İçeriğe geç

Beyin Yaşı

Beyin yaşı, bir bireyin beyninin yapısal ve işlevsel bütünlüğünü kronolojik yaşına göre nicelendiren bir kavramı ifade eder. Bu, genellikle manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi nörogörüntüleme teknikleri ve kapsamlı bilişsel değerlendirmeler kullanılarak tahmin edilir. Bir bireyin tahmin edilen beyin yaşı ile kronolojik yaşı arasındaki farka"brain age gap" (BAG) denir ve bu fark, hızlanmış veya yavaşlamış beyin yaşlanmasının bir göstergesi olarak kullanılabilir.

Yaşlanma süreci beyni çeşitli şekillerde etkileyerek gözlemlenebilir yapısal ve işlevsel değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler, toplam serebral beyin hacmi (TCBV), beyaz cevher hiperintensite hacmi (WMH) ve loblar ile ventriküller gibi belirli beyin bölgelerinin hacimlerindeki değişimleri içerebilir.[1] Sözel bellek, görsel-uzaysal bellek, dikkat ve yönetici işlev gibi bilişsel işlevler de yaşla birlikte tipik olarak geriler.[1] Araştırmalar, bu yapısal ve işlevsel beyin yaşlanması fenotiplerinin kalıtsal özellikler olduğunu, yani genetik faktörlerden etkilendiğini göstermektedir.[1]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu özelliklere katkıda bulunan belirli genleri ve tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlamak için kullanılır ve beyin yaşlanmasının genetik temellerine dair bilgiler sunar.[1] Örneğin, retinal katenin geni CDH4 üzerindeki bir SNP, rs1970546 , TCBV ile güçlü bir ilişki göstermiştir.[1]Alzheimer hastalığı ile ilişkiliSORL1 gibi diğer genler de bilişsel performansla ilişkilendirilmiştir.[1]

Beyin yaşını anlamak, özellikle nörodejeneratif hastalıklar ve diğer beyinle ilişkili durumlar için artmış risk altındaki bireyleri belirlemede önemli klinik çıkarımlara sahiptir. Beyin MRG’sinden ve bilişsel testlerden türetilen kantitatif endofenotiplerin inme, demans ve Alzheimer hastalığı gibi durumların gelişme riskini artırdığı bilinmektedir.[1] Hızlanmış beyin yaşlanmasının bu göstergeleri, söz konusu hastalıkların klinik tanısından yıllar önce sıklıkla ortaya çıkarak erken müdahale ve risk sınıflandırması için potansiyel bir pencere sunar.[1] Beyin yaşlanmasıyla ilişkili genetik belirteçleri tanımlamak, bireysel duyarlılığı tahmin etmeye ve kişiselleştirilmiş önleme stratejilerine rehberlik etmeye yardımcı olabilir.

Beyin yaşı kavramı, giderek yaşlanan küresel nüfusta önemli sosyal öneme sahiptir. Beyin sağlığı için bir ölçüt sağlayarak, sağlıklı yaşlanmayı teşvik etmeyi ve yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi önlemeyi amaçlayan halk sağlığı girişimlerine katkıda bulunur. Beyin yaşına yönelik araştırmalar, bilişsel işlevi ve bağımsızlığı daha uzun süre sürdürmek için hedefe yönelik müdahalelerin, yaşam tarzı önerilerinin ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesini kolaylaştırabilir. Bu da, sırasıyla, nörodejeneratif hastalıkların toplumsal yükünü azaltabilir ve yaşlı yetişkinler için yaşam kalitesini iyileştirebilir.

Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Çıkarımdaki Kısıtlamalar

Section titled “Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Çıkarımdaki Kısıtlamalar”

Beyin yaşlanmasının genetik korelatlarına yönelik araştırma, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabiydi. Çalışma, 705 ilişkili bireyden oluşan nispeten küçük bir örneklem büyüklüğü kullandı; bu sayı, hipokampal hacimlerle ilgili analizler için 327 katılımcıya düşürüldü.[1] Bu sınırlı örneklem büyüklüğü, istatistiksel gücü doğal olarak kısıtlamakta, bu da beyin yaşlanması için biyolojik önem taşıyabilecek daha küçük etki büyüklüklerine sahip genetik ilişkilendirmeleri tespit etmeyi zorlaştırmaktadır.[1] Sonuç olarak, bulgular öncelikle daha belirgin etkilere sahip genetik varyantları vurgulayabilir, bu da daha geniş bir yelpazedeki ince genetik etkileri gözden kaçırma potansiyeli taşır.

Ayrıca, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) doğal olarak önemli sayıda istatistiksel test içerir; bu testler, muhafazakar düzeltme yöntemlerinin uygulanmasına rağmen, yanlış pozitif bulgu olasılığını artırabilir ve tespit edilen ilişkilendirmelerin bildirilen etki büyüklüklerini potansiyel olarak şişirebilir.[1] Kohortun kendisi de sağlıklı sağkalım yanlılığı sergiledi, zira katılımcıların DNA sağlamak ve MRI taramalarından geçmek için belirli sağlık kriterlerini karşılamak üzere 1990 yılını aşan bir süre hayatta kalmaları gerekiyordu.[1] Bu seçim süreci, genel Framingham popülasyonuna kıyasla daha sağlıklı bir örneklemle sonuçlandı; bu durum, bulguların temsil edilebilirliğini ve daha geniş, seçilmemiş bir popülasyona doğrudan genellenebilirliğini sınırladı.

Genomik Kapsam ve Fenotipik Ölçüm Çözünürlüğü

Section titled “Genomik Kapsam ve Fenotipik Ölçüm Çözünürlüğü”

Bu çalışmada kullanılan, 100K Affymetrix GeneChip’ten elde edilen genetik veriler, insan genomunun yaklaşık %30’unu kapsadı; çeşitli gen açısından zengin bölgelerde ve APOE gibi önemli aday genler için belirgin boşluklar içeriyordu.[1] Bu eksik genomik kapsam, beyin yaşlanmasını etkileyen potansiyel genetik varyantların önemli bir kısmının değerlendirilemediği ve bu nedenle genetik korelatların kapsamlı bir şekilde tanımlanmasının kısıtlandığı anlamına gelmektedir.[1] Genotipleme platformunun çözünürlüğü, bu nedenle, beyin yaşlanması fenotiplerinin altında yatan karmaşık genetik mimariyi tam olarak aydınlatma yeteneğini kısıtlamaktadır.

Ek olarak, çalışma her katılımcı için beyin MRI ve bilişsel testlerin tek, kesitsel bir ölçümüne dayanıyordu.[1]Bu statik anlık görüntü yaklaşımı, hem tipik hem de patolojik yaşlanma süreçlerinin ilerleyici doğasını anlamak için çok önemli olan, bu beyin yaşlanması fenotiplerindeki zaman içindeki dinamik değişikliklerin araştırılmasını engellemektedir.[1] Beyin yapısı ve işlevindeki boylamsal değişikliklerle ilişkili genler, beyin yaşlanmasının mekanizmalarına dair, kesitsel analizlerle tanımlananlardan daha sağlam bilgiler sunabilir.

Çeşitli Popülasyonlar Arasında Genellenebilirlik

Section titled “Çeşitli Popülasyonlar Arasında Genellenebilirlik”

Bulguların uygulanabilirliği ile ilgili önemli bir sınırlama, ağırlıklı olarak Avrupalı kökenli olan çalışma örneklemindeki yüksek soy kökeni homojenliğidir.[1] Bu homojenlik genetik analizlerde popülasyon tabakalaşması sorunlarını hafifletmeye yardımcı olsa da, aynı zamanda sonuçların farklı ırksal veya etnik kökenlere sahip bireylere genellenebilirliğini kısıtlamaktadır.[1] Sonuç olarak, çalışma diğer popülasyonlara özgü olabilecek genetik varyasyonları tanımlayamamakta veya karakterize edememektedir; bu da çeşitli soy kökeni grupları arasında beyin yaşlanması üzerindeki farklı genetik etkileri anlamada kritik bir boşluğu vurgulamaktadır.

Nöral gelişim, transkripsiyonel regülasyon ve hücresel sürdürme ile ilişkili genlerdeki varyantlar, beyin yaşlanmasındaki bireysel farklılıkların belirlenmesinde kritik roller oynar. SHH (Sonic Hedgehog) geni, embriyonik beyin gelişimi için temel olup, paternlenmeyi ve hücre farklılaşmasını etkiler. SHH içindeki, rs371967302 gibi varyantlar, bu kritik sinyal yollarını ince bir şekilde değiştirebilir, yaşam boyunca beyin yapısını ve işlevini potansiyel olarak etkileyebilir ve beyin yaşlanma yörüngelerindeki varyasyonlara katkıda bulunabilir.[2] Benzer şekilde, MAPT-AS1 (MAPT Antisense RNA 1), nöronal mikrotübüllerin temel bir bileşeni olan Tau proteinini kodlayan MAPT geninin ifadesini modüle eden kodlayıcı olmayan bir RNA’dır. Tau’nun düzensizliği, çeşitli nörodejeneratif durumlarla ilişkilidir ve bu da MAPT-AS1’deki rs2106786 gibi varyantların yaşlanma sırasında nöronal stabiliteyi ve genel beyin sağlığını etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1] Ek olarak, DND1P1 (DND1 Psödogeni 1) ve MAPK8IP1P2 (MAPK8 Etkileşimli Protein 1 Psödogeni 2) kapsayan bölgeler, rs534115641 gibi varyantlarla, germ hattı kök hücrelerinin sürdürülmesi ve nöronal sağkalım ve plastisite gibi süreçlerde yer alan aktif gen karşılıklarının regülasyonunu veya işlevini dolaylı olarak etkileyebilir, böylece beynin zaman içindeki direncini etkileyebilir.[3] Beyin yaşlanmasının genetik manzarasına daha fazla katkıda bulunanlar, transkripsiyonel kontrol ve genel hücresel süreçlerde yer alan genlerdir. KLF3 (Kruppel benzeri Faktör 3), gelişim ve metabolizma dahil olmak üzere çeşitli hücresel işlevlerde gen ifadesini baskılamasıyla bilinen bir transkripsiyon faktörüdür. KLF3’teki rs13132853 gibi varyantlar veya antisens regülatörü KLF3-AS1 (KLF3 Antisens RNA 1)‘deki *rs337638 _ bu düzenleyici rolleri değiştirebilir, beyin bütünlüğünü korumak için hayati olan hücresel mekanizmaları etkileyebilir ve beyin yaşlanma hızını etkileyebilir.[1] GMNC (Geminin Sarmal-Sarmal Alanı İçeren) geni, beyindeki nöral progenitör hücre bölünmesi ve onarımı için temel süreçler olan DNA replikasyonu ve hücre döngüsü regülasyonu için önemlidir. Bununla birlikte, beyinde bulunan salgılanan bir protein olan OSTN (Osteokrin), nöral plastisiteye ve onarım mekanizmalarına katkıda bulunabilir. Bu birleşik bölgedeki rs61067594 gibi bir varyant bu nedenle temel hücresel ve gelişimsel yolları etkileyebilir, beynin yaşla birlikte bilişsel işlevi sürdürme yeteneğini etkileyebilir.[3] İyon kanalları, taşıyıcılar ve kinaz sinyal yolları da beyin yaşlanması için önemli bir alaka düzeyine sahiptir. TREK-1 olarak da bilinen KCNK2(Potasyum İki Gözenek Alan Kanalı Alt Ailesi K Üyesi 2), nöronal uyarılabilirliği düzenlemek ve nöroproteksiyon sağlamak için kritik bir potasyum kanalını kodlar.KCNK2 yakınındaki rs1452628 gibi varyantlar, nöronal iletişimi ve yaşa bağlı stres faktörlerine karşı direnci etkileyebilir.[1] SLC39A8 (Çözünen Taşıyıcı Ailesi 39 Üyesi 8) geni, beyinde sinaptik iletim, nörojenez ve oksidatif strese karşı koruma için kritik bir süreç olan çinko homeostazisinin sürdürülmesi için hayati öneme sahip bir çinko taşıyıcısını kodlamaktan sorumludur. rs13135092 gibi bir varyant bu hassas dengeyi bozabilir, potansiyel olarak bilişsel işlevi bozabilir ve beyin yaşlanmasının bazı yönlerini hızlandırabilir. Ayrıca, bir serin/treonin kinaz olanNUAK1 (NUAK Ailesi Kinaz 1), hücresel stres yanıtlarında, hücre adezyonunda ve migrasyonunda rol oynar; bunların hepsi nöronal sağkalım ve uygun beyin işlevi için temeldir. rs12146713 gibi varyantlar kinaz aktivitesini değiştirebilir, yaşa bağlı hasara karşı hücresel direnci etkileyebilir ve böylece beyin yaşlanma yörüngelerini etkileyebilir.[3] GAPDHP24(Gliseraldehit-3-Fosfat Dehidrogenaz Psödogeni 24) bölgesi, bir psödogen olmasına rağmen, fonksiyonelGAPDH geninin ifadesini etkileyen düzenleyici elementler içerebilir, metabolik sağlığı ve beyin yaşlanmasıyla ilgili nöronal süreçleri etkileyebilir.[1] Son olarak, kodlayıcı olmayan RNA’lar ve kompleks genetik lokuslar, beyin yaşlanmasının karmaşık regülasyonuna katkıda bulunur. LINC02210-CRHR1 lokusu, gen ifadesini düzenleyebilen LINC02210 (Uzun İntergenik Kodlayıcı Olmayan RNA 02210) ve vücudun stres yanıt sisteminin temel bir bileşeni olan CRHR1(Kortikotropin Salgılatıcı Hormon Reseptörü 1) içerir. Bu bölgedekirs593720 gibi varyantlar, hem gen regülasyonunu hem de stres yolu sinyalini modüle edebilir, beynin kronik strese nasıl tepki verdiğini ve genel yaşlanma yörüngesini potansiyel olarak etkileyebilir.[3] Y_RNA (Y RNA), RNA işleme, DNA replikasyonu ve stres granüllerinin oluşumunda yer alan küçük kodlayıcı olmayan RNA’lardır. rs371967302 SHH - Y_RNA bölgesiyle ilişkili olmasına rağmen, Y_RNA genlerinin içindeki veya yakınındaki varyantlar, strese karşı hücresel yanıtları ve genomik stabiliteyi etkileyebilir; bunlar sağlıklı beyin yaşlanmasıyla karmaşık bir şekilde bağlantılı faktörlerdir.[1] Bu çeşitli genetik varyantlar, gelişimsel, hücresel, metabolik ve stres yanıtı yollarını kapsayan beyin yaşlanmasının çok yönlü doğasını vurgulamaktadır.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs2106786 MAPT-AS1erythrocyte count
brain volume
brain age measurement
rs534115641 DND1P1 - MAPK8IP1P2brain age measurement
rs61067594 GMNC - OSTNbrain age measurement
brain connectivity attribute
brain attribute
amygdala volume
rs13132853 KLF3brain connectivity attribute
neuroimaging measurement
body fat percentage
serum alanine aminotransferase amount
triglyceride measurement
rs337638 KLF3-AS1acute myeloid leukemia
brain age measurement
rs371967302 SHH - Y_RNAbrain age measurement
rs593720 LINC02210-CRHR1, LINC02210, LINC02210cerebral cortex area attribute
brain age measurement
rs1452628 GAPDHP24 - KCNK2cortical thickness
cerebral cortex area attribute
brain connectivity attribute
brain attribute
brain age measurement
rs13135092 SLC39A8high density lipoprotein cholesterol measurement
alcohol consumption quality, high density lipoprotein cholesterol measurement
alcohol drinking, high density lipoprotein cholesterol measurement
risk-taking behaviour
cerebral cortex area attribute
rs12146713 NUAK1cerebral cortex area attribute
cortical thickness
brain connectivity attribute
thalamus volume
white matter microstructure measurement

Beyin Yaşlanmasını Bir Endofenotip Olarak Tanımlamak

Section titled “Beyin Yaşlanmasını Bir Endofenotip Olarak Tanımlamak”

Beyin yaşlanması, zamanla beyinde meydana gelen kümülatif hücresel ve vasküler değişiklikleri yansıtan yapısal ve işlevsel fenotiplerin bir bütünü olarak kavramsallaştırılır.[1]Bu fenotipler, bireyin demans veya inme gibi hastalıkları geliştirme genetik yatkınlığını gösteren ölçülebilir özellikler olan kalıtsal, tekrarlanabilir ve nicel endofenotipler olarak kabul edilir.[1] Bu tür endofenotipler genellikle, bu durumlar için klinik ve patolojik tanı kriterleri tam olarak karşılanmadan yıllar önce ortaya çıkar; bu da beyin yaşlanmasını, yaşla ilişkili nörolojik gerilemenin ilerleyişini ve genetik temellerini incelemek için kritik bir ara biyolojik belirteç olarak konumlandırır.

Beyin Yaşlanmasının Ölçümü ve Operasyonelleştirilmesi

Section titled “Beyin Yaşlanmasının Ölçümü ve Operasyonelleştirilmesi”

Beyin yaşlanmasının operasyonel tanımı, esas olarak manyetik rezonans görüntülemeden (MRI) ve kapsamlı nöropsikolojik testlerden elde edilen ölçülebilir ölçütlere dayanmaktadır. MRI’dan elde edilen yapısal göstergeler arasında Toplam Serebral Beyin Hacmi (ATCBV), Frontal Beyin Hacmi (AFBV), Parietal Beyin Hacmi (APBV), Oksipital Beyin Hacmi (AOBV), Temporal Beyin Hacmi (ATBV), Hipokampal Hacim (AHPV), Lateral Ventriküler Hacim (ALVV), Temporal Boynuz Hacmi (LTHBV) ve Beyaz Cevher Hiperintensite Hacmi (BMRIZLWMHVMV) bulunmaktadır.[1] Bu hacimsel ölçümler genellikle kafa boyutundaki farklılıklara göre ayarlanır, çoğunlukla toplam intrakraniyal hacme (TCV) oran olarak ifade edilir ve yarı otomatik piksel dağılım analizleri veya normalleştirilmiş beyin parankimal hacmi için SIENAX gibi yazılımlar aracılığıyla elde edilebilir.[1] Beyin yaşlanması değerlendirmesinin temel bir bileşeni olan bilişsel işlev, standardize nöropsikolojik test bataryaları aracılığıyla değerlendirilir. Bu testlerden elde edilen puanlar, Sözel Hafıza (F1), Görsel-Uzamsal Hafıza ve Organizasyon (F2) ve Dikkat ve Yönetici İşlev (F3) gibi belirli bilişsel alanları temsil eden faktörler halinde sıklıkla gruplandırılır.[1] Boston Adlandırma Testi (BNT), Benzerlikler (Sim) ve Geniş Kapsamlı Başarı Testleri (WRAT) dahil olmak üzere bireysel testler, ayrıntılı bir bilişsel profile ayrıca katkıda bulunur.[1] Testler ve bireyler arasında tutarlılık ve karşılaştırılabilirlik sağlamak için, ham bilişsel puanlar, çarpık dağılımlar için doğal logaritmik normalizasyon dahil olmak üzere dönüşümlere tabi tutulur, ardından yaşa göre regresyon ve z-skorlarına dönüştürülerek standardizasyon yapılır.[1]Beyin yaşlanması etkilerinin değerlendirmesini iyileştirmek için hem MRI hem de bilişsel ölçümler, yaş, cinsiyet, sigara durumu, kan basıncı, diyabet, eğitim düzeyi ve apolipoprotein E genotipi gibi ilgili kovaryatlara göre rutin olarak ayarlanır.[1]

Bu alandaki temel terminoloji, beynin zaman içindeki hem yapısal hem de işlevsel değişikliklerini kapsayan “beyin yaşlanması”dır. Kritik bir ilişkili terim, klinik hastalığı önceleyen ve riskini artıran, hastalığa yatkınlığın ölçülebilir biyolojik belirteçleri olarak hizmet eden kalıtsal özellikler olarak tanımlanan “endofenotipler”dir.[1] Total Serebral Beyin Hacmi (TCBV) ve Beyaz Madde Hiperintensite Hacmi (WMH) gibi spesifik MRI ölçümleri, “hücresel ve vasküler beyin hasarını” yansıtan birincil yapısal göstergeler olarak kabul edilir.[1] Tersine, özellikle Sözel Bellek (F1) ve Dikkat ve Yönetici İşlev (F3) gibi bilişsel faktörler, “amnestik, Alzheimer tipi ve vasküler” bilişsel bozukluklarla ilişkili birincil göstergeler olarak tanımlanır.[1] Bu terminoloji, beyin yaşlanmasının karmaşık, çok yönlü doğasını vurgulayarak, makroskopik yapısal değişiklikleri bunlara karşılık gelen bilişsel belirtileriyle bütünleştirir.

Yapısal beyin MRI ölçümleri ve bilişsel test performansı ile karakterize edilen beyin yaşlanması, önemli bir genetik temele sahiptir ve yüksek oranda kalıtsal bir özellik olarak kabul edilir.[1]İkiz çalışmaları, bunama veya inme gibi durumlara genetik yatkınlıkları yansıtan ve klinik hastalık başlangıcından yıllar önce ortaya çıkabilen bu endofenotiplerin önemli kalıtılabilirliğini doğrulamıştır.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), beyin yapısı ve işlevindeki bu yaşa bağlı değişikliklere katkıda bulunan, mütevazı fenotipik etkilere sahip olanlar da dahil olmak üzere genleri tanımlamak için tarafsız bir yaklaşım kullanır.[1]Örneğin, beyin yaşlanmasının bir belirteci olan beyaz madde hiperintensitesi (WMH) hacmi, yüksek kalıtılabilirlik göstermiş ve gelişiminde güçlü bir genetik etki olduğunu işaret etmiştir.[1] Beyin yaşlanmasının genetik mimarisi, çok sayıda kalıtsal varyantın karmaşık bir etkileşimini içerir ve poligenik bir risk profiline katkıda bulunur. Bu genetik faktörler, toplam serebral beyin hacminden (TCBV) soyut muhakeme gibi belirli bilişsel alanlara kadar beyin sağlığının çeşitli yönlerini topluca etkiler.[1]Bireysel tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) küçük etkiler gösterebilse de, bunların kümülatif etkisi bir bireyin beyin yaşlanması seyrini önemli ölçüde belirleyebilir. GWAS aracılığıyla belirli genetik lokusların tanımlanması, popülasyonlar arasında beyin yaşlanması fenotiplerindeki gözlemlenen değişkenliğe katkıda bulunan temel biyolojik yolları ve mekanizmaları ortaya çıkarmaya yardımcı olur.[1]

Spesifik Genetik İlişkilendirmeler ve Moleküler Yollar

Section titled “Spesifik Genetik İlişkilendirmeler ve Moleküler Yollar”

Araştırmalar, beyin yaşlanması fenotipleriyle ilişkili çeşitli aday genler ve spesifik genetik varyantlar tanımlayarak, ilgili moleküler mekanizmalara ışık tutmuştur. Örneğin, SORL1 geni üzerindeki bir SNP olan rs1131497 ile soyut akıl yürütme performansı (önemli bir bilişsel işlev) arasında güçlü bir ilişki bulunmuştur.[1] SORL1, amiloid öncü protein işlenmesindeki bilinen rolü nedeniyle biyolojik olarak önemlidir; bu yolak Alzheimer hastalığı patolojisinin merkezindedir.[1] Benzer şekilde, CDH4 geni, özellikle rs1970546 , Toplam Serebral Beyin Hacmi (TCBV) ile güçlü bir ilişki göstermiş ve genel beyin yapısının korunmasında rol oynadığını düşündürmüştür.[1] İlerleyen araştırmalar, beyin yaşlanmasının çeşitli yönlerinde ve ilgili nörolojik durumlarda potansiyel rolleri olan başka genleri de işaret etmiştir. PDE3A gibi genler tromboz ile ilişkilendirilirken, SCN8A serebellar ataksi ve mental retardasyon ile, PDE4Bise şizofreni ile ilişkilidir.[1]Ek olarak, daha önceki çalışmalarda inme, Alzheimer hastalığı ve hafıza bozukluğu ile ilişkilendirilmiş geniş bir aday gen yelpazesi —PDE4D, LTA4H, NFBG, NTRK2, NTRK3, BACE1, PRNP, A2M, VLDLR ve LRRK2 gibi — beyin MRG ve bilişsel endofenotiplerle korelasyon göstermiştir.[1] Bu bulgular, bireysel genetik varyantların veya genlerin birden fazla, görünüşte farklı, beyinle ilişkili fenotipi etkileyebileceği pleiotropik etkileri düşündürmekte ve beyin yaşlanmasının karmaşık etiyolojisine katkıda bulunmaktadır.

Nörolojik Hastalığın Öncüsü Olarak Beyin Yaşlanması

Section titled “Nörolojik Hastalığın Öncüsü Olarak Beyin Yaşlanması”

Beyin yaşlanması, yaşa bağlı nörolojik hastalıkların gelişme riskiyle içsel olarak bağlantılıdır ve genellikle inme ve demans gibi durumların başlangıcından önce gelen subklinik bir fenotip görevi görür.[1] Beyin MRG’si ve bilişsel testlerle ölçülen endofenotipler, sadece normal yaşlanmanın göstergeleri olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu zayıflatıcı hastalıklar için artan bir riskle de ilişkilidir.[1] Bu bağlantı, beyin yaşlanmasını etkileyen genetik faktörlerin, özellikle orta yaşlıdan yaşlıya kadar olan popülasyonlarda, nörolojik bozukluklara yatkınlığa da önemli ölçüde katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır.[1] Beyin yaşlanmasının genetik temelleri, başlıca nörolojik hastalıkların genetik temelleriyle önemli ölçüde örtüşmektedir; bu da daha önce klinik hastalıkla ilişkilendirilmiş genlerin bu subklinik beyin yaşlanması fenotipleri üzerinde saptanabilir etkilere sahip olabileceği anlamına gelir.[1]Örneğin, Alzheimer hastalığı, inme veya vasküler demans riskini artıran genetik varyantlar, beyin hacmi veya bilişsel işlevdeki değişikliklerle karakterize olan hızlanmış beyin yaşlanması olarak da kendini gösterebilir.[1] Bu bakış açısı, beyin yaşlanmasının kendisinin bir süreklilik olarak görülebileceğini, genetik yatkınlıkların ve yaşa bağlı değişikliklerin bir bireyin yaşamının ilerleyen dönemlerinde daha ciddi nörolojik durumlar geliştirme hassasiyetini kademeli olarak artırdığını öne sürmektedir.

Beyin yaşlanmasının karmaşık süreci önemli bir genetik bileşene sahiptir; çalışmalar hem yapısal beyin özellikleri hem de bilişsel performans için önemli bir kalıtım derecesi olduğunu ortaya koymaktadır.[1]Bu genetik yatkınlık, yalnızca sağlıklı bilişsel yaşlanmada değil, aynı zamanda bir bireyin inme ve demans gibi yaşa bağlı nörolojik hastalıklara yatkınlığını belirlemede de çok önemli bir rol oynamaktadır.[1] Örneğin, Alzheimer hastalığının başlangıç yaşındaki değişkenliğin önemli bir kısmı toplamsal genetik etkilere bağlanmıştır.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), beyin yaşlanması fenotiplerini etkileyen yeni genetik lokusları ve düzenleyici elementleri tanımlamak için kullanılan güçlü araçlardır.[1] İnsan genomunu kapsamlı bir şekilde tarayarak, bu çalışmalar beyin yapısı ve işlevi üzerinde hassas etkiler gösteren genleri tespit edebilir.[1] Bu tür genlerin tanımlanması, bireyler arasında gözlenen beyin yaşlanmasının farklı seyirlerine katkıda bulunan altta yatan biyolojik yollara ve genetik mimariye ilişkin kritik bilgiler sağlamaktadır.[1]

Beyin Yaşının Yapısal ve Fonksiyonel Belirteçleri

Section titled “Beyin Yaşının Yapısal ve Fonksiyonel Belirteçleri”

Beyin yaşlanması, hem fiziksel yapısındaki hem de fonksiyonel yeteneklerindeki ölçülebilir değişikliklerle karakterize edilir ve bunlar kalıtsal endofenotipler olarak kabul edilir.[1] Yapısal değişiklikler genellikle volümetrik beyin MRI aracılığıyla değerlendirilir ve Total Serebral Beyin Hacmi (TCBV) gibi ölçümlerin yanı sıra frontal, parietal, oksipital, temporal ve hipokampal bölgeler gibi spesifik bölgesel hacimler elde edilir.[1] Lateral ventriküler ve temporal boynuz hacimlerindeki artışlar da ilerleyen beyin yaşıyla ilişkili doku ve organ düzeyindeki biyolojik değişikliklerin göstergesi olarak hizmet eder.[1] Genel beyin boyutu ve spesifik bölge hacimlerinin ötesinde, Beyaz Cevher Hiperintensitesi (WMH) hacmi, beynin beyaz cevherinin bütünlüğünü yansıtan önemli bir yapısal belirteçtir ve vasküler beyin yaşlanmasıyla yakından ilişkilidir.[1] Fonksiyonel olarak, beyin yaşlanması, sözel bellek, görsel-uzamsal bellek ve organizasyon ile dikkat ve yönetici işlev gibi alanları ölçen kapsamlı bilişsel testler aracılığıyla değerlendirilir.[1] Bu yapısal ve fonksiyonel fenotipler birbiriyle bağlantılıdır ve yaşlanmanın beyin sağlığı ve bilişsel performans üzerindeki karmaşık sistemik sonuçlarını topluca göstermektedir.[1]

Beyin yaşlanmasının karmaşık süreci, nöronal sağlığın sürdürülmesi için gerekli kritik proteinler, enzimler ve reseptörleri içeren moleküler ve hücresel yolların karmaşık bir ağı tarafından yönlendirilir. Bir retinal kadeherin geni olan _CDH4_ gibi genler, Toplam Serebral Beyin Hacmi ile ilişkilendirilmiştir ve hücre adezyonundaki ve beynin genel yapısal bütünlüğündeki rolünü düşündürmektedir.[1] Benzer şekilde, sıkı bağlantı oluşumu için hayati bir protein olan _CLDN10_ veya klaudin 10, beyaz cevher hiperintensitesi ile bağlantılı biyolojik olarak makul bir adaydır ve beyin sağlığında vasküler bariyer fonksiyonunun önemini vurgulamaktadır.[1] Temel sinyal yolları nöronal iletişim ve plastisite için temeldir ve bunların düzensizliği beyin yaşlanmasına önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Bunlar arasında _GRIN2A_ ve _HOMER2_gibi genleri içeren glutamat sinyal yolu;_EGFR_, _PIP5K3_ ve _MCTP2_ tarafından etkilenen kalsiyum aracılı sinyalizasyon; ve _DGKG_, _EDNRB_ ve _EGFR_’yi içeren G-protein sinyalizasyonu yer almaktadır.[2]Metabolik süreçler, özellikle amino asit metabolizması, hücresel enerji ve nörotransmitter sentezi için de kritik öneme sahiptir;_EGFR_, _MSRA_, _SLC6A6_, _UBE1DC1_ ve _SLC7A5_ gibi genler bu yollarda rol alarak beyin fonksiyonu üzerindeki etkilerini vurgulamaktadır.[2] Ayrıca, _CNTN6_, _GRIK1_, _PBX1_, _PCP4_, _SLIT2_ ve _NRXN1_ gibi genleri içeren MSS gelişimi ve akson rehberliği gibi süreçler, yaşam boyunca beynin karmaşık mimarisini ve bağlantısını kurmak ve sürdürmek için hayati öneme sahiptir.[2]

Patofizyolojik Süreçler ve Nörodejenerasyon

Section titled “Patofizyolojik Süreçler ve Nörodejenerasyon”

Beyin yaşlanmasının biyolojik temelleri, Alzheimer hastalığı (AH), inme ve vasküler demans dahil olmak üzere yaşa bağlı nörolojik bozukluklara yol açan patofizyolojik süreçlerle yakından ilişkilidir.[1]AH ve şizofreni ile ilişkili olanlar gibi, daha önce klinik nörolojik hastalıklarla bağlantılı olarak tanımlanan genler, beyin yaşlanmasının subklinik fenotipleri üzerinde gösterilebilir etkilere sahiptir ve ortak veya örtüşen hastalık mekanizmalarını düşündürmektedir.[1] Örneğin, AH’ta rol oynayan bir gen olan _SORL1_, soyut akıl yürütme görevlerindeki performansla ilişkilendirilmiş, böylece belirli genetik varyasyonlar ile bilişsel gerilemenin yönleri arasında bir bağlantı kurulmuştur.[1]Homeostatik bozukluklar ve spesifik hastalık mekanizmaları, beyin yapısında ve bilişsel fonksiyonda gözlenen ilerleyici değişikliklere katkıda bulunur; bu değişiklikler genellikle tam gelişmiş bir hastalığın klinik tanı kriterlerinin karşılanmasından yıllar önce ortaya çıkar.[1]İnme riskini etkilediği bilinen_PDE4D_ ve _ALOX5AP_ gibi genler, beyin yaşlanmasının daha geniş bağlamında vasküler sağlığın kritik rolünü vurgulamaktadır.[1] _JAG1_, _LRMP_ ve _BCL11A_’yı içeren hemopoez gibi süreçler ve _JAG1_ ile _EGFR_’yi içeren hücre göçünün düzenlenmesi dahil olmak üzere bu patofizyolojik bağlantılara dair içgörüler, sağlıklı beyin yaşlanmasını teşvik etmeyi ve nörodejeneratif hastalık riskini azaltmayı amaçlayan müdahaleler için potansiyel hedefleri belirlemek açısından esastır.[2]

Volumetrik beyin MRG’si ve kapsamlı bilişsel testlerle değerlendirilen beyin yaşlanması fenotipleri, demans ve inme gibi durumların gelişme riskiyle yakından ilişkili kalıtsal ve kantitatif endofenotipleri temsil etmektedir.[1] Bu ölçümler, bir birey bu hastalıklar için klinik veya patolojik tanı kriterlerini karşılamadan yıllar önce ortaya çıkabildikleri için özellikle değerlidir. Bu erken ortaya çıkış, gelecekteki nörodejeneratif ve serebrovasküler durumlar için yüksek risk altındaki bireylerin belirgin semptomlardan çok önce tanımlanmasını sağlayarak önemli prognostik değer sunar.[1] Bu tür proaktif risk tabakalandırması, kişiye özel önleyici stratejiler ve müdahalelerin hastalığın başlangıcını potansiyel olarak geciktirebileceği veya şiddetini azaltabileceği kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının uygulanmasına olanak tanır.

Tanısal Fayda ve Tedavi Yanıtının İzlenmesi

Section titled “Tanısal Fayda ve Tedavi Yanıtının İzlenmesi”

Beyin yaşının değerlendirilmesi, kronolojik yaşın ötesine geçen nörolojik sağlığın objektif belirteçlerini sunarak tanısal faydayı artırma potansiyeli taşımaktadır. Bu endofenotipler için genetik korelasyonları tanımlayan ilk genom çapında ilişkilendirme çalışmaları çoğunlukla hipotez üretici olsa ve daha fazla replikasyon gerektirse de, temel hastalık mekanizmalarının daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmaktadırlar.[1]Klinik olarak, bu ölçümler bir bireyin beyin sağlığı seyrine daha incelikli bir bakış açısı sunarak risk değerlendirmesini hassaslaştırabilir. Ayrıca, zamanla beyin yaşı değişikliklerinin izlenmesi, çeşitli tedavilerin veya yaşam tarzı müdahalelerinin etkinliğini izlemek için değerli bir araç olarak hizmet edebilir; böylece tedavi seçimine yön vererek ve hasta bakım stratejilerini optimize ederek, bu uygulamaları güçlendirmek amacıyla daha fazla uzunlamasına veri toplansa dahi.[1]

Nörodejeneratif ve Serebrovasküler Durumlarla İlişkiler

Section titled “Nörodejeneratif ve Serebrovasküler Durumlarla İlişkiler”

Beyin yaşlanması endofenotipleri, nörodejeneratif ve serebrovasküler durumların bir spektrumuyla anlamlı ölçüde ilişkilidir ve hastalık komorbiditelerini ve örtüşen fenotipleri anlamadaki rollerini vurgular. Genetik analizler, spesifik beyin yapısal ve işlevsel özellikleriyle daha önce ciddi klinik hastalıklarda rol oynadığı düşünülen genler arasında bağlantılar ortaya çıkarmıştır. Örneğin,BACE1, PRNP ve A2Mgibi genler Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilirken,PDE4D ve LTA4H inme ile ve LRRK2Parkinson hastalığı ile ilişkilidir.[1] Bu bulgular, bu endofenotipler tarafından yakalanan hızlanmış beyin yaşlanmasının, çoklu yaşa bağlı nörolojik bozuklukların gelişimine yönelik ortak bir yatkınlığı veya yolu yansıtabileceğini düşündürmektedir. Genetik faktörlerin sigara içme durumu, diyabet, kan basıncı ve APOE genotipi gibi kovaryatlarla karmaşık etkileşimi, beyin yaşlanmasının multifaktöriyel doğasını ve ilgili klinik komplikasyonlar üzerindeki derin etkisini daha da vurgulamaktadır.[1]

[1] Seshadri, S. et al. “Genetic correlates of brain aging on MRI and cognitive test measures: a genome-wide association and linkage analysis in the Framingham Study.”BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S15.

[2] Baranzini, S. E. et al. “Genome-wide association analysis of susceptibility and clinical phenotype in multiple sclerosis.”Human Molecular Genetics, 2008.

[3] Lunetta, Kathryn L., et al. “Genetic correlates of longevity and selected age-related phenotypes: a genome-wide association study in the Framingham Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S13.