İçeriğe geç

Karın Ağrısı

Karın ağrısı, karın bölgesinden kaynaklanan rahatsızlık veya sıkıntı ile karakterize, yaygın ve sıklıkla zorlayıcı bir semptomdur. Karın içindeki çeşitli organ sistemlerini etkileyen çok çeşitli altta yatan durumlardan kaynaklanan akut veya kronik olarak ortaya çıkabilir. Çeşitli sunumlarını ve etiyolojilerini anlamak, doğru tanı ve etkili yönetim için temeldir.

Karın ağrısının biyolojik temeli, karmaşık fizyolojik yolları ve genetik yatkınlıkları içerir. Araştırmalar, genetik faktörlerin bir bireyin kronik ağrıya yatkınlığına katkıda bulunduğunu ve SNP tabanlı kalıtım oranının gözlemlenen ölçekte %6,9 ve sorumluluk ölçeğinde %12,3 olarak tahmin edildiğini göstermektedir [1]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), belirli alt grupların analizleri de dahil olmak üzere, genetik varyasyonlar ile kronik ağrıya yatkınlık arasındaki ilişkileri araştırmada etkili olmuştur. Bu çalışmalar, ağrı algısı ve kronisitesinin altında yatan karmaşık mekanizmaları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.

Klinik olarak, karın ağrısı bireylerin tıbbi yardım alma nedenlerinden sık görülen biridir ve geniş potansiyel neden yelpazesi nedeniyle önemli bir tanısal zorluk teşkil etmektedir. Geçici rahatsızlık ile kalıcı, kronik ağrı arasındaki ayrım hasta bakımı için kritiktir, çünkü kronik durumlar yaşam kalitesini derinden etkileyebilir. Ağrının genetik temellerini anlamadaki devam eden gelişmeler, daha hassas tanı araçları ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları geliştirmek için umut vaat etmektedir.

Karın ağrısının ele alınmasının sosyal önemi büyüktür; halk sağlığını, sağlık sistemlerini ve bireysel üretkenliği etkilemektedir. Kronik karın ağrısı, önemli engelliliğe, ekonomik yüke ve genel refahın azalmasına yol açabilir. Yüz binlerce bireyi kapsayan büyük ölçekli genetik meta-analizler, ağrının pleiotropik etkilerini ve genetik korelasyonlarını incelemek için daha yüksek istatistiksel güç elde etmek amacıyla yapılmakta ve nihayetinde önleme ve tedavi stratejilerini iyileştirmeyi hedeflemektedir[1].

Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel GüçKarın ağrısı üzerine yapılan araştırmalar, özellikle genetik ilişkilendirme çalışmalarında, istatistiksel güç ve çalışma tasarımı ile ilgili sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Birçok çalışma, keşif ve replikasyon kohortlarındaki nispeten küçük örneklem büyüklükleri nedeniyle, genom çapında anlamlılığa (GWS) ulaşmak için yetersiz güce sahiptir. Bu durum, GWS seviyesine ulaşmayan bulgulara yol açabilir ve bazı durumlarda, gözlemlenen etki büyüklükleri diğer ağrı GWAS’larında bildirilenlerden daha büyük olabilir, bu da potansiyel olarak şişirilmiş ilişkilendirmeleri gösterebilir. Örneğin, belirli genetik modeller için istatistiksel güç, nispeten büyük gözlemlenen etki büyüklüklerinde bile orta düzeyde olabilir, bu da karmaşık özelliklerde sağlam keşfin zorluğunu vurgulamaktadır.

Ayrıca, mevcut genotipleme platformları insan genomundaki bilinen tüm yaygın genetik varyasyonları yakalamamakta, bunların yalnızca yaklaşık üçte ikisini temsil etmektedir [2]. Bu eksik genomik kapsama, yanlış keşif riskini artırabilir ve genetik faktörlerin kapsamlı bir şekilde tanımlanmasını sınırlayabilir. Bağımsız araştırmacılar tarafından daha büyük örneklem büyüklükleri ile bulguların tekrarlanması, yeni ilişkilendirmeleri doğrulamak için kritik öneme sahiptir, özellikle keşif kohortlarında başlangıçta tanımlanan varyantların ek gruplarda tekrarlanmadığı durumlar göz önüne alındığında, bu durum ilişkilendirme için zayıf kanıtlara yol açar.

Fenotipik Değerlendirme ve Popülasyon ÖzgüllüğüKarın ağrısı genetiğini anlamadaki önemli bir sınırlama, fenotipik ölçümdeki zorluklardan kaynaklanmaktadır. Çalışmalar genellikle sadece katılımcıların ağrı şiddetini kendi değerlendirmelerine dayanmaktadır; bu durum klinik pratikte yaygın olmakla birlikte, güvenilmezlik yaratabilir. Bu güvenilmezlik, standartlaştırılmamış veya doğrulanmamış anket araçlarının kullanılmasından ve hatırlama yanlılığı potansiyelinden kaynaklanmaktadır. Bu tür metodolojik sorunlar, raporlama hatalarına yol açabilir ve etki büyüklüğü tahminlerini yanlı hale getirebilir, bu da tanımlanan genetik ilişkilendirmelerin doğru yorumlanmasını etkiler.

Dahası, bulguların genellenebilirliği sıklıkla kısıtlıdır, çünkü birçok çalışma yalnızca Avrupa kökenli Amerikalılar gibi belirli popülasyonlara odaklanmaktadır [3]. Ağrı yanıtları, analjezik etkinlik ve altta yatan genetik varyasyonlar dahil olmak üzere, çeşitli etnik popülasyonlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiği bilinmektedir[3]. Bu nedenle, bir atalardan kalma gruptan elde edilen sonuçlar diğerlerine geniş çapta uygulanamaz, bu da karın ağrısı genetiğinin daha geniş uygulanabilirliğini ve anlaşılmasını sağlamak için çeşitli etnik kökenleri içeren araştırmalara duyulan kritik ihtiyacı vurgulamaktadır.

Eksik Genetik Mimari ve Mekanistik Anlayış Gelişmelere rağmen, karın ağrısının genetik mimarisi, karmaşık özellik genetiğindeki daha geniş bir zorluğu yansıtarak, eksik anlaşılmış durumdadır. Tahmini kalıtsallığa sahip özellikler için bile, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla tanımlanan önemli genetik varyantlar, bireysel farklılıkların yalnızca küçük bir kısmını açıklamakta, bu da önemli “eksik kalıtsallığa” işaret etmektedir. Bu durum, birçok genetik faktörün veya bunların etkileşimlerinin henüz keşfedilmediğini düşündürmektedir.

Genetik ilişkilendirme çalışmaları, öncelikli olarak istatistiksel ilişkileri tanımlamak için tasarlanmıştır, altta yatan biyolojik mekanizmaları aydınlatmak için değil. Bu nedenle, özellikle aday genlerin net fonksiyonel açıklamalardan yoksun olduğu durumlarda, tanımlanan genetik lokusların karın ağrısına nasıl katkıda bulunduğunu karakterize etmek için takip çalışmaları esastır. İstatistiksel ilişkilendirmeleri ağrı algısı ve işlenmesinde yer alan biyolojik yolların kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına dönüştürmek için hem hayvan modellerinde hem de insan deneklerinde kapsamlı ek araştırmalar gerekmektedir.

GRB10 geni veya Büyüme Faktörü Reseptörüne Bağlı Protein 10, hücresel büyüme ve metabolizmanın düzenlenmesi için hayati öneme sahip bir adaptör proteini kodlar. Başlıca, çeşitli reseptör tirozin kinazlarla, özellikle insülin reseptörü ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) reseptörü ile etkileşime girerek ve onların aktivitesini modüle ederek işlev görür. Bu etkileşimler aracılığıyla, GRB10 hücre çoğalması, farklılaşması ve besin algılamasında rol oynayan anahtar yolları etkileyerek, embriyonik gelişimden yetişkin metabolik homeostaza kadar olan süreçlerde rol oynar. Ekspresyonu karmaşıktır, sıklıkla genomik damgalanma (imprinting) gösterir; yani aktivitesi, gen kopyasının anneden mi yoksa babadan mı kalıtıldığına göre etkilenebilir.

Tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs4947737 , GRB10 geni içinde yer almakta olup, potansiyel olarak onun düzenleyici veya kodlayıcı bölgelerini etkileyebilir. rs4947737 gibi varyantlar, gen ekspresyon düzeylerini değiştirebilir, mesajcı RNA’nın stabilitesini etkileyebilir veya hatta GRB10 proteininin yapısını veya işlevini değiştirebilir. Bu tür değişiklikler, insülin veya IGF-1 sinyal yollarının etkinliğinde ince ancak önemli kaymalara yol açabilir. Sonuç olarak, bu genetik varyasyonlar, hücrelerin büyüme faktörlerine ve metabolik ipuçlarına nasıl yanıt verdiğini etkileyerek geniş bir fizyolojik süreç yelpazesini etkileyebilir.

GRB10’deki varyasyonlar, örneğin rs4947737 gibi, genin metabolik düzenleme ve hücre sinyalizasyonundaki merkezi rolü nedeniyle karın ağrısıyla ilişkili durumlar için potansiyel etkiler taşımaktadır. İnsülin ve IGF-1 yollarının disregülasyonu, enflamasyona, değişmiş bağırsak motilitesine ve visseral hipersensitiviteye katkıda bulunabilir; ki bunların hepsi irritabl bağırsak sendromu (IBS) veya inflamatuar bağırsak hastalıkları gibi çeşitli karın ağrısı sendromlarının temel mekanizmalarıdır. Bu temel biyolojik süreçleri etkileyerek,rs4947737 , potansiyel olarak bağırsaktaki nöral sinyalizasyonu veya vücudun genel enflamatuar yanıtını etkileyerek, bir bireyin karın ağrısına yatkınlığını veya deneyimini modüle edebilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs4947737 GRB10Karın Ağrısı

Tanım:Karın ağrısı, mide veya karın bölgesinde bildirilen rahatsızlık veya ağrılar olarak tanımlanır. Ağrının deneyimlenebileceği çeşitli belirgin vücut bölgelerinden biri olarak tanımlanır[4].

Sınıflandırma:Karın ağrısı, süresine göre sınıflandırılabilir. Mide veya karın bölgesinde bildirilen ağrı üç ay veya daha uzun süre devam ettiğinde, kronik olarak sınıflandırılır[4]. Bu bölgeye özgü ağrı (örn. mide/karın bölgesindeki), “tüm vücutta” bildirilen ağrıdan farklıdır[4].

Terminoloji:

  • Mide/Karın Ağrısı: Bu özel terim, katılımcı anketlerinde tanımlandığı gibi, karın bölgesine lokalize ağrıyı ifade eder [4].
  • Kronik Ağrı:Bu sınıflandırma, karın ağrısı dahil olmak üzere, üç ay veya daha uzun süreli olan herhangi bir ağrı için geçerlidir[4].
  • Vücut Kitle İndeksi (BMI):Bir bireyin boy ve kilosuna dayalı bir vücut yağı ölçütüdür. Yüksek BMI, kronik yaygın ağrı (CWP) için bilinen bir risk faktörüdür; bu durum, genellikle karın ağrısı ile ortaya çıkan irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi fonksiyonel somatik sendromlarla sıkça birlikte görülür[4].
  • Bağırsak Mikrobiyomu:İnsan bağırsağında yaşayan mikroorganizmalar topluluğudur. Bileşimi diyet, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığı dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenir ve insan sağlığı ve hastalığında önemli bir rol oynar. Araştırmalar, IBS ile birlikte ortaya çıkabilen CWP’un, bağırsak mikrobiyomunun alfa çeşitliliğinin azalmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir[4].
  • Sağlıklı Beslenme İndeksi (HEI):Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından, bir diyetin beslenme önerileriyle uyumuna göre kalitesini değerlendirmek için geliştirilmiş, 0 ila 100 arasında değişen bir puanlama sistemidir. Diyet, bağırsak mikrobiyomunu etkileyen bilinen bir faktördür ve CWP gibi durumlar ile ilişkili fonksiyonel somatik sendromlar için önemlidir[4].

Karın ağrısı tipik olarak mide veya karın bölgesinde lokalize olan bir rahatsızlık veya ağrı olarak tanımlanır[5]. Bu, farklı nitelikler, süreler ve şiddet seviyeleri ile çeşitli şekillerde kendini gösterebilir.

Karın ağrısı, vücudun belirli bir ağrı bölgesi olarak tanımlanabilir[5]. Üç ay veya daha uzun sürdüğünde, kronik ağrı olarak sınıflandırılır[5]. Ağrının niteliği, yanma, karıncalanma, ani başlangıç ve sıcağa ve soğuğa duyarlılık gibi özellikler aracılığıyla değerlendirilebilir [5].

İnflamatuar bağırsak hastalığı gibi gastrointestinal otoimmün bozukluklar bağlamında, karın ağrısı kesinlikle kronik olmaktan ziyade “süregelen akut” olarak ortaya çıkabilir. Bu tür ağrı, striktür, apseler veya ince bağırsağın kısmi ya da tam tıkanıklığı gibi fiziksel sorunlardan kaynaklanabilir[6].

Karın ağrısı genellikle kendi bildirimine dayalı anketler aracılığıyla değerlendirilir. Katılımcılar, bir dokunmatik ekran anketinde ağrı bölgesi olarak “mide/karın” seçeneğini işaretleyebilirler[5]. Ağrının süresi de önemli bir faktördür; bireylere kronikliği belirlemek için ağrılarının üç ay veya daha uzun süredir devam edip etmediği sorulur [5].

Şiddet genellikle ordinal (sıralı) ölçekler kullanılarak ölçülür. Örneğin, bir karın ağrısı türü olan dismenore ağrı şiddeti, “ağrısız”dan “aşırı ağrılı”ya kadar değişen seçeneklerle dört noktalı bir ölçek kullanılarak kaydedilmiştir[7].

Ağrının doğasını karakterize etmek için painDETECT anketi gibi anketler kullanılır. Bu yedi maddelik araç, yanıcı ağrı, karıncalanma, ani ağrı ve sıcaklık ile soğuğa duyarlılık dahil olmak üzere ağrı niteliklerinin tanımlarını toplamak için bir Likert ölçeği kullanır; bu da farklı ağrı türlerini ayırt etmeye yardımcı olur[5].

Karın ağrısı bireyler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Genellikle yaygın “tüm vücut ağrısından”, mideye veya karına özgü lokalizasyonuyla ayırt edilir[5]. Ağrının süresi de değişkendir; akut ve kronik sunumlar arasında net bir ayrım yapılır, kronik sunum üç ay veya daha uzun bir süreyle tanımlanır [5].

Karın ağrısının şiddeti de geniş ölçüde farklılık gösterebilir; dismenore gibi durumlar için şiddet ölçeklerindeki yanıtların dağılımı bunu kanıtlamaktadır [7]. Ayrıca, ağrının altında yatan mekanizmalar ve sunumu farklılık gösterebilir; örneğin, gastrointestinal otoimmün bozukluklarla ilişkili ağrı, belirgin genetik varyasyonlar ve enterik sinir sistemini içeren mekanizmalar tarafından yönlendirilebilir, bu da tamamen kronik bir deneyimden ziyade “devam eden akut” bir duruma yol açar[6].

Karın ağrısı çeşitli genetik ve çevresel faktörlerden kaynaklanabilir. Bazı durumlarda, ülseratif kolit (ÜK), inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) ve Crohn hastalığı gibi gastrointestinal otoimmün bozukluklarda, ağrı kronik yerine “devam eden akut” olarak nitelendirilebilir. Bu tür ağrı, genellikle ince bağırsak içindeki darlıklar, apse veya kısmi ya da tam tıkanıklık gibi yapısal sorunlardan kaynaklanır[8].

Genetik etkiler, karın ağrısını da içerebilen ağrıya yatkınlıkta ve ağrı deneyiminde rol oynar. Kronik ağrının, genel olarak, geniş aileler içinde kalıtsal olduğu gözlemlenmiştir[9]. Araştırmalar, tek bir temel genetik faktörün farklı vücut bölgelerinde bildirilen ağrıyı açıklayabileceğini öne sürmektedir [10]. Kronik ağrıya yönelik belirli genetik riskler, majör depresif bozuklukla ilişkili risk varyantlarından gelen katkılar da dahil olmak üzere tanımlanmıştır [11]. Karın bölgesiyle ilişkili olabilecek bir ağrı türü olan kronik bel ağrısı üzerine yapılan çalışmalar, kalıtsallığın bir rolünü göstermektedir[12]. Dahası, genom çapında meta-analizler, kronik bel ağrısıyla bağlantılı belirli genetik lokusları belirlemiştir [1].

Çevresel unsurlar, karın ağrısının gelişimine ve deneyimlenmesine de katkıda bulunur. Genel olarak kronik ağrı için çevresel riskler kabul edilmektedir[11]. Örneğin, yaşam tarzı faktörleri kronik bel ağrısı ile ilişkilidir[12]. Karın ağrısının bir türü olan adet ağrısı özelinde, sosyal ilişkilerdeki bozulmalar genç kadınlarda duygusal sıkıntı ile ağrı arasındaki bağlantıyı yoğunlaştırabilir[13].

Karın ağrısı, yapısal, moleküler ve hücresel yolları içeren biyolojik mekanizmaların karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır.

Ülseratif Kolit, İnflamatuar Bağırsak Hastalığı ve Crohn Hastalığı gibi gastrointestinal otoimmün bozukluklarda, karın ağrısı sindirim sistemi içindeki fiziksel değişikliklerle ilişkilendirilebilir. Bu değişiklikler, striktürlerin, apselerin ve ince bağırsağın kısmi veya tam tıkanıklığının gelişimini içerir[8]. Bu durumlarda deneyimlenen ağrı, kronik olmaktan ziyade sürekli akut olarak tanımlanabilir[8].

Enflamatuar MediyatörlerProstaglandinler, ağrı sinyalizasyonuna katkıda bulunan önemli enflamatuar moleküllerdir. Örneğin, siklooksijenaz-2 (COX-2) spesifik inhibitörleri dismenore yönetiminde kullanılmaktadır; bu da COX-2 kaynaklı prostaglandin üretiminin adet ağrısındaki rolünü düşündürmektedir[14].

Ekstraselüler Matris ve Nöropatik Ağrı Çalışmalar, ekstraselüler matrisin organizasyonunun hem enflamatuar hem de nöropatik ağrıda önemli bir faktör olduğunu göstermektedir [15]. Araştırmalar ayrıca nöropatik ağrıda rol oynayan potansiyel mekanizmaları ve merkezi genleri belirlemeye odaklanmaktadır [16].

Karın ağrısı, sinir sistemi, bağışıklık sistemi, bağırsak mikrobiyomu ve genetik faktörleri içeren moleküler ve fizyolojik mekanizmaların karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır.

Bağırsak-beyin ekseni (GBA), merkezi sinir sistemi (CNS) ile MSS’den bir dereceye kadar bağımsız çalışabilen enterik sinir sistemi (ENS) arasındaki iletişimi kolaylaştırır [17]. Bu eksen, ağrı algısında önemli bir rol oynar. Ağrıyı işlemden sorumlu olan nosisepif sinyal sistemi, aşırı stres yanıtları tarafından potansiyel olarak bozulabilen değişikliklere uğrayabilir[6]. Beyindeki yapısal ve işlevsel değişiklikler kronik ağrıya geçişle ilişkili olsa da, gastrointestinal otoimmün bozuklukla ilişkili ağrı için ENS ve GBA, MSS değişikliklerinden daha merkezi bir rol oynayabilir[6]. Ağrı beklentisine karşı artmış beyin yanıtları gözlemlenmiştir[16].

Enflamasyon, özellikle inflamatuar bağırsak hastalıkları (IBD) gibi durumlarda karın ağrısının temel bir tetikleyicisidir. IBD’da, ağrı darlıklar, apseler ve ince bağırsağın kısmi veya tam tıkanıklığı gibi yapısal sorunlardan kaynaklanabilir[6]. Bağışıklık ve sinir sistemleri, ağrı deneyiminde doğrudan etkileşir[18]. Sitokinler ve kemokinler gibi moleküler mediyatörler, nöroenflamasyon, nörodejenerasyon ve nöropatik ağrının kesişim noktasında kritik öneme sahiptir [19]. Enflamasyona katılan bağışıklık hücreleri olan makrofajlar, metabolik hastalıklara ve insülin direncine katkıda bulunur [20]. Yağ dokusunun, pro-enflamatuar bir sitokin olantümör nekroz faktör-alfa (TNF-alfa) ekspresyonu da doğrudan bir rol oynar [21].

İnsan bağırsak mikrobiyomu, insan sağlığını ve hastalığını önemli ölçüde etkiler[22]. Bileşimi, konak genetiği, beslenme, yaş, cinsiyet, kilo, ilaç kullanımı ve diğer çevresel faktörlerden etkilenir [22]. Buna karşılık, bağırsak mikrobiyomu konak metabolizmasını etkileyebilir[23]. Bağırsak mikrobiyomunun bir kısmı kalıtsal olsa da [24], çevresel faktörlerin genel şekillenmesi üzerinde daha büyük bir etkisi olduğu anlaşılmaktadır [25]. Mikrobiyom, kişiselleştirilmiş bir özellik olan zamansal değişkenlik gösterir [26]. Araştırmalar, kronik yaygın ağrı ile bağırsak mikrobiyomu arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir[27].

Genetik belirleyiciler, kronik ağrının gelişimine katkıda bulunur; kronik yaygın ağrı, bel ağrısı ve kırılganlık arasında bazı paylaşılan genetik faktörler tanımlanmıştır[6]. Gastrointestinal otoimmün bozukluklarla (ülseratif kolit, IBD ve Crohn hastalığı gibi) ilişkili kronik ağrının altında yatan genetik varyasyon ve mekanizmalar, sindirim sistemi dışındaki ağrı ile ilişkili olanlardan farklılık gösterebilir[6]. Epigenetik modifikasyonlar, özellikle nörolojik yollardaki DNA metilasyonu, kronik yaygın ağrıda rol oynamaktadır[6]. Konakçı genetiği de bağırsak mikrobiyomunu şekillendirmede rol oynamaktadır [24].

Vücudun iç biyolojik saati veya sirkadiyen ritim, ağrı ve nöroinflamasyon üzerinde kontrol uygular[28]. Akut ve kronik durumlar dahil olmak üzere insan hastalıklarının günlük ve yirmi dört saatlik örüntülenmesi, bu ritimlerin etkisini vurgulamaktadır [29].

Fazla kilo, obezite ve yüksek Vücut Kitle İndeksi (BMI) gibi metabolik faktörler, kronik yaygın ağrı için yerleşik risk faktörleridir[6]. Boylamsal çalışmalar, yüksek bir BMI’nin, ağrıya bağlı hareketsizliğin bir sonucu olmaktan ziyade, sıklıkla ağrının başlangıcından önce geldiğini göstermektedir [6]. Artmış yağ kütlesi de bu durumlarla ilişkilidir [6].

Karın ağrısı, çeşitli altta yatan nedenleri olan sık görülen bir semptom olup, spesifik kökenlerini anlamak tanı, prognoz ve yönetim açısından önemli klinik çıkarımlara sahiptir.

Ülseratif kolit (ÜK), inflamatuar barsak hastalığı (IBD) ve Crohn hastalığı gibi gastrointestinal otoimmün hastalıklar bağlamında, karın ağrısı kronik olmaktan ziyade “devam eden akut” olarak nitelendirilebilir. Bu ayrım çok önemlidir çünkü ağrı genellikle striktürler, apseler veya ince bağırsağın kısmi/tam tıkanıklığı gibi yapısal komplikasyonlardan doğrudan kaynaklanır[6]. Bu tür ağrının altında yatan genetik varyasyonlar ve mekanizmalar, sindirim sistemi dışındaki kronik ağrı durumlarıyla ilişkili olanlardan farklı görünmektedir[6]. Ayrıca, merkezi sinir sisteminden (CNS) bağımsız olarak çalışan enterik sinir sistemi (ENS)‘nin rolü, bağırsak-beyin ekseni (GBA) ile birlikte, kronik ağrıya özgü yapısal ve fonksiyonel beyin değişikliklerinin bu gastrointestinal durumlarda daha az merkezi olabileceğini düşündürmektedir [6]. Bu durum, terapötik yaklaşımların periferik mekanizmaları ve bağırsağa özgü yolları daha doğrudan hedeflemesi gerekebileceği anlamına gelir.

Karın rahatsızlığı ile ilişkili bir diğer kritik durum Abdominal Aort Anevrizması (AAA)‘dır. AAA’nin erken teşhisi hayati önem taşımaktadır, çünkü çalışmalar, AAA olan bireylerin önemli bir kısmının hastalık seyirlerinin geç evrelerinde teşhis edildiğini göstermektedir[30]. Bu durum, ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü gibi kuruluşların tavsiyelerine rağmen [31], AAA için tarama yöntemlerinin yetersiz kullanımını vurgulamaktadır. Popülasyon düzeyinde taramanın rüptüre AAA insidansını etkilediği gösterilmiş olup, prognoz değerini de desteklemektedir [32]. Araştırmalar ayrıca, AAA için popülasyon risk faktörü tahminlerinin elektronik tıbbi kayıtlardan etkin bir şekilde elde edilebileceğini ve bunun risk altındaki bireylerin belirlenmesine yardımcı olabileceğini göstermektedir [33]. AAA için genom çapında poligenik risk skorlarının (PRS) geliştirilmesi de, genetik riski daha yüksek olan bireyleri belirlemek ve potansiyel olarak tarama çabalarına ve önleyici stratejilere rehberlik etmek açısından umut vaat etmektedir.

Karın Ağrısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Karın Ağrısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak karın ağrısının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Ailemdeki herkesin karın ağrısı var; ben de kesinlikle yaşayacak mıyım?

Section titled “1. Ailemdeki herkesin karın ağrısı var; ben de kesinlikle yaşayacak mıyım?”

Karın ağrısı da dahil olmak üzere kronik ağrının genetik bir bileşeni olsa da, bu sizin de kesinlikle yaşayacağınız anlamına gelmez. Çalışmalar, genetik faktörlerin kronik ağrıya yatkınlığınızın yaklaşık %7-12’sine katkıda bulunduğunu, bu durumun bir yatkınlığı işaret ettiğini ancak başka birçok faktörün de rol oynadığını göstermektedir.

2. Bazı insanlar karın ağrısıyla benden neden daha iyi başa çıkıyor gibi görünüyor?

Section titled “2. Bazı insanlar karın ağrısıyla benden neden daha iyi başa çıkıyor gibi görünüyor?”

Bireysel genetik yapınız, ağrı algınızı ve toleransınızı etkileyebilir. Genlerdeki varyasyonlar bu farklılıklara katkıda bulunur; yani bazı insanlar ağrıyı diğerlerinden daha yoğun veya sık yaşamaya biyolojik olarak yatkındır.

3. Etnik kökenim mide ağrısı riskimi değiştirir mi?

Section titled “3. Etnik kökenim mide ağrısı riskimi değiştirir mi?”

Evet, araştırmalar ağrı tepkilerinin ve altında yatan genetik varyasyonların çeşitli etnik popülasyonlar arasında farklılık gösterebileceğini göstermektedir. Birçok çalışma belirli gruplara odaklanmıştır, dolayısıyla etnik kökeniniz karın ağrısı için özel genetik risk faktörlerinizi etkileyebilir.

4. Mide ağrım genetikse sağlıklı beslenmek ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir mi?

Section titled “4. Mide ağrım genetikse sağlıklı beslenmek ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir mi?”

Evet, genetik bir yatkınlık olsa bile, sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı seçimleri faydalı olabilir.GRB10 gibi genler, beslenmeden etkilenen insülin sinyalizasyonu gibi metabolik yolları etkileyerek vücudunuzun ağrıya karşı genel yanıtını potansiyel olarak modüle edebilir.

5. Metabolizmamın sürekli karın sorunlarımla bir ilgisi var mı?

Section titled “5. Metabolizmamın sürekli karın sorunlarımla bir ilgisi var mı?”

Bir bağlantı olabilir. GRB10 gibi genler, hücresel metabolizmayı düzenlemede ve vücudunuzun insülin gibi büyüme faktörlerine nasıl tepki verdiğinde rol oynar. Bu genlerdeki varyasyonlar, bu metabolik süreçleri hafifçe etkileyebilir ve bu da karın ağrısına yatkınlığınızı etkileyebilir.

6. DNA testi yaptırmak karın ağrımı anlamak için faydalı mıdır?

Section titled “6. DNA testi yaptırmak karın ağrımı anlamak için faydalı mıdır?”

Bir DNA testi, GRB10genindekiler gibi, ağrıya yatkınlıkla ilişkili belirli genetik varyasyonları belirleyebilir. Ancak, genetik şu anda karın ağrısı riskinin yalnızca küçük bir bölümünü açıklamaktadır ve birçok faktör henüz keşfedilmemiştir; dolayısıyla henüz tam bir tanı aracı değildir.

7. Karın ağrım tamamen kafamda mı, yoksa gerçek bir nedeni mi var?

Section titled “7. Karın ağrım tamamen kafamda mı, yoksa gerçek bir nedeni mi var?”

Karın ağrısı oldukça gerçektir ve karmaşık fizyolojik yolları ve genetik yatkınlıkları içeren net bir biyolojik temeli vardır. Genetik faktörler, kronik ağrıya yatkınlığınıza önemli ölçüde katkıda bulunur; bu da sadece psikolojik değil, somut bir biyolojik temelin var olduğu anlamına gelir.

8. Tedaviden sonra bile karın ağrım neden sürekli tekrarlıyor?

Section titled “8. Tedaviden sonra bile karın ağrım neden sürekli tekrarlıyor?”

Kronik ağrının genellikle kalıcı semptomlara yatkınlık yaratabilen genetik bir bileşeni vardır. Genetik yapınız, vücudunuzun ağrı sinyallerini nasıl işlediğini etkiler ve altta yatan biyolojik bir yatkınlık nedeniyle, başlangıçtaki müdahalelerden sonra bile rahatsızlığın tekrarlama olasılığını artırır.

9. Doktorların karın ağrımın nedenini bulması neden bu kadar zor?

Section titled “9. Doktorların karın ağrımın nedenini bulması neden bu kadar zor?”

Karın ağrısı, birçok potansiyel nedeni olan karmaşık bir durumdur ve genetik mimarisi hala tam olarak anlaşılamamıştır. Gelişmiş çalışmalara rağmen, tanımlanan genetik varyantlar genellikle bireysel farklılıkların sadece küçük bir kısmını açıklamakta, birçok temel faktörü bilinmez bırakarak tanıyı zorlaştırmaktadır.

10. Sadece benimkarın ağrısı tipime özel yeni tedaviler geliştirilebilir mi?

Section titled “10. Sadece benimkarın ağrısı tipime özel yeni tedaviler geliştirilebilir mi?”

Ağrının genetik temeli üzerine devam eden araştırmalar, kişiselleştirilmiş tıp için oldukça umut vericidir. Spesifik genetik varyasyonları anlayarak, gelecekteki tedaviler sizin benzersiz biyolojik profilinize özel olarak uyarlanabilir ve bu da daha etkili ve hedefe yönelik tedavilere yol açabilir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalarına dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Suri, P., et al. “Genome-wide meta-analysis of 158,000 individuals of European ancestry identifies three loci associated with chronic back pain.” 2018, vol. 48, no. 7, pp. 1–23.

[2] Pe’er, Itsik, et al. “Evaluating and improving power in whole-genome association studies using fixed marker sets.” Nature Genetics, vol. 38, no. 6, 2006, pp. 663–667.

[3] Edwards, C., Fillingim, R., & Keefe, F. “Race, ethnicity and pain.”Pain, vol. 94, no. 2, 2001, pp. 133–137.

[4] Johnston, Keira J. A., et al. “The gut microbiome is associated with chronic widespread pain.”Communications Biology, vol. 2, no. 1, 2019, p. 321.

[5] Lim, V. K. T., et al. “Genetic architecture of chronic pain in the UK Biobank.”Communications Biology, vol. 3, no. 1, 2020, p. 329.

[6] Smith, M. A. W. T. H., et al. “The genetics of chronic pain: A systematic review and meta-analysis of genome-wide association studies.”PLoS Genetics, vol. 17, no. 10, 2021, e1009804.

[7] Harris, Sarah E., et al. “Genome-wide association meta-analysis of dysmenorrhea reveals two novel loci and a functional link to endometriosis.”Pain, vol. 162, no. 5, 2021, pp. 1528-1537.

[8] Docherty MJ et al. “Managing Pain in Inflammatory Bowel Disease.”Gastroenterol Hepatol (N Y), vol. 7, no. 9, 2011, pp. 592-601.

[9] Hocking LJ, Morris AD, Dominiczak AF, Porteous DJ, Smith BH. Heritability of chronic pain in 2195 extended families. Eur J Pain (United Kingdom). 2012; 16(7):1053–63.

[10] Williams FMK, Spector TD, MacGregor AJ. Pain reporting at different body sites is explained by a sin-gle underlying genetic factor. Rheumatology. 2010; 49(9):1753–5.

[11] McIntosh AM, Hall LS, Zeng Y, Adams MJ, Gibson J, Wigmore E, et al. Genetic and Environmental Risk for Chronic Pain and the Contribution of Risk Variants for Major Depressive Disorder: A Family-Based Mixed-Model Analysis. PLoS Med. 2016; 13(8):1–17.

[12] Junqueira DRG, Ferreira ML, Refshauge K, Maher CG, Hopper JL, Hancock M, et al. Heritability and lifestyle factors in chronic low back pain: Results of the Australian Twin Low Back Pain Study (The AUTBACK study). Eur J Pain (United Kingdom). 2014; 18(10):1410–8.

[13] Alonso C, Coe CL. Disruptions of social relationships accentuate the association between emotional distress and menstrual pain in young women. Health Psychol 2001;20:411–16.

[14] Harel, Z. “Cyclooxygenase-2 specific inhibitors in the treatment of dysmenorrhea.” Journal of Pediatric and Adolescent Gynecology, vol. 17, 2004, pp. 75–79.

[15] Parisien, M., Samoshkin, A., Tansley, S. N., Piltonen, M. H., Martin, L. J., El-Hachem, N., et al. “Genetic pathway analysis reveals a major role for extracellular matrix organization in inflammatory and neuropathic pain.”Pain, vol. 160, 2019, pp. 932–944.

[16] Gu, Y., Qiu, Z., Cheng, N., Chen, C., Hei, Z., & Li, X. “Identification of potential mechanism and hub genes for neuropathic pain by expression-based genome-wide association study.”Journal of Cellular Biochemistry, vol. 120, 2019, pp. 4912–4923.

[17] Carabotti M et al. “The gut-brain axis: interactions between enteric.”

[18] Ren K et al. “Interactions between the immune and nervous systems in pain.”Nat Med, 2010, vol. 16.

[19] Ramesh G et al. “Cytokines and chemokines at the crossroads of neuroinflammation, neurodegeneration, and neuropathic pain.”Mediators Inflamm, 2013.

[20] Chawla A et al. “Macrophage-mediated inflammation in metabolic disease.”Nat Rev.

[21] Hotamisligil GS et al. “Adipose expression of tumor necrosis factor-alpha: direct role in obe-.”

[22] Kurilshikov A et al. “Host genetics and gut microbiome: challenges and perspectives.”Trends Immunol, vol. 38, 2017, pp. 633-47.

[23] Janssen AW et al. “Potential mediators linking gut bacteria to metabolic health: a critical view.”J Physiol, vol. 595, 2017, pp. 477-87.

[24] Goodrich JK et al. “Human genetics shape the gut microbiome.”Cell, vol. 159, 2014.

[25] Rothschild D et al. “Environment dominates over host genetics in shaping human gut microbiota.”Nature, vol. 555, 2018, pp. 210-5.

[26] Flores GE et al. “Temporal variability is a personalized feature of the human microbiome.” Genome Biol, 2014, p. 531.

[27] “Chronic widespread pain and the gut microbiome.”academic.oup.

[28] Segal JP et al. “Circadian control of pain and neuroinflammation.”

[29] Smolensky MH et al. “Diurnal and twenty-four hour patterning of human diseases: Acute and chronic common and uncommon medi-.”

[30] Mell, M. W., Hlatky, M. A., Shreibati, J. B., Dalman, R. L., Baker, L. C. “Late diagnosis of abdominal aortic aneurysms substantiates underutilization of abdominal aortic aneurysm screening for Medicare beneficiaries.”J Vasc Surg.

[31] Owens, D. K., Davidson, K. W., Krist, A. H., Barry, M. J., Cabana, M., Caughey, A. B., Doubeni, C. A., Epling, J. W. Jr, Kubik, M., Landefeld, C. S., et al. “Screening for abdominal aortic aneurysm: US Preventive Services Task Force rec-.”jama.

[32] Scott, R. A., Wilson, N. M., Ashton, H. A., Kay, D. N. “Influence of screening on the incidence of ruptured abdominal aortic aneurysm: 5-year results.”bjs.

[33] Smelser, D. T., Tromp, G., Elmore, J. R., Kuivaniemi, H., Franklin, D. P., Kirchner, H. L., Carey, D. J. “Population risk factor estimates for abdominal aortic aneurysm from electronic medical records: a case control study.”