney stones.” J Am Soc Nephrol, vol. 8, no. 10, 1997, pp. 1568-1573.
[19] McGeown, Michael G. “Heredity in renal stone disease.”Clinical Science, vol. 19, 1960, pp. 465-471.
[20] Stechman, Michael J., et al. “Genetics of hypercalciuric nephrolithiasis: renal stone disease.”Annals of the New York Academy of Sciences, vol. 1116, 2007, pp. 461-484.
[21] Lieske, John C., et al. “Heritability of urinary traits that contribute to nephrolithiasis.” Clinical Journal of the American Society of Nephrology, vol. 9, no. 5, 2014, pp. 943-950.
[22] Taylor, Eric N., et al. “Obesity, weight gain, and the risk of kidney stones.”JAMA, vol. 293, no. 4, 2005, pp. 455-462.
[23] Zilberman, D. E., Yong, D., & Albala, D. M. “The impact of societal changes on patterns of urolithiasis.” Curr Opin Urol, vol. 20, no. 2, 2010, pp. 148-153.
[24] Chang X et al. “Genome-wide association study of serum minerals levels in children of different ethnic background.” PLoS One, vol. 10, no. 4, 2015, e0122921. PMID: 25886283.
[25] Suhre K et al. “Connecting genetic risk to disease end points through the human blood plasma proteome.”Nat Commun, vol. 8, 2017, 14367. PMID: 28240269.
[26] Sun BB et al. “Genomic atlas of the human plasma proteome.” Nature, 2018. PMID: 29875488.
[27] Pietzner M et al. “Mapping the proteo-genomic convergence of human diseases.” Science, vol. 374, no. 6567, 2021, eabj1541. PMID: 34648354.
[28] Al-Khelaifi F et al. “Metabolic GWAS of elite athletes reveals novel genetically-influenced metabolites associated with athletic performance.” Sci Rep, vol. 9, no. 1, 2019, 19932. PMID: 31882771.
[29] Rhee EP et al. “A genome-wide association study of the human metabolome in a community-based cohort.” Cell Metab, vol. 18, no. 1, 2013, pp. 130-43. PMID: 23823483.