Akut Miyokard Enfarktüsü
Miyokard enfarktüsü, halk arasında kalp krizi olarak bilinen, kalp kasının bir kısmına kan akışının aniden durması veya ciddi şekilde azalması sonucu ortaya çıkan kritik bir tıbbi durumdur. Bu durum genellikle kalbe kan sağlayan bir koroner arterin tıkanmasıyla meydana gelir ve çoğunlukla aterosklerotik bir plağın yırtılması ve ardından pıhtı oluşumu nedeniyle ortaya çıkar. Kan akışının kesilmesi, kalp kası hücrelerini oksijen ve besin maddelerinden mahrum bırakarak hücre hasarına ve ölümüne yol açar.
Akut miyokard enfarktüsünün genetik temellerini anlamak, hem önleme hem de tedavi stratejilerini geliştirmek için hayati öneme sahiptir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmalarındaki (GWAS) son gelişmeler, koroner arter hastalığı ve miyokard enfarktüsü ile ilişkili belirli genetik lokusları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Ancak bu çalışmalar, kalıtsal genetik bileşenin yalnızca küçük bir kısmını şimdiye kadar tanımlayabilmiş olup, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini işaret etmektedir[1].
Biyolojik bir bakış açısıyla, akut miyokard enfarktüsünün gelişimi çok yönlüdür. Kalp krizi geçiren tüm hastaların genellikle altta yatan koroner aterosklerozu olsa da, aterosklerozu olan her birey enfarktüs geçirmez. Bu durum, farklı genetik faktörlerin ya koroner aterosklerozun başlangıçtaki gelişimine ve ilerlemesine ya da daha spesifik olarak, sonraki plak yırtılmasına ve akut miyokard enfarktüsüne katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir [1]. Örneğin, ADAMTS7gibi genler, vasküler yaralanmaya karşı proliferatif yanıtta rol oynamıştır; bu, ateroskleroz ilerlemesine paralel bir süreç olup plak boyutunu potansiyel olarak etkileyebilir[1]. Aksine, kan grubunu belirleyen ABO geni, miyokard enfarktüsü ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir ve potansiyel olarak tromboz ve koroner kalp hastalığındaki rolü aracılığıyla etkili olabilir [1]. Özellikle, O dışı kan grupları, mevcut anjiyografik koroner arter hastalığı olan bireylerde miyokard enfarktüsü olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkilendirilmiştir[1].
Akut miyokard enfarktüsünün genetik mimarisini çözümlemenin klinik önemi büyüktür. Bu genetik faktörlerin daha derinlemesine anlaşılması, risk tahminini önemli ölçüde iyileştirebilir, daha yüksek risk altındaki bireylerin daha erken belirlenmesini ve daha hedefe yönelik önleyici müdahalelerin yapılmasını sağlayabilir [1]. Dahası, belirli genetik yolların belirlenmesi, yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için umut vadeden yollar sunmaktadır [1]. Örneğin, ADAMTS7gibi genlerin plak gelişimini nasıl etkilediğini anlamak, ateroskleroz ilerlemesini yavaşlatan tedavilere yol açabilirken,ABO lokusuna ilişkin bilgiler ise tromboz yönetimiyle ilgili stratejilere ışık tutabilir [1].
Daha geniş bir toplumsal düzeyde, akut miyokard enfarktüsü, dünya genelinde önde gelen bir morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmekte, sağlık sistemleri ve bireysel yaşamlar üzerinde önemli bir yük oluşturmaktadır. Genetik yatkınlıkların açıklığa kavuşturulmasıyla, halk sağlığı girişimleri daha etkin bir şekilde özelleştirilebilir ve kaynaklar, erken tarama ve yaşam tarzı değişikliklerinden en çok fayda sağlayacak kişilere tahsis edilebilir. Nihayetinde, bu alandaki gelişmeler, kalp krizi insidansını ve şiddetini azaltma potansiyeli taşımakta, genel halk sağlığını ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir.
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Fenotip Tanımı ve Potansiyel Yanlış Sınıflandırma
Section titled “Fenotip Tanımı ve Potansiyel Yanlış Sınıflandırma”Miyokard enfarktüsünün tanımı ve katılımcı sınıflandırması için kullanılan yöntemler çeşitli sınırlamalar barındırmaktadır. Anjiyografi, faydalı olmasına rağmen, miyokard enfarktüsü olmayan kontrol olarak sınıflandırılan bireylerde erken subklinik aterosklerozu tespit edemez, bu da potansiyel olarak onların koroner arter hastalığından arınmış olarak yanlış sınıflandırılmasına yol açar [1]. Bu sorun, özellikle anjiyografik koroner arter hastalığı olan hasta kohortunda önemlidir; zira başlangıçta miyokard enfarktüsü olmadan sınıflandırılanlar daha sonra bu durumu geliştirebilir ve bu da doğru fenotiplemeyi daha da karmaşık hale getirebilir[1]. Çalışma popülasyonundaki bu tür yanlış sınıflandırma ve içsel heterojenite, bulguları null hipotezine doğru saptırma eğilimindedir; bu durum, halihazırda bildirilen yeni bulguları geçersiz kılmasa bile, ek genetik keşifleri tanımlamak için istatistiksel gücü sınırlayabilir [1].
Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Kapsam
Section titled “Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Kapsam”Çalışma tasarımı, belirli analizler için sağlam olsa da, bulgularının kapsamını şekillendiren doğasında istatistiksel kısıtlamalar barındırmaktadır. Araştırma, nispeten büyük etki büyüklüklerine sahip genetik varyantları tespit etme gücüne sahipti [1]. Bu odaklanma, miyokard enfarktüsü riskine daha hafif, ancak potansiyel olarak önemli katkılara sahip varyantların yetersiz istatistiksel güç nedeniyle tanımlanamamış olabileceği anlamına gelmektedir [1]. Ayrıca, analiz, karmaşık hastalıklardaki potansiyel rolleri giderek daha fazla kabul gören nadir genetik varyantları içermemektedir. Bu varyantların dışlanması, kolektif veya bireysel etkilerinin miyokard enfarktüsü yatkınlığının genel anlayışına katkıda bulunabileceği göz önüne alındığında, bir bilgi boşluğunu temsil etmektedir [1].
Genellenebilirlik ve Hesaba Katılmayan Faktörler
Section titled “Genellenebilirlik ve Hesaba Katılmayan Faktörler”Önemli bir sınırlama, çalışma kohortunun ağırlıklı olarak Avrupa kökenli olması nedeniyle bu bulguların genellenebilirliğidir [1]. Bu demografik özgüllük, tanımlanan genetik ilişkilendirmelerin farklı atalara ait geçmişe sahip popülasyonlarda doğrudan uygulanabilir olmayabileceği veya aynı öngörü değerini taşımayabileceği anlamına gelmekte olup, farklı replikasyon çalışmalarına duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır [1]. Ayrıca, çalışma içindeki gözlemler, geleneksel risk faktörlerinin ötesindeki ölçülmemiş faktörlerin etkisini düşündürmektedir. Örneğin, anjiyografik koroner arter hastalığı olan ve miyokard enfarktüsü geçiren hastalar, genel olarak benzer geleneksel risk profillerine sahip olmalarına rağmen, miyokard enfarktüsü geçirmeyenlere göre daha genç olma eğilimindeydi[1]. Bu farklılık, ek, şu anda hesaba katılmayan faktörlerin koroner arter hastalığı olan bireylerde miyokard enfarktüsüne katkıda bulunduğunu ve durumun tam etiyolojisinde kalan bir bilgi boşluğunu temsil ettiğini göstermektedir[1]. Kardiyovasküler hastalık risk tahmininde genetik varyantların uygulanmasının daha geniş etkileri, genetik belirteçlerle artımlı risk tahmini için mevcut kanıtların tutarlı bir şekilde güçlü olmaması nedeniyle, ayrıca daha fazla araştırma gerektiren bir alan olmaya devam etmektedir[1].
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Akut miyokard enfarktüsünü (AMI) etkileyen genetik yapı karmaşıktır ve lipit metabolizması ve inflamasyondan vasküler bütünlük ve koagülasyona kadar çeşitli biyolojik yolları modüle eden çok sayıda gen ile tek nükleotid polimorfizmini (SNP) içerir. Bu varyantlar gen ekspresyonunu, protein fonksiyonunu veya hücresel süreçleri değiştirebilir, nihayetinde bir bireyin bu kardiyovasküler olaya yatkınlığına katkıda bulunur.
Böyle bir gen olan SLC22A3 (Solute Carrier Family 22 Member 3), aynı zamanda OCT3 olarak da bilinir ve bir organik katyon taşıyıcısını kodlar. Bu protein, kalp, böbrek ve karaciğer gibi dokularda hücre zarları boyunca taşınmalarını kolaylaştırarak, çeşitli endojen bileşiklerin ve eksojen ilaçların atılımında önemli bir rol oynar. SLC22A3 içindeki rs544366796 varyantı, bu taşıyıcının etkinliğini veya ekspresyonunu etkileyebilir. SLC22A3 aktivitesindeki değişiklikler, kardiyovasküler sağlıkta yer alan metabolitlerin klerensini veya doku birikimini etkileyebilir, potansiyel olarak inflamatuar yanıtları, oksidatif stresi veya kardiyovasküler durumları tedavi etmek için kullanılan ilaçların metabolizmasını etkileyebilir, böylece AMI’nin riskini veya prognozunu dolaylı olarak etkileyebilir.
Diğer birçok genetik lokus, AMI ve koroner arter hastalığı (CAD) ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir.ANRIL, CDKN2A ve CDKN2B gibi genleri kapsayan 9p21 lokusu, önde gelen bir örnektir ve rs4977574 gibi varyantlar, artan risk ile güçlü bir ilişki göstermektedir. Bu bölge, hücre döngüsü düzenlemesi, yaşlanma ve apoptoz için kritiktir; bu süreçler aterosklerozun gelişimi ve ilerlemesi için temeldir. Benzer şekilde,PHACTR1’deki rs12526453 gibi varyantlar, AMI ile tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir. PHACTR1 (Fosfataz ve Aktin Regülatörü 1), aktin sitoiskeletini ve endotel hücre fonksiyonunu düzenlemede rol oynar ve genetik varyasyonları, KAH ve MI gelişiminin temel bir bileşeni olan vasküler disfonksiyona katkıda bulunabilir.
AMI yatkınlığına ilişkin ek bilgiler, kan grubu tiplerini etkileyen ABO lokusundaki rs514659 gibi varyantlardan gelmektedir. O dışı kan grupları, kan pıhtılaşması için hayati öneme sahip olan von Willebrand faktörü ve faktör VIII’nın daha yüksek seviyeleriyle ilişkilidir, böylece MI’ın altında yatan trombotik olay riskini artırır. rs4618210 ve rs3803915 dahil olmak üzere diğer varyantlar da MI ile ilişkileri açısından genom çapında anlamlılığa ulaşmıştır. Bu SNP’ler, lipit profillerinden inflamatuar belirteçlere kadar bir dizi kardiyovasküler risk faktörünü etkileyebilir ve kalp krizlerine genel genetik yatkınlığa katkıda bulunabilir.
Çeşitli yollarda yer alan genlerdeki genetik varyasyonlar, AMI anlayışımızı genişletmeye devam etmektedir. Örneğin, SMAD3 (rs17228212 , rs56062135 ), TGF-beta sinyal yolunda hayati bir rol oynar, hücre büyümesini, farklılaşmasını ve hücre dışı matrisin yeniden şekillenmesini etkiler; bu süreçler vasküler fibroz ve aterosklerozda rol oynar. Folat metabolizmasında yer alan MTHFD1L (rs6922269 ) varyantları, bilinen bir kardiyovasküler risk faktörü olan homosistein seviyelerini etkileyebilir. Ek olarak, hücresel sinyalizasyonda yer alan bir gen olanPLCL2 (Fosfolipaz C benzeri 2)‘deki rs62248161 , kalp fonksiyonu ve vasküler sağlık için kritik olan aşağı akış yollarını etkileyerek riski modüle edebilir. Toplu olarak, bu varyantlar AMI’ın altında yatan çok yönlü genetik mimariyi vurgulamakta, risk değerlendirmesi ve kişiselleştirilmiş tıp için potansiyel hedefler sunmaktadır.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs544366796 | SLC22A3 | Akut Miyokard Enfarktüsü triglycerides:total lipids ratio blood VLDL cholesterol amount Kardiyovasküler Hastalık low density lipoprotein cholesterol measurement phospholipids:total lipids ratio blood VLDL cholesterol amount |
Akut Miyokard Enfarktüsü: Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji
Section titled “Akut Miyokard Enfarktüsü: Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji”Akut miyokard enfarktüsü (ME), bir koroner arterin tıkanmasıyla karakterize olan ve miyokardda iskemik hasarla sonuçlanan koroner arter hastalığının en şiddetli formu olarak tanımlanır (CAD)[1]. Bu tıkanma tipik olarak, ateroskleroz gelişimini takip eden bir süreç olan ani plak rüptürü ve tromboz oluşumu nedeniyle meydana gelir[1]. Aterosklerotik plak rüptürü, akut miyokard enfarktüsünün en yaygın nedeni olarak tanımlanır [1].
İlgili Terimler ve Sınıflandırmalar
Section titled “İlgili Terimler ve Sınıflandırmalar”- Koroner Arter Hastalığı (CAD): Akut miyokard enfarktüsü, koroner arter hastalığının en şiddetli tezahürü olarak sınıflandırılır[1]. KAH’nin kendisi, koroner arterleri etkileyen durumları ifade eder.
- Ateroskleroz: Bu altta yatan süreç, ekstraselüler matris metabolizmasını, makrofajlarla birlikte doğuştan gelen bağışıklığı ve T ve B lenfositlerle birlikte adaptif bir bağışıklık yanıtını içeren kronik inflamatuar bir birikim olarak karakterizedir [1]. Akut miyokard enfarktüsüne yol açan plak rüptürünün öncüsüdür.
- Trombogenez ile Plak Rüptürü: Bu, koroner arter oklüzyonuna neden olan acil olayı tanımlar. Aterosklerotik bir plak kararsız hale gelir, rüptüre olur ve bölgede bir kan pıhtısı (trombüs) oluşarak kan akışını engeller [1].
- Miyokardın İskemik Hasarı: Bu, tıkanmış koroner arterin bir sonucudur; burada kalp kası dokusu (miyokard) oksijen ve besinlerden mahrum kalır, bu da hücresel hasara ve ölüme yol açar [1].
- Periprosedürel Nekroz ve Enfarktüs: Bu özel sınıflandırma, koroner bir girişim bağlamında meydana gelen miyokard nekrozu veya enfarktüsünü ifade eder. Bu vakalarda tanı, özellikle miyokard enfarktüsünün “evrensel tanımı” uygulanırken, daha fazla doğruluk için troponin yerine kreatin kinaz-miyokard bandının ölçülmesini içerebilir [2].
Belirtiler ve Semptomlar
Section titled “Belirtiler ve Semptomlar”Ölçüm Yaklaşımları Koroner girişim sonrası periprosedürel nekroz ve enfarktüs tanısı, kreatin kinaz-miyokard bandı (CK-MB) ölçülerek doğru bir şekilde belirlenebilir. Çalışmalar, bu spesifik tanısal amaç için CK-MB ölçümünün troponine kıyasla daha yüksek doğruluk sunduğunu göstermektedir [2]. Araştırma ortamlarında, CK-MB düzeyleri, katılımcıları kategorize etmek için kullanılmıştır; örneğin, analiz için dağılımının uç çeyrekliklerine göre özellik durumu atanması gibi.
Akut Miyokard Enfarktüsü Nedenleri
Section titled “Akut Miyokard Enfarktüsü Nedenleri”Akut miyokard enfarktüsü (MI) en sık aterosklerotik plağın yırtılmasıyla meydana gelir[1]. Plak rüptürü veya MI geçiren tüm bireylerde altta yatan koroner ateroskleroz bulunsa da, koroner aterosklerozu olanların yalnızca bir alt kümesinde MI gelişir[1]. Bu durum, plağın kırılganlığı veya plak bozulmasını takiben oluşan trombotik reaksiyonun boyutu gibi ek faktörlerin, koroner arter hastalığı varlığında MI’ye katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir[1].
Genetik Faktörler
Section titled “Genetik Faktörler”Genetik faktörler MI gelişiminde rol oynamaktadır, ancak kalıtsal bileşenin yalnızca küçük bir kısmı tanımlanmıştır [1]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), MI ile ilişkili spesifik genetik lokusları tanımlamaya başlamıştır:
- ABO: Bu lokus, plak rüptürü ve/veya tromboz olasılığını artırarak MI riskiyle güçlü bir şekilde ilişkilidir [1]. Araştırmalar, ABO kan grupları ile hem tromboz hem de koroner kalp hastalığı arasında uzun süredir bir bağlantı olduğunu öne sürmektedir[1].
- Kromozom 9p21: Bu bölgedeki yaygın varyantların miyokard enfarktüsü riskini etkilediği bilinmektedir [3][4].
- LRP8/APOER2 R952Q varyantı:Bu varyant, apolipoprotein E konsantrasyonunu ve miyokard enfarktüsü riskini etkilemede aditif bir etkiye sahiptir[5].
- İnterlökin-18 geni:İnterlökin-18 sisteminin genetik analizi, interlökin-18 geninin kardiyovasküler hastalıkta bir rolü olduğunu düşündürmektedir[6].
Diğer genetik lokuslar, MI’ın tetikleyici olaylarından ziyade koroner arter hastalığının (CAD) kendisiyle daha güçlü ilişkiler göstermiştir:
- ADAMTS7: Bu lokus, anjiyografik KAH ile ilişkilidir ve plak boyutunu artırabilir, ancak çalışmalar bunun plak stabilitesini etkileme veya yüksek riskli bireylerde MI’ı önleme olasılığının daha düşük olduğunu göstermektedir [1].
- HDAC9: Bu gen, MI’dan ziyade KAH ile daha güçlü bir ilişki göstermektedir; bu da rolünün bir MI’ı tetikleyen olaylardan ziyade ateroskleroza yatkınlık yaratmada olabileceğini düşündürmektedir [1].
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Miyokard enfarktüsü (ME), yaygın olarak kalp krizi olarak bilinir, koroner arter hastalığının en şiddetli şeklidir (CAD). Koroner arterin tıkanması ile karakterizedir ve bu durum kalp kasında iskemik hasara yol açar. [7] Bu tıkanıklık tipik olarak aterosklerotik bir plağın ani yırtılması sonucunda meydana gelir, ardından arter içinde kan pıhtısı (tromboz oluşumu) [7] gelişir. [1]
Altta yatan süreç olan ateroskleroz, materyal birikimi, hücre dışı matris metabolizmasındaki değişiklikler ve hem doğuştan gelen hem de adaptif immün yanıtların aktivitesini içeren kronik bir inflamatuar durum olarak anlaşılır. Bu durum, doğuştan gelen immünitede makrofajların ve adaptif immün yanıtta T ve B lenfositlerinin rolünü kapsar.[7]Plak rüptürü veya ME yaşayan tüm bireylerde koroner ateroskleroz bulunsa da, aterosklerozu olanların sadece bir kısmı ME geliştirir.[1] Bu gözlem, halihazırda koroner aterosklerozdan etkilenen bireylerde plak rüptürü veya ME riskini artırmada genetik yatkınlıklar da dahil olmak üzere belirli faktörlerin rol oynadığını düşündürmektedir. [1]
ME’nin gelişimi, birden fazla genetik ve çevresel faktörün kümülatif etkisi olarak kabul edilir. [7] Araştırmalar, mevcut koroner aterosklerozu olan hastalarda ME’ye spesifik olarak katkıda bulunan genetik faktörleri, aterosklerozun başlangıcı ve ilerlemesinde rol oynayanlardan ayırt etmeyi amaçlamaktadır. [1]
ME ve aterosklerozun altında yatan biyolojik mekanizmalarda rol oynayan spesifik genler tanımlanmıştır:
- ADAMTS7: Bu gen, anjiyografik KAH ile ilişkili bir genetik lokus olarak tanımlanmıştır. [1] ADAMTS7, vasküler hasara karşı proliferatif yanıtta rol oynar; bu süreç, aterosklerozun ilerleyici fazıyla benzerlikler göstermektedir. [1] Mekanizması, kıkırdak oligomerik matris proteininin degradasyonunu içerebilir. [1] ADAMTS7 plak boyutunda artışa katkıda bulunabilse de, plak stabilitesini etkilemiyor gibi görünmektedir. Bu durum, ADAMTS7’nin aterosklerozun ilerlemesini önlemeyi amaçlayan tedaviler için bir hedef olabileceğini, ancak yüksek riskli hastalarda ME’yi önlemek için daha az olası bir hedef olduğunu düşündürmektedir. [1]
- ABO: ABO kan grubu sisteminin ayrılmaz bir parçası olan transferaz A ve transferaz B proteinlerini kodlayan ABO geni, anjiyografik KAH’li hastalarda ME için önemli bir lokus olarak tanımlanmıştır. [1]ABO kan grupları ile hem tromboz hem de koroner kalp hastalığı arasındaki ilişki, onlarca yıldır süren araştırmalarla öne sürülmüştür.[1]
Yolaklar ve Mekanizmalar
Section titled “Yolaklar ve Mekanizmalar”Akut miyokard enfarktüsü (AMI), sıklıkla temel koroner aterosklerozdan ve sonrasındaki kalp hasarından kaynaklanan genetik, moleküler ve fizyolojik mekanizmaların karmaşık bir etkileşimini içerir.
Genetik faktörler, AMI’ye yatkınlıkta önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmalar, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve gen mutasyon veri tabanları aracılığıyla ‘koroner kalp hastalığı’ veya ‘miyokard enfarktüsü’ ile ilişkili çok sayıda geni tanımlamıştır[7]. Örneğin, ADAMTS7 geni, anjiyografik koroner arter hastalığına yatkınlık oluşturan yeni bir lokus olarak tanımlanmıştır [8]. Ek olarak, 9p21 kromozomundaki tek nükleotid polimorfizmleri, tekrarlayan olaylarla potansiyel ilişkileri açısından araştırılmıştır[9].
Enflamasyon ve koagülasyon yolları da AMI için merkezi öneme sahiptir. Enflamatuar genlerdeki polimorfizmler, özellikle postoperatif durumlarda miyokard enfarktüsü riskini etkileyebilir [10]. Trombomodulin genindeki varyantlar, koroner arter baypas ameliyatı sonrası artan mortalite ile ilişkilendirilmiş olup, trombotik veya vasküler süreçlerde bir rol oynadığını düşündürmektedir[11].
Hücresel ve moleküler düzeyde kalp, hasara karşı spesifik tepkiler verir. AMI’nin ve sonrasındaki kan akışının yeniden sağlanmasının yaygın bir sonucu olan iskemi-reperfüzyon hasarı, modüle edilebilecek mekanizmalar içerir. Örneğin, histon deasetilazın inhibisyonunun miyokardiyal iskemi-reperfüzyon hasarını azalttığı gösterilmiştir [12]. Ayrıca, dönüştürücü büyüme faktörü-beta süper ailesinin bir üyesi olan büyüme-farklılaşma faktörü-15 (GDF-15), kalbi iskemi/reperfüzyon hasarından korur [13]. Bir enfarktüs sonrası kalp, yeniden yapılanmaya uğrar. Bu süreç, miyokard enfarktüsü ve sonrasındaki kardiyak yeniden yapılanmada rol oynayan dönüştürücü büyüme faktörü-beta (TGF-beta) sinyalizasyonu gibi yollar tarafından etkilenir [14]. Kardiyak büyümenin kontrolü ise histon asetilasyon/deasetilasyon tarafından düzenlenir [15].
Popülasyon Çalışmaları
Section titled “Popülasyon Çalışmaları”Akut miyokard enfarktüsünün (MI) yeni vakalarını incelemek, ölümcül vakaları ve olay sonrası kısa sağkalıma sahip bireyleri doğru bir şekilde temsil etmek ve böylece insidans-prevalans (Neyman) yanlılığını önlemek için çok önemlidir. Gelecekteki klinik hastalığı öngören LDL-kolesterol ve sistolik kan basıncı gibi faktörleri tanımlamak ve değerlendirmek için güçlü ve güvenilir kanıtlar, büyük sayıda yeni vaka toplayan iyi tasarlanmış, popülasyon tabanlı, prospektif kohort çalışmalarından elde edilir.
Bu alandaki araştırmalar, prospektif, popülasyon tabanlı kohortlar içinde MI ve koroner kalp hastalığı (CHD) insidansını etkileyen genetik varyantları belirlemeye odaklanmıştır. Bu çalışmalar ayrıca, bugüne kadar tanımlanan genetik varyantların prospektif bir ortamda CHD riskiyle ilişkili olup olmadığını ve bilinen genetik varyantların MI sonrası toplam mortalite ile bağlantılı olup olmadığını araştırmaktadır.
Bu hedeflere ulaşmak için, Genome Epidemiyolojisinde Kalp ve Yaşlanma Araştırmaları Kohortları (CHARGE) Konsorsiyumu ve işbirliği yapan prospektif çalışmalardan elde edilen veriler kullanılmıştır. İlk çalışmalar, CHARGE konsorsiyumunun bir parçası olan beş prospektif kohort çalışmasından katılımcıları içermiştir. Bunlar şunlardır:
- Yaş, Gen/Çevre Çalışması (AGES)
- Topluluklarda Ateroskleroz Riski (ARIC) Çalışması[16]
- Kardiyovasküler Sağlık Çalışması (CHS)[17]
- Framingham Kalp Çalışması (FHS) [18]
- Rotterdam Çalışması (RS)
Bu kohortlardaki katılımcılar, yaş, hipertansiyon ve diyabet prevalansı, sigara durumu, total kolesterol, HDL kolesterol, trigliserit düzeyleri ve vücut kitle indeksi gibi başlangıç bilgileriyle karakterize edilir. Bu çalışmalar, MI ve KKH’nin yeni vakalarını takip etmekte olup, yeni MI ve KKH vakaları için ortalama takip süreleri de kaydedilmiştir. Örneğin, kohortlardaki yeni MI vakalarının ortalama yaşı 65,17 ila 80,8 yıl arasında değişmekteydi.
Akut Miyokard Enfarktüsü Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Akut Miyokard Enfarktüsü Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak akut miyokard enfarktüsünün en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Babam genç yaşta kalp krizi geçirdi; bu benim de geçireceğim anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Babam genç yaşta kalp krizi geçirdi; bu benim de geçireceğim anlamına mı geliyor?”Evet, yakın bir aile üyesinin, özellikle bir ebeveynin, genç yaşta kalp krizi geçirmiş olması sizin riskinizi artırabilir. Genleriniz, atardamarlarınızın nasıl geliştiği veya kanınızın nasıl pıhtılaştığı gibi faktörleri etkileyerek yatkınlıkta önemli bir rol oynar. Bu durum size kesinlikle bir kalp krizi geçireceğinizi garanti etmese de, bu genetik bağlantıyı anlamak daha erken risk değerlendirmesine ve potansiyel olarak daha hedefe yönelik önleyici adımlara olanak tanır.
2. Kan grubum kalp krizi geçirme olasılığımı artırır mı?
Section titled “2. Kan grubum kalp krizi geçirme olasılığımı artırır mı?”Evet, şaşırtıcı bir şekilde, kan grubunuz riskinizi etkileyebilir. O dışı kan gruplarına (A, B veya AB) sahip bireyler, özellikle de zaten koroner arter hastalığına sahipseler, daha yüksek kalp krizi olasılığı ile ilişkilendirilmiştir. Bunun, ABO geninin kan pıhtılaşması ve genel kalp sağlığındaki rolüyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.
3. Bazı insanlar sağlıklı görünseler bile neden kalp krizi geçirir?
Section titled “3. Bazı insanlar sağlıklı görünseler bile neden kalp krizi geçirir?”Kalp krizleri karmaşıktır ve sağlıklı görünen bireylerin bile altta yatan riskleri olabilir. Beslenme ve egzersiz gibi faktörler önemli olsa da, genetik yatkınlıklar sessiz plak birikimi (ateroskleroz) veya kanınızın pıhtılaşmaya ne kadar yatkın olduğu gibi durumları etkileyebilir. Bazı genetik faktörler, bariz semptomlar olmasa bile, plak rüptürü ve akut olaylar riskini özellikle artırır.
4. Ailede Varsa Kalp Krizini Gerçekten Önleyebilir miyim?
Section titled “4. Ailede Varsa Kalp Krizini Gerçekten Önleyebilir miyim?”Genlerinizi değiştiremeseniz de, yaşam tarzı seçimleri, aile öykünüz olsa bile riskinizi önemli ölçüde azaltabilir. Genetik yatkınlıklarınızı anlamak, genlerinizden etkilenen belirli risk faktörlerine odaklanmak gibi daha hedefe yönelik önlem almayı sağlar. Erken tanımlama ve yaşam tarzı değişiklikleri dahil proaktif önlemler, kalıtsal riskleri azaltmak için çok önemlidir.
5. Altta yatan kalp sorunlarım semptomsuz olabilir mi?
Section titled “5. Altta yatan kalp sorunlarım semptomsuz olabilir mi?”Evet, belirgin semptomlar yaşamadan erken veya subklinik koroner arter hastalığına sahip olmak mümkündür. Bu, tanı koymada bir zorluktur, çünkü plak birikiminin ilk aşamaları sessiz olabilir. Genetik faktörler bu sessiz ilerlemeye katkıda bulunabilir, bu da düzenli kontrolleri ve aile geçmişinizi anlamayı daha da önemli hale getirir.
6. Bazı insanların atardamarları neden tıkanır da bazılarınınki tıkanmaz?
Section titled “6. Bazı insanların atardamarları neden tıkanır da bazılarınınki tıkanmaz?”Atardamar tıkanıklığının (ateroskleroz) gelişimi, yaşam tarzı ve genetik faktörlerin bir kombinasyonundan etkilenir. Genleriniz, vücudunuzun vasküler yaralanmaya nasıl tepki verdiğini veya atardamarlarınızda plağın nasıl oluşup büyüdüğünü etkileyebilir; örneğin,ADAMTS7 gibi genler aracılığıyla. Bu da demektir ki, bazı bireyler, benzer çevresel etkilere maruz kalsalar bile, plak birikimine genetik olarak diğerlerinden daha yatkındır.
7. Kişisel kalp krizi riskimi öğrenmek için özel bir test var mı?
Section titled “7. Kişisel kalp krizi riskimi öğrenmek için özel bir test var mı?”Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) gibi genetik araştırmalardaki gelişmeler, kalp krizi riskiyle bağlantılı spesifik genetik belirteçlerin tanımlanmasına yardımcı olmaktadır. Bu testler daha erişilebilir hale gelirken, geleneksel faktörlerin ötesinde sürekli güçlü ek risk tahmini sağlama yetenekleri hala araştırılmaktadır. Ancak, genetik profilinizi anlamak, kişiselleştirilmiş önleyici stratejiler için içgörüler sunabilir.
8. Etnik kökenim kalp krizi geçirme olasılığımı etkiler mi?
Section titled “8. Etnik kökenim kalp krizi geçirme olasılığımı etkiler mi?”Evet, etnik kökeniniz bir rol oynayabilir çünkü genetik risk faktörleri farklı popülasyonlar arasında farklılık gösterebilir. Mevcut genetik araştırmaların çoğu Avrupa kökenli insanlara odaklanmıştır; bu da tanımlanan ilişkilendirmelerin diğer etnik gruplardan bireyler için doğrudan uygulanamayabileceği veya eşit derecede öngörücü olmayabileceği anlamına gelir. Bu farklılıkları tam olarak anlamak için daha çeşitli çalışmalara ihtiyaç vardır.
9. Kardeşim kalp krizi geçirdi, ama ben geçirmedim. Fark neden?
Section titled “9. Kardeşim kalp krizi geçirdi, ama ben geçirmedim. Fark neden?”Aile içinde bile, kalp krizi için bireysel risk, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi nedeniyle değişebilir. Kardeşinizle birçok geni paylaşmanıza rağmen, diğer genetik varyantlardaki ince farklılıklar veya benzersiz yaşam tarzı seçimleri farklı sonuçlara yol açabilir. Genetik yatkınlıklarınızın ve yaşam deneyimlerinizin kişisel kombinasyonu, bireysel risk profilinizi şekillendirir.
10. Kronik stres kalp krizi riskimi artırır mı?
Section titled “10. Kronik stres kalp krizi riskimi artırır mı?”Araştırmalar tüm faktörleri hala inceliyor olsa da, çalışmalar geleneksel risklerin ötesindeki “hesaba katılmayan faktörlerin” kalp krizlerine, özellikle de genç hastalarda, katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. Kronik stres, kardiyovasküler hastalığa potansiyel bir katkıda bulunan faktör olarak giderek daha fazla kabul görmektedir. Genetik yatkınlıklarınız ve diğer yaşam tarzı faktörlerinizle etkileşime girerek genel kalp krizi riskinizi etkilemesi muhtemeldir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalarına dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.
Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Reilly et al. “Association of ABO SNPs with myocardial infarction in patients with angiographic CAD (myocardial infarction versus no myocardial infarction).”
[2] Lim CC, van Gaal WJ, Testa L, et al. With the “universal definition,” measurement of creatine kinase-myocardial band rather than troponin allows more accurate diagnosis of periprocedural necrosis and infarction after coronary intervention. J Am Coll Cardiol 2011;57:653–61.
[3] Helgadottir, A., et al. “A common variant on chromosome 9p21 affects the risk of myocardial infarction.” Science, vol. 316, no. 5830, 2007, pp. 1491–3.
[4] Horne, B. D., et al. “Association of variation in the chromosome 9p21 locus with myocardial infarction versus chronic coronary artery disease.”Circ Cardiovasc Genet, vol. 1, no. 1, 2008, pp. 85–92.
[5] Martinelli, N., et al. “Additive effect of LRP8/ APOER2 R952Q variant to APOE epsilon2/epsilon3/epsilon4 genotype in modulating apolipoprotein E concentration and the risk of myocardial infarction: a case-control study.”BMC Med Genet, vol. 10, no. 1, 2009, p. 41.
[6] Tiret, L., et al. “Genetic analysis of the interleukin-18 system highlights the role of the interleukin-18 gene in cardiovascular disease.”Circulation, vol. 112, no. 5, 2005, pp. 643–50.
[7] Hirokawa, M., et al. “GWAS for myocardial infarction in Japanese.” European Journal of Human Genetics, 2013.
[8] Myocardial Infarction Genetics Consortium. “Background—We tested whether genetic factors distinctly contribute to either development of coronary atherosclerosis or, specifically, to myocardial infarction in existing coronary atherosclerosis.”Program in Medical and Population Genetics, Broad Institute of MIT and Harvard, Cambridge, MA, USA.
[9] Virani, S.S., et al. “Chromosome 9p21 single nucleotide polymorphisms are not associated with recurrent.” 2012.
[10] Podgoreanu, M.V., et al. “Inflammatory gene polymorphisms and risk of postoperative myocardial infarction after cardiac surgery.” Circulation, vol. 114, 2006, pp. I275–81.
[11] Lobato, R.L., et al. “Thrombomodulin gene variants are associated with increased mortality after coronary artery bypass surgery in replicated analyses.”Circulation, vol. 124, 2011, pp. S143–8.
[12] Granger, A., et al. “Histone deacetylase inhibition reduces myocardial ischemia-reperfusion injury in mice.”Faseb J, vol. 22, 2008, pp. 3549–60.
[13] Kempf, T., et al. “The transforming growth factor-beta superfamily member growth-differentiation factor-15 protects the heart from ischemia/reperfusion injury.” Circ Res, vol. 98, 2006, pp. 351–60.
[14] Bujak, M., and N.G. Frangogiannis. “The role of TGF-beta signaling in myocardial infarction and cardiac remodeling.” Cardiovasc Res, vol. 74, 2007, pp. 184–95.
[15] Backs, J., and E.N. Olson. “Control of cardiac growth by histone acetylation/deacetylation.” Circ Res, vol. 98, 2006, pp. 15–24.
[16] ARIC Investigators. “The Atherosclerosis Risk in Communities (ARIC) Study: Design and Objectives.”
[17] Fried, Linda P., et al. “The Cardiovascular Health Study: Design and rationale.”
[18] Feinleib, Manning, et al. “The Framingham Offspring Study: Design and preliminary data.”